Şaka maka değil, ocak dokuzdan beri yirmi dört yıllık bay-paslıyım, Tırabzon Sıporun Sivas Sıporu Sivas’ta(3-2)yendiği maçı seyrederken ritim bozukluğu yaşadım, o günden beri de pilliyim.

Gençlikte sağlıklı olmanın değeri bilinmiyor. Sanılıyor ki, hep böyle sürüp gidecek. Ve bir sürü yanlışlık yapıyor insan. Kaportanın, motorun aldığı darbeler, yaralar hep iz bırakıyor ve biriktiğinde de tamirhaneye gitmek zorunda kalınıyor. “Eyvah” diyor o zaman insan, “eyvah!” Ama kimileri bu “eyvah” ı söyleme fırsatını bulamıyor. Bir bakıyorsunuz ki, yarını yok yaşamanın. Bu yüzden hayat değerli, anlamlı. Daha yapılacak işler, söylenecek sözler var. Değeri mutlaka bilinmeli. “Ne ben acı çekmeliyim, ne de kimseye acı çektirmeliyim. Buna benim hakkım olmadığı gibi başka hiç kimsenin de hakkı yoktur” diyebilmeli insan. Ve sözden anlamalı.

Korona belası “geldi, geliyor” derken kapıya dayandı, eve girmeye çalışıyor. Bakıyorum özel durumu olmayan kimileri, salt canları sıkıldığı, evde duramadıkları için kendilerini sokağa atıyor, parklarda, deniz kıyılarında, pazar yerlerinde geziniyor, alış veriş yapıyorlar. Verdikleri röportajlarda “çocuklarının ve başka birilerinin sorumluluğunu taşımadıklarını” hissettiriyorlar. Pencereden bakıyorum, Ankara, İstanbul ne ise, Beşikdüzü’nde de sokaklar aynı. Oysa sorumluluk, tüm bireylerin kendilerine ve toplumun tamamınadır. İnsan sözden anlamalı…

Dört duvar arasında yaşamak kolay değil. Ama aile bireyleriyle birlikte yaşamayı, gülmeyi, eğlenmeyi, evin içindeki dünyayı kitaplarla, filmlerle genişletmeyi, fıkralarla gülmeyi, yaşanılır kılmayı öğrenmek zorundayız. Can sıkıntılarını, huzursuzlukları kaldırıp atmalıyız. Anlamalıyız; bu bir süreçtir; en az zararla atlatmalıyız. Bir daha geri gelmeyecek olan zamandır, hayattır. Şu günlerde birilerini riske atmak en büyük yanlışlıktır, bunu anlamalıyız.

Bahar geldi, gidiyor; fındıklar, ağaçlar, yapraklar, meyveler ve çiçekler gönenip yeşeriyorlar. Biz bu zamanın dışındayız. Pek çok şeyi özlüyoruz, ama umuyor ve bekliyoruz. “Yeter ki sağlık olsun” diyoruz. İç geçirsek de, özlem duysak da, patlayıp çatlasak da hayat-doğa hazırlanışını sürdürüyor; güneş durmuyor, doğuyor ve batıyor. Sık sık yaptığımız camdan dışarıya bakmak da olsa yaşamayı iliklerimize kadar hissettiriyoruz.

Evde olmak, bol bol zaman kazandırıyor insana. Bol bol zamanı olmak daha çok kitap okumak, daha çok yazı yazmak, müzik dinlemek, film, belgesel seyretmek, dostlarla “tele-sohbet” etmek, yıllardır görmediğim kimi öğrencilerimle konuşmak demektir. Kütüphanemde kapağını açmadığım, alıp raflara koyduğum kitaplarla tanışmak, onların kokusunu almak, varsa alış öykülerini anımsamak zamanı değerli ve anlamlı kılıyor. Bu salgın günlerinde çok kitap okudum, çok yazı yazdım. Hatta uzun zamandan buyana görüşemediğim, sesini duyamadığım, özlemini içimde bir yerlerde hissettiğim dostlarla da konuştum. İkinci kez okuduğum Ernest Hemigvey’in Çanlar Kimin İçin Çalıyor ve hele bugünlerle örtüşen Alber Kamü’nün Veba’sını okumanızı öneririm. Biri “iç savaşın insanları nasıl öğüttüğünü, diğeri de bir salgının insanları nasıl götürdüğünü”, her ikisinin de insanlar üzerindeki acımasızlığını gözümüzün içine soka soka anlatıyorlar.

Bol bol korona virüslü haberler dinliyorum. Bilim bu virüsü de yenecek. Ama taksit taksit alınan önlemler can sıkıyor. Her geçen gün virüsün bulaştığı insanların sayısı artıyor, ölümler çoğalıyor, karantinaya alınan, giriş çıkışları yasaklanan ilçe, belde ve köylerin sayısı artıyor. Kapıyı örtmek için illa da korona virüsün bizi ele geçirmesini mi beklemek gerekiyor? Gönüllü karantinaya rağmen vatandaş ayağını sokaktan kesmiyor. “Canı sıkılırmış.” Ekmek peşinde olanlara söyleyecek sözüm yok. Çünkü devlet onlara, “işi, aşı, faturayı, çoluğu-çocuğu düşünme; kaç ay sürerse sürsün, kendini yalnız hissetme, ben senin yanındayım” diyemedi.

Vatandaşım da “sıgaranın zararını biliyorum ve içiyorum” diyen tiryakiler gibi korona virüsüne ve tüm uyarılara aldırmadan sokağa çıkıyor ve dolaşıyor. Çok yazık. (Not: Bu yazı sokağa çıkma yasağından önce yazıldı.)

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız…