Şu yaşıma geldim, böyle bir şey yaşamadım/görmedim. Güzel ülkemde siyaset ve dinin böylesine birbirine girmiş, başıbozuk kalmış başka bir zaman dilimi yaşandı mı diye kafa yoruyorum nicedir.

        Aklına koyan ilkin  üç-beş kişiyle cemaat oluşturuyor. 

        Öte tarafta bir başkası...

        Durur mu başkaları, onlarda çivileme dalıyorlar bu alana...

        Oh... Ne rahat, soran yok, soruşturan yok...

        Cemaat gırla... Gökten yağıyor sanki...

        Bakıyorsun kısa zamanda mantar gibi cemaatler, onların kolları/yandaşları  üremiş ülkede...

        Hayır hasenat işleri onlardan soruluyor. Yardımlar oralara akıyor. 

        Zikirler, vaazlar onlara has... Öyle  ilgi görüyor ki...

        Dini eğitimde bırakın Diyaneti, Milli Eğitim Bakanlığını bile geride bırakmışlar bu yarışta.

        Kimi camiler de, kimi evlerin boş zemin katlarında, bodrumlarında kendi havalarına göre takılıyorlar.

        Din onların... Onlardan  soruluyor.

        Sevabı onlar dağıtıyor.

        Güya devlet beceremiyormuş da bunlar sevabına bu tür eğitimi yapmayı sevap sayıp kolları sıvamışlar.

        Devlet yok onlarca...

        Onlar yaparsa güzel olur!

        Oldu... Gördük, Adana Aladağ'da yaşananı... Önceki yıllarda  Konya'da...

                                                                      Xxx

        Saf yurttaşın dini duygularına hitap edip onlardan "öbür dünya için iyilik yapma" adına para toplama işi bu ülkede öteden beri süre gelen bir tür dilencilik oldu. 

        Yurttaş sanki yardım/iyilik yapmayı bilmiyor, ya da hep unuttu da; kimi cemaatler din olgusunu dillerine dolayıp bu yoldan  -makbuzlu/makbuzsuz-  gizli para toplayabiliyor.

        Hesap... Gelir... Gider.

        Canım bir kitabına uyar böyle işler.

        Cemaat bu... Hesabı kitabı mı olur ?

                                                            Xxx

        Ülke demokrasisinde siyasal partilerin "olmazsa olmaz" konumları'; yani yasal kimlikleri yanında, cemaatlerin böyle bir durumu olmadığını bilmeyen yoktur herhalde.

        Siyasetçi,  kendi partisindeki varlığını içinden geldiği cemaate dayandırdığı, hatta cemaatinin adını bile söylemekten çekinmediği bir dönemden geçiyor bu ülke. 

        Buradan, partiyi hareketlendiren/yürüten  mekanizmanın  -hukuken varlığı olmayan- cemaat/ler olduğu gerçeği çıkıyor önümüze...

       Olsun!..

       Olsun mu?  O zaman partinin işlevi/anlamı ne ki?

       Yani, seçim zamanı cemaat/ler -bize has- demokrasi için grup halinde oyu verip sonucu belirliyorsa, partilerin "Hikmet-i varlığı" ne peki?

       Tuluat tiyatrosu mu parti?

                                                        Xxx

       Herşeyi kendilerinin bildiğini sanan kimi siyasetçiler;  kendi varlıklarını inkar eder uygulamaların peşine takıldıkları  sürece; o ülkede demokrasinin (de)si bile yaşanmaz.