Neden Türkçe değil de Arapça; neden dört-dördüncü değil de RABİA? Yoksa ünlü bir Arap kadının adı olduğu için mi? Sol göğsünüzün üstüne başparmağınızı gizleyerek koyduğunuz sağ elinizle, iki elinizin dört parmağı ile selamladığınız halka karşı “Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan, Tek Devlet” dediğiniz ilkeler “hangi dilden, hangi anlamlarla” doldurulacak? Tek Millet: Adı nedir? Tek Bayrak: Adı nedir? Tek Vatan: Adı nedir? Tek Devlet: Adı nedir? Öyle ya Fıransız milleti, İngiliz bayrağı, Rus vatanı, Japon devleti deniyor da… Bizim toplumun, bayrağın, vatanın, devletin adı yok mu? Arapça ve Farsça ile mi bunları anlamlı kılacağız? Türk milleti, Türk bayrağı, Türk vatanı, Türk devleti desek ağzımız mı eğrilir?

Türkçe olmadan, Türkçe öğrenmeden, Türkçe düşünmeden, Türkçe konuşmadan, Türkçe ile milletin, bayrağın, Türkçe ile vatanın-toprağın, devletin anlamı yoğrulmadan, sözcüklerle beyin arasındaki bağ kurulmadan bu toplumun insanı olunmaz. İnsan sözcüklerle duyar düşünür; sözcüklerle konuşur, anlar, anlaşır; sözcüklerle sorunlarını öğrenir, çözer. Sorunlarını anlamayan ve anlatamayanlar sorunları altında kalır, ezilir, sorunlarını çözemez. Üç yüz yıldır bilim, teknoloji ve sanayi sorununun anlaşılmayışı ve çözülmeyişi gibi…

1) “Tek millet, Tek bayrak, Tek Vatan, Tek Devlet” diyenler, “bölücü, ayrıştırıcı, nefret anlamı taşıyan” hiçbir söyleme yer vermemelidir. Türkler, Kürtler, Çerkezler, Lazlar, Sünniler, Aleviler, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler…deyip halkları sıralamak… Rakiplerine, kendilerine oy vermeyenlere “PKK’lı, Fetöcü, hain, alçak, çöplük, tezek…” gibi ad ve sıfatları kullanmak bölücülüktür, ayrıştırıcılıktır, nefret dilini kullanmaktır. Anlamı birleştirici, kaynaştırıcı, onarıcı, sarıcı, kucaklayıcı olmamak, sevgiye, barışa, kardeşliğe yer vermemek demektir. Beka sorunu burada başlar.

2) Millet bağımsız, özgür, egemen olursa, temel haklardan yararlanırsa, eşitlik duygu, düşünce, inancı zedelenmez ve ötekileştirilmezse, gelecek endişe, kaygı ve korkularından arındırılırsa mutlu olur. Yapılan bir araştırmada dünya üzerindeki milletlerin “gülme” sıralamasında Türkler sondan dördüncü… Yani rabia(?)

3) Ekonomik kaynaklarını, özelleştirme adı altında fabrikalarını, madenlerini, şirketlerini, topraklarını, sularını, derelerini, ırmaklarını, nehirlerini… yabancılara satarak üretimden düşen bir ülke bağımsız olamaz, ayakta duramaz, yaşayamaz.

4) Çok acıdır, “vatan, millet, bayrak, devlet” diyenler “Toprak Kanununu” değiştirdiler. “Doğru bir iş” yapmışlar gibi, ardından “yerli tohumu” yasakladılar. Türkiye’yi “dışa bağımlı” duruma getirerek “emperyalizmin kucağına” attılar.

5) Dölsüz tohumlar, yarattıkları alışkanlıkla, toprağı verimsizleştiriyor, öldürüyor.

6) Çıkardıkları yasalarla “madenleri, toprağı, tohumu” dışa bağımlı duruma getirenler, “doğru” da söyleseler, “bahane uyduruyorlar” demekten kendimi alamıyorum. Fındıktaki küllenme üç yıldır-nasıl bir mücadele ise bu-durdurulamadı. Şimdi de “patatesteki” olası “hastalık ve nematod nedeniyle 25 ilde, toplam 141 bin dekar (arazide) patates ekimi yasaklandı. Bu yasağın maden, toprak ve tohum yasasından ne farkı var? Patates şövalyeleri emperyalistlerle işbirlikçi oldular.

7) Tırabzon da “patates ekimi” yasaklanan 25 ilin içinde. Akla ilk gelen soru şu: Ekim yapılan illerde bu “hastalığın ve nematodun” ihtimali neden yok? Ve neden bu olasılık 25 ilde var? Hangi bilimsel araştırma yapılmış da bu sonuca varılmış? Nasıl bir mücadele yapılmasına karar verilmiş? Nematod: Yuvarlak solucanlar ve omurgasız hayvanlar şubesinin adıdır. Bunların hayvanlara ve bitkilere zarar veren türleri de çok

8) Milletini, bayrağını, vatanını, devletini düşünenler, bağımsızlık mücadelesi vererek bugünlere gelenler kapitülasyonlara, emperyalizme pirim vermez; özelleştirme adı altında fabrikalarını, madenlerini, toprağını dünkü düşmanına satmaz; halkını patatese ve bir “kuru soğana” muhtaç etmez. Eti, buğdayı, pirinci, nohudu, pamuğu dışarıdan satın almaz. Patatesten ne istiyorsunuz? O patates ki, yemeğinde, yahnisinde, haşlamasında, kavurmasında, salatasında…

10) Dün birileri kulağınıza fısıldadı, tütünü üretimden kaldırdınız. Bugün de kim bilir kimler kulağınıza su kaçırdı, patatesi yasakladınız? Size nasıl inanılır, güvenilir?

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız…