Dr. Ahmet Bekaroğlu

Başlığı ‘Putin müslümanları İslam’a davet etti’ ya da ‘Putin bizi İslami kuralları uygulamaya çağırdı’ diye de atmayı düşündüm, ama her nedense ‘Putin’in Vaazı’ diye karar kıldım. Konumuza gelecek olursak, özellikle belirteyim ki sakın ola yazıma siyasi bir yorum yapılmasın, bunu asla istemiyorum. Çünkü bu alanla ilgilenmiyorum, şayet ilgi alanımda olmuş olsa zaten siyaset alanına soyunurdum. Burada siyasetle asla ilgili olmayan bir konuya değinmek istiyorum ki bu konu, uzmanlık alanımı ilgilendiriyor.  Yani benim  burada kastetmiş olduğum ya da tartışacağım alan İslam Dünyası’nın hal-i pür melalidir. Bu düşüncelerimi vakti ile feysbuk sayfamda anında paylaşmıştım, şimdi de buraya alıyorum. Genlerimdeki acelecilikten olacak en son söylenecek sentez cümleyi, başa alayım. Gerçi bu sefer de yazının devamını okumanın anlamı kalmayacak ama ben yine de söyleyeyim.  İşte o cümle; İslâm ülkelerindeki etkili ve yetkili olan istisnaları bir yana ulema, umera ve hadi avam demeyeyim de halk; şayet onurları varsa bu işi bıraksınlar. Bunu şu sebepten dolayı söylüyorum. Türkiye, İran ve Rusya liderlerinin katılımı ile ülkemizde gerçekleştirilen ‘Suriye konulu’ üçlü zirve ile ilgili olarak Cumhurbaşkanımızı ve devletimizin diğer organlarını öncelikle “ülkemizin bölünmez bütünlüğü ve bu konuda çok gerekli olan 'Suriye'nin toprak bütünlüğünün sağlanmasının gerekliliği' konusundaki kararlılıklarından dolayı” kutluyorum. Ama benim burada esas olarak vurgulamak istediğim başka bir konu daha var. Üç liderin gerçekleştirdikleri toplantının sonundaki basın toplantısında bir rus bayan gazeteci, 'Yemen'deki çatışmalarla ilgili olarak' bir soru sordu. Bu soruya ilk olarak İran Cumhurbaşkanı Ruhani, ‘ilk saldıran Suudi Arabistan’dır ve Yemenliler de kendilerini savunacaklar ve elbette biz de onların yanlarındayız’ şeklinde cevap verdi. Elbette olayların başlangıç ve gelişmesi ve bugünkü noktaya gelmesi açısından buna bir itiraz olamaz. Ancak, olayın farklı bir boyutu var ve ‘bu sulhun nasıl sağlanacağı? sorunu var. İşte bu soruya ikinci olarak Rusya Lideri Putin cevabında, "çatışmaların sona ermesi için Kur'andaki, 'hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz..' " ( Al-i İmran, 3/103) ayetini hatırlatarak, 'siz din kardeşisiniz, aynı Allah'a inanıyorsunuz, detay anlaşmazlıkları bırakın' diyerek konuyu diğer açılardan da açıkladı. Yani 'Putin, 'Mü'minler öncelikli kardeşlerdir' (Hucurat, 49/10) ayetine vurgu yaptı ve ben de tam bu sırada Yatsı Namazı'na çıktım. Şimdi diyorum ki İslâm Tarihinde akan on binlerce müslüman kanı ne olacak? Cemel Vakası, Sıffin Savaşı, Kerbelâ ve diğerleri. Ve de yakın zamandaki İran ve Irak Savaşında ve Yemende akan kan. Mezhep, meşrep ve anlayışlardan doğan kavgalar. Kur’anda, bir cana kıymanın tüm insanlığı öldürmek olduğu..’ (Maide, 5/32) anlatıldığı halde.  Kaldı ki ayetin devamında, ‘bir cana hayat vermenin tüm insanlığa hayat vermek olduğu’ da dile getiriliyor. Peygamberimiz de, ‘iki Müslüman kavga ettiklerinde öldüren de, ölen de cehennemdedir’ buyurmuş. Bunun üzerine, ‘öldüren cehennemde, bunu anladık ama, ölen neden cehennemdedir?’ diye sorulduğunda peygamberimiz, ‘o da becerse öldürecekti’ cevabını vermiştir. Diyorum ki hal böyleyken, müslümanlar, hala daha birbirlerinin kanını nasıl olur da akıtırlar? Elbette bunda idarecilerin olduğu kadar ulemanın da büyük suçu var. Çünkü onlar bidayetten/başlangıçtan beri Şia ve Ehl-i Sünnet anlayışlarında halkı kutuplaştırdılar. Bu ulemamız; ‘kardeşim, 'Kur'an ve Sünnet' var, burada ittifak edelim, hocalarımız bizim için sadece birer öğretici konumumda kalsınlar, gerisi teferruat' diyerek maalesef ki müslümanlar için bir ortak payda oluşturamadılar. Ama biz, Kur’an ve peygamberimizi bir tarafa bırakarak, ‘benim hocam senin hocandan daha  iyi, senin bağlı olduğun yer benimkine erişemez bile vs.’ diyerek hocalarımızı tokuşturmak ve maç yaptırmaktan bir türlü kurtulamıyoruz. Ülkemizde halâ daha, ismailağacılar, cübbeliciler Adıyamancılar, iskenderpaşacılar, süleymancılar, nurcular, İmam Hatip ve İlâhiyatçılar vs. bir sürü farklı meşreb ve anlayış var. Bu guruplara mensup olanlardan istisnaları bir yana  hiçbirimiz de diğerini yeterince sevmiyor ve din kardeşlerimizi sanki kendimize rakip olarak görüyoruz. Umarım yanılıyorumdur ama en azından ben halimizi böyle görüyorum. Yoksa böyle bir durum yokta ben mi pesimist düşünüyorum.  Ama ben de bunlardan müstağni yani ak sütle yıkanmış  değilim elbette. Yani ben de İmam Hatip ve İlâhiyat alanına mensup olanlardanım, bu alanlara toz kondurmam, eleştirileri hazmedemem ve yapılan sataşmalara da çok sert cevap veririm. Yani bu konuda çok statükocuyumdur.  Düşünüyorum da acaba bizi kim birbirimizle yarıştırıyor? Hep deriz ya, biz müslümanlar neden bir araya gelemiyoruz? diye. Aslında sorunun cevabı; bizi birleştiren ve kardeş yapan, aynı yaratıcıya olan imanımızdır. O’nun gönderdiği Kur’an konuyu bize bu şekilde açıklıyor. Hepimizin önder kabul ettiği peygamberimiz de bize konuyu  böyle öğretiyor. Ama, mensup olduğumuz alanlar, pay olacağı halde herhalde egomuzun da teşviki ile birden payda konumuna geçiveriyor. Ve ‘dahili ve harici bedhahların’ oyununa gelerek birbirimizle vuruşuyor ve enerjimizi tüketiyoruz, ‘sonunda rüzgarımız yani gücümüz kayboluyor (Enfal, 8/46).  Bunu anlayan gayr-i müslimler de herhalde, ‘nasılsa bu müslümanlar bölük pörçük, asla bir araya gelemezler’ diyerek, İslam Coğrafyasında müslüman kardeşlerimizi katlediyorlar. İşin en üzücü yanı da bizim buna sadece seyirci kalmamız. Biz Müslümanların parçalanmış haline bir vatandaş yıllar önce çözüm üretmişti. Şöyle ki;  bizim vaktiyle bir müezzinimiz vardı,  otuz sene önce Üsküdarda kendisi gibi müezzin olan abisinin camisine gitmiş. Bir akşam namazından  çıkarken caminin dış avlusunda bir vatandaş da bir çizgideki gazeteyi satıyormuş. Öyle ki elindeki gazeteyi çıkan herkese nerede ise zorla satacak tarzda hareket ediyormuş. Buna sinirlenen cami cematinden birisi de, ‘yahu nedir onun gazetesi, bunun dergisi, kardeşim ben müslümanım; Allah, Kur’an ve Peygamberimiz, ben başka bir şey anlamam’.  Özetle diyorum ki, halâ daha Putin kadar Kur'an'ı anlayamayacak mıyız? Ne diyeyim? Biz müslümanlara tere satmış olsa da Putin'i kutluyorum..