1970'li yıllardı sanırım. O günlerde, o yıllarda kırsaldan/köylerden soluksuz koşup kentlere gelen insanların dillerden düşmeyen bir türkü vardı.

Kentlerle buluşmanın yarattığı bir mutlulukla insanlar "Oy dingala... Dingala!.." diye başlayan bir türküyü dillerinden düşürmezlerdi.

Kent merkezlerinde kaset ya da plak satan dükkanlar, sokaktaki insanlar dinlesin diye bu ve başka başka türkü ya da şarkıları sabahtan akşama değin çalar, herkes bir tür kafa bulurdu böylece.

Herkes neşelenirlerdi kendi anlayışıyla...

"Oy dingala dingala/ Kömür koydum mangala/ Ayşe de Fatma dostum var/ Çalkala yavrum çalkala..."

Ya da "Oy farfara farfara/Ateş düştü şalvara/ Ağzım dilim kurudu/ Ben yalvara yalvara..."  bir başka anlamsızlığı... 

Ya da zevksizliği...

Roman yurttaşlarımızın kültüründen bir örnek mi idi bunlar doğrusu bilemiyorum.

Bizim kültürümüz de olmaması gerekiyor diye düşünüyorum.

Bir de o sıralar henüz arabesk diye bir kültürsüzlük örneği de yoktu, biliyorum.

 

Türk sanat musıkisinin canına okunduğu/yozlaşmaya başladığı 1980'li günlerdi.

Sonrasında arabesk denen zevksizlik egemen olunca; çığ gibi büyüyen ve Türk Sanat Musıkisini üvey evlat gören anlayış müzik dünyamıza egemen oldu.

Her şeye yazık oldu.

Toplumsal anlamda musıki kültürümüzün/zevkimizin köküne kibrit suyu döken bu ilgisizliği/anlayışsızlığı/zevksizliği hep birlikte yaşadık o tarihten bugüne...

İstanbul'un, İzmir'in, Ankara'nın o nezih gazino ortamları ve her biri virtüoz olan sanatçıları birer birer koptular bu ortamdan.

 

Toplumsal anlamda -tarihten gelen- her yeniye uzak duran bir duruşumuz varken; musıki alanında nedense bunu yapmadık/yapamadık o zamanlar.

Musıkimize gereken özeni/sevgiyi gösteremedik.

Ve toplumsal anlamda arabeske kaptırdık musıki zevkimizi...

Daha da eskilere gidersek 1950'li yılların başlarında Hint sanatçı Raj Kapoor'un Avare filmindeki vurdum duymaz, yaşama boş veren tip insanların ve o dönem genç kuşağın dilinden düşmeyen Hintçe şarkı vardı; 

 

"Avara hu

ya gerdish mehu asuman katara-hu

avara hu 

unsan nagir in cani tagir tagaramu

avara hu

 

ya gerdish mehu asuman katara -hu

dunya dunya, meseretir saya-takudir kamarahu 

avara hu.

ya gerdish mehu asuman katara hu 

avara hu."

 

Yaşam, zaman paydasını değerlendirilme açısından -toplumsal anlamda-sahiplenilmezse zararını yine biz insanlar görüyoruz sonunda.

Musıki konusunda bunu yaşadık. Zevk bütünlüğümüz varken; musıki zevkimizi yitiren toplum olduk.

Gençliğin musıki zevki konusunda bugün bir anket yapılırsa üzüntülü manzara daha bariz çıkar ortaya.

 

1960lı yıllarda kırsal kesimden kent merkezlerine akın eden dengesiz nüfusu kontrole almamanının da payı var bu olumsuzlukta. 

Dengesiz/kontrosüz nüfus akımı ve kentleşmenin doğurduğu olumsuzluklar ve sonuçları ortada.

Kentlerde eğitim, sağlık, ulaşım, barınma, beslenme gibi yaşamsal sorunların giderek boyut kazanması ise şimdiden düşündürücü bir manzara olarak yöneticilerin önünde  duruyor.   

Zaman ne gösterecek? Onu da bir başka yazıda yorumlamak isterim.