Bir hocamız diyor ki, “onca veli-evliya, hacı hoca yetiştirdik, hiçbirisi bizi yıllar öncesinden uyarmadı; ama Bil Geyts(Gates), beş buçuk yıl öncesinden ‘on yılda on milyon insanın ölümüne neden olacak virüsten’ bahsetti. Şunun altını kalın bir çizgiyle çizmek istiyorum: Ulema denen “Kuran’ın ve hadisin” ezberi dışında hiçbir bilgisi olamayan din adamları “bilim insanıyla Tanrı’yı, bilimle dini karşı karşıya getirip düşman ederek kendilerine inananları cahil bırakmışlardır.” Tıpkı depremi “Tanrı’nın gazabı, işlenen günahların bedeli” görmeleri gibi… Oysa deprem “yer küredeki fayların kıvrılma ve kırılma hareketleriyle yaşanılan sarsıntılarda oluşan can ve mal kaybından başka bir şey değildir.” Evler, binalar, yollar, köprüler, tüneller ne kadar sağlam, dayanıklı yapılırsa, can ve mal kaybı o kadar az olur veya hiç olmaz.

Salgın hastalıklar, tüm dünyayı sallayan deprem gibi on binlerce, yüz binlerce, milyonlarca insanı tırpanlayıp öldüren tusunami dalgalarıdır. Bu dünya veba, kolera, çiçek, verem, gırip gibi salgınlara yüz milyonları bulan ölümlerle kurbanını verdi. Bilim, teknoloji ve uygulanan yöntemlerle hastalıkların kimileri yenildi, kimileri de üretilen ilaçlarla kontrol altına alındı. Şimdi de kalp, damar, hiper tansiyon, beyin kanamaları, kanser gibi hastalıklara milyonlarca insan kurban veriliyor. Bir gün bilim ve bilim insanı diğer hastalıklara bulduğu çareyi, yeni hastalıklara bularak onları da hastalıklar tarihine gömecektir.

Çare akılda, bilimde, bilim insanında, bilgide, ne papada papazda, ne hahamda imamda…

İkinci Mahmut tahta çıkışının dördüncü yılında(1812)veba salgınıyla karşılaşır. Mücadele etmek için müspet anlamda yetişmiş hiçbir Müslüman “tıp doktoru” yoktur. Sağlık işlerini “müneccimler” yürütürdü o zamanlar. Müneccim, yıldızların hareketinden anlam çıkaran bir tür falcıdır. II. Mahmut salgınla mücadele etmek için bir ferman çıkararak “insanların camilere, mescitlere, türbelere toplanıp hocaların Kuran, hadis okumasını, dua etmesini” emreder. Günlük ölü sayısının beş yüze(500) çıktığı günler, aralıkta İstanbul’un yaşadığı çok soğuk ve ağır kış koşullarıyla veba hafifler ve biter. İkinci salgını İstanbul 1825’te yaşar. Yine Kuran, hadis, dua ve yirmi bine(20000) yakın can kaybının yanında II. Mahmut üç evladını çiçek salgına verir. 1828’de kolera İstanbul’u kırıp geçirir. Umarsız kalan II. Mahmut “bu işin Kuran, hadis, dua okuma işi olmadığını anlar.” İstanbul’daki misyon şefleri-sefirlerle yaptığı konuşmalarda onların aldığı önlemleri sorar. Verdikleri yanıt “karantinadır.” “Çanakkale ve İstanbul Boğazlarından geçen gemilerle gelen insanlar karantinaya alınmalıdır” derler. Karantinayı uygulamaya kalktığında “ulema(?)” direnir; “Allah’ın takdirine karşı mı çıkıyorsun” diye isyan eder. 30. Osmanlı Padişahı karantina ile yetinmedi. İlk kez bugünkü anlamda “tıbbiye ve cerrahiye okullarını” açtı. Fıransa’dan ders verecek hocalar getirtti.

Birinci Dünya Savaşından sonra yayılan İspanyol Gıribi beş yüz milyon insanı etkiledi, 50-100 milyon civarında insanın ölümüne neden oldu.

Salgın hastalıklar virüsle bulaşır. Virüs hiçbir insanın “diline, dinine, ırkına, cinsiyetine bakmaz. Yaşamak için canlı insan, ya da hayvan arar. Oysa benim halkım sosyal medyada, televizyonlarda “kutsal topraklarda virüs olmaz”, “camilere virüs girmez”, “abdest alıp namaz kılana korona bir şey yapmaz”, “melekler bizi koruyor” diyor. Değerli okurum, insanın kutsal değerleri vardır, ama virüsün yoktur. Onun kutsalı nerede nasıl olursa olsun “bir insanı ve hayvanı ele geçirip yaşamaktır.” Bulaştığı insan ister Müslüman, ister Hıristiyan, ister Musevi, ister Mecusi, ister Budist, ister Putperest olsun önlem alınmazsa öldürür. Virüsün Türk’ü, Arap’ı, Çinlisi, Rus’u, İngiliz’i, Alman’ı yoktur.

Dua, pisikolojik rahatlığa ve doygunluğa erişmede kimileri için muhteşem bir yöntemdir. Ama sorunların çözümünde, hastalıkların iyileştirilmesinde, moral dışında hiçbir etkinliği yoktur. Çoğunluğu Budist olan Çin, Güney Kore korona virüsünü nasıl durdurdu? Öğrenmek ve uygulamak gerekir. Çare bu… Gerisi lafı güzaftır: “İnsanlardan uzak durmak, dezenfektan ve sabunla yapılacak temizlikle hiçbir ödün vermeden aşı bulunana kadar mücadele etmek…

(Değerli büyüğümüz gazeteci, karikatürist, yazar, şair Hikmet Aksoy iki yıla yakındır verdiği yaşam mücadelesine yenik düştü. Kendisine rahmet, ailesine ve tüm sevenlerine başsağlığı diliyorum.)

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız…