Ağzından bal damlıyor dediğimiz insanlar vardır. Bir konuyu anlatırken türlü örnekler verir, ilginç fıkralar, kısa anlatılar katarlar sözlerine. Bu tadına doyum olmaz sohbetler aranır her zaman. “Nerden buluyor da anlatıyor bunları yahu!” dediğiniz de olmuştur çoğu kez.

Vacit Kelebek geçen yıl kitapçı raflarında yerini alan bir kitap yayımladı: Parayla Gürültü. Tam da bu gereksinmeye yanıt verecek türden. Kitabın adını ilk okuduğumda ne geldi aklıma biliyor musunuz? Bizim köy düğünlerimizde davul zurna çalar, köçekler oynar, masalar kurulur, yenilir içilir, davetliler ağırlanır. Eğlencenin bir yerinde köylü dayım gırnatacıya (kılarnet çalan) işaret eder, o da gelir, kulağına dayar gırnatayı, verir uzun havayı. Sen dersin ki, yüksek desibelli o sesle kulak zarı patlayabilir adamın? Ama köylü dayımın kafası iyiden iyi, keyfi yerindedir. Böyle üç-beş dakikaya yakın çalar gırnatacı ve alır bahşişini. Benim bildiğim müzikli “Parayla gürültü” böyle oluyordu eski köy düğünlerinde.

Kelebek Hoca ise bunun yazıyla olanını, en zor olanını yapmış. Kelebek, “Kitaptaki söz ve anlatımları gazetelerin köşe yazılarından, sözlü anlatımlardan, kitaplardaki öykünmelerden ve internet paylaşımlarından derledim” diyor. Anlaşılan o ki, epey emek vermiş çok çeşitli kaynaklardan yaptığı derlemeler için.

Devrek 1960 doğumlu Vacit Kelebek. 26 yıl devlet okullarında çalıştıktan sonra emekli olmuş, 2 yıl da özel bir kolejde sınıf öğretmenliği yapmış. Demokratik kitle örgütlerinde görevler üstlenmiş. 2 yıl yerel bir gazetede “Kelebek Etkisi” adlı köşesinde güncel yazılar yazmış. Halen yetişkin eğitiminde yarı faal olarak çalışıyor. Geçmişte kendisiyle tanıştığımızda ADD Devrek Şube başkanlığı görevini yürütüyordu. Şimdilerde Ankara’da yaşamakta.

Kitapta, kişiyi düşündüren, mutlandıran, güldüren anlatılar var. Bazan “kendimizi eleştirmeye yönelik” ayrıca, “Bak böyle de düşünülüyormuş”, denecek örnekler yanında bilgi veren, tazeleyen, yol yöntem gösteren anlatılar da bulunuyor. Kendisi bunu şöyle açıklamış: “Kitaba, diğer düzenlemelerden farklı olarak, yeni bir bakış açısı getirmek istedim. Yazmayla çok yıllar sonra tanıştım. Epey zorlandım. Sonunda ne kadar başarılı oldum bilemem ama insana çok şey kattığını gördüm. Yaşamın en önemli eksikliklerinden biri olduğunu anladım. Alıştıktan sonra da güzel, zevkli bir uğraşı ve yaşamınızın vazgeçilmez parçası oluveriyor”diye okuyucuları da yazmağa teşvik ediyor gibidir.

Kelebek Hoca her derlemenin altına boş satırlar da koymuş. “Sizlere belki bir katkısı olur diye, her anekdot ve dokunan sözün altına birkaç satır boşluk bıraktım. Düşünce ve yorumlarınızı yazarak, yazmaya başlama vesilesi olabilir” diyor.

Bir-iki tane okuyalım:

MUTLULUĞUN PEŞİNDEN GİTMEK

500 kişi bir seminerdeydi. Birden konuşmacı durdu ve bir grup çalışması yapmaya karar verdi.Herkese bir balon vererek, gazlı kalemle balonlarına adlarını yazmalarını istedi. Sonra bütün balonlar toplandı ve bir odaya kapatıldı.

Katılımcılar odaya alındı ve 5 dakika içinde üzerine isimlerini yazdıkları balonu bulmaları söylendi. Herkes deli gibi kendi adını aramaya başladı, insanlar çarpıştılar, bir birlerini ittirdiler, tamamen bir kaos ortamı oluştu.

5 dakikanın sonunda kimse kendi balonunu bulamamıştı.

Konuşmacı bu sefer herkesin bir balon almasını ve üzerinde adı yazan kişiye o balonu vermesini söyledi. Bir kaç dakika içinde herkes kendi balonuna kavuşmuştu.

Konuşmacı dedi ki: “Yaşamımızda da bunu görüyoruz. Herkes deli gibi mutluluğu arıyor ve nerede olduğunu bilmiyor. Bizim mutluluğumuz başkalarının mutluluğunda gizlidir. Onlara mutluluk verin, sizin ki size gelir.

***

MANTIK

Öğrenciler, o yılın ders programlarında yeni bir ders olduğunu fark ettiler. Dersin adı “Mantıktı” ve yaşlıca bir profesör girecekti.

Nihayet ilk mantık dersi başladı. Çocuklardan biri söz isteyerek, “Sayın Pröfesör mantık bize ne öğretir? Lütfen bize her şeyden önce bunu anlatır mısınız?” diye sordu.

Profesör, kendisine merak ve şüpheyle bakan öğrencilerine, “Mantık dersinin insanların düşüncesine yaptığı etkiyi açıklamak biraz güçtür. Onun için bunu sizlere bir örnekle açıklamak istiyorum.” dedi.

Her iki elini arkasında birleştirerek, öğrencilerin dikkatli bakışları arasında ileriye doğru birkaç adım attıktan sonra devam etti. “Düşünün ki maden ocağından iki insan çıkıyor. Birisinin üzeri tertemiz, diğerininki kömür karası içinde…Bunlardan hangisinin yıkanması gerekir?”

Öğrenciler tereddütsüz “Elbette kirlisi.” diye yanıt verdiler.

Profesör hafifçe gülümsedi. “ İşte çocuklar.” dedi. Mantık bu soruya yanıt vermeden önce, “Nasıl olurda bir maden ocağından çıkan iki işçiden birinin üzeri kirli iken, diğerininki tertemiz olabilir.” diye sorar.

***

KENT KAPISI

Bir zamanlar Çin’de ülkesini bir güneş gibi aydınlattığı, zekası ve zenginliğine kimsenin ulaşamadığı bir hükümdar yaşardı.

Bir gün veziri üzgün bir halde yanına geldi ve “Yüce hükümdarım.” dedi. “Siz ülkemizdeki en yüce insansınız, yaşamımızın efendisisiniz. Ülkede yolculuk ederken ne duydum biliyor musunuz? Her yerde insanlar size şükrediyorlardı. Fakat kimi insanlar sizin hakkınızda konuşuyorlar, kararlarınızı eleştiriyorlardı. En güçlüden daha güçlü olan sizin gibi bir hükümdarın ülkesinde, böyle bir başkaldırma nasıl olabilir?”

Hükümdar vezirini gülümseyerek dinledi ve “Krallığımdaki her insan gibi, sizler için de ne yaptığımı biliyorsun.” dedi. “Yedi ülke benim denetimimde. Benim yönetimimdeki bu ülkeler gelişti ve zenginleşti. Bu yedi ülkedeki insanlar beni adaletimden dolayı seviyor. Tamamen haklısın. Birçok şey yapabilirim. Kentlerimin kapılarını kapatabilirim. Fakat yapamayacağım bir şey var. Halkımın ağzını kapatamam. Asıl önemli olan kimi insanların benim hakkımda kötü şeyler söylemeleri değil, benim onlar için gerçekten iyi olan şeyleri yapmamdır.”

(Parayla Gürültü- Vacit Kelebek-2016-Ankara) (0532 553 76 25- vacitkelebek@gmail.com).