inankalyoncu061 @ hotmail.com

Türkiye tarihinin kritik referandumlarından birini daha geride bıraktı.

Sandıktan beklenmeyen büyük sürpriz çıkmadı.

Kamuoyu araştırmalarında son haftalarda burun buruna bir sonuç çıkacağını gösteriyordu...

Milliyetçi muhafazakar kesim ile sol güçler, referandum devlet zoruyla kazanıldı tezlerini ortaya koysalar da son sözü Yüksek Seçim Kurulu söyledi.

12 Eylül darbesinde Kenan Evren’in şu sözlerini bir çoğumuz biliriz...

“Kaybolan devlet otoritesini, yeniden tesis etmek içün, ordu yönetime el koymak zorunda kalmıştır.”

Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Sadi Güven de devleti tek elden yönetmek isteyen güce karşı biat kültürünü sergileyerek sandıklara el koymuştur...

Toplum tam ortadan ikiye bölünerek, aşırı derece kutuplaşmış halde yönetim sistemi değişikliği “ala vere, dala vere” ile gerçekleştirilmiş oldu.

Referandum öncesi ağızlara pelesenk olan “Anayasalar toplumsal uzlaşma belgesidir.” sözünün bir safsata olduğu da referandum sonunda görüldü.

Bu sonuçlardan sonra artık kimse Yeni Türkiye’den söz edemez...

Bir, Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’si var, bir de ona yüksek sesle itiraz eden, öfke duyan, boyun eğmeyen, isyan eden Türkiye var...

İkiye bölünmüş Türkiye gerçeği bütün çıplaklığı ile ortaya çıktı. Bu saatten sonra, bu iki Türkiye’nin, bir Türkiye olması oldukça güç görünüyor...

Bu nedenle devletin dümenini eline geçirmiş olan Recep Tayyip Erdoğan’ın işi oldukça zor görünüyor.

Geleceği görmek için kâhin olmaya gerek yok.

Referandum Türkiye’deki krizlerin çözülmesini kolaylaştıracak bir biçimde sonuçlanmadı. Aksine sandıktan devlet krizini daha da derinleştiren bir sonuç ortaya çıktı.

Devletin bütün olanaklarıyla, bütün kurumlarıyla “evet” kampanyası yürütülmesinin insanların üzerindeki sonuçları oldukça sarsıcı oldu.

Artık insanların hukuka, kurumlara ve yöneticilere karşı olan güven duygusundaki aşınma daha da derinleşti. Yüksek Seçim Kurulu’nun referandumu adil yürütmediğine ilişkin güven kırılması da bunun göstergelerinden biridir.

Sandıktan çıkan sonucu şöyle de okuyabiliriz. Her iki seçmenden biri, evet cephesinin “devletin bekası” sorunu olarak tanımladığı sorunu veya bunun sistem değişikliğinin gerekçesi yapılmasını benimsememiş veya doğru bulmamıştır. Hükümet partisinin ve MHP’nin seçmeni dahi tam olarak buna ikna edilememiştir.

Bir de son iki yıldır Güneydoğu’da izlenen asayiş politikasıyla sokakları dizayn etmeye çalışmanın da sonuç vermediği ortaya çıkmıştır.

Kısacası, sandıktan çıkan sonuç ülkeyi ikiye bölmüştür. Bu bölünmeyi AKP iktidarı kendi elleri ile yaratmıştır. Bu bölünme daha da derinleşmeden bir an önce önüne geçilmelidir...

Ülkedeki bölünmeyi engelleyebilecek tek güç halk sınıflarını birleştirebilecek bir siyasettir...

Bir an önce bu gücün ülkede tesis edilmesi lazım...

Bundan aşağısı bu ülkeyi kurtarmaz...

Bundan aşağısı savaştır, bölünmedir.

Allah korusun!...