abekaroglu @ gmail.com

İnsanlık tarihi boyunca toplumda hak ettiği yeri yeterince alamayan kadının sorunlarını araştırmak için ortaya çıkan ‘Feminizm’den; tatmin edici sonuç alınamamış olacak ki insanlık yakın geçmişte her yıl sekiz Mart’ı; ‘Dünya Kadınlar Günü’ olarak ilan etti. Bendeniz de günün anısına; ‘on beş asır önce İslam Dini; kadınlar için ne söylediğne?’ dair bir yazı kaleme alayım diye düşündüm. Kanımca; yer yer de olsa hala daha Cahiliye Döneminden kalma alışkanlıkları devam ettiriyor gibiyiz. Bu yazıda; kız çocukları ve kadınların geçmişte uğradıkları ve ‘halen onlara yapılmaya devam eden haksızlıkları’ belirtecek, hemen sonra da, ‘İslam Dini’nin onlara getirdiği hakları’ kaynakları ile vermeye çalışacağım.
Tarihte Firavun’un ‘saltanatını koruma endişesi’ ile bir dönem erkek çocuklar, (A’raf, 7/127; Mü’min, 40/25; Taha, 20/39-40; Kasas; 28/9; ) Cahiliye Döneminde de, ‘açlık korkusu ile’; bir dönem kız çocuklar öldürülmüşlerdi (Nahl, 16/58-59; Tekvir, 81/ 8-9; En’am, 6/140). İslam Dini’ne göre kadın; her şeyden önce insanlığı oluşturan iki etkenden (Hucurat, 49/13) birisidir. Kur’an’a göre ilk çift yani ilk kadın ve erkek, aynı cevherden/aynı özden yaratılmışlardır (Nisa, 4/1). Burada ‘Hz.Havva’nın, Hz. Adem’in kaburga kemiğinden yaratıldığı’ inancının Tevrata göre/bir israiliyyat öğretisi olduğunu belirtmek gerekir. Bu bağlamda varlığından söz edilen hadisler de, bu ayetle çeliştiği için; asla ve asla sahih değildir. Hz.Adem ile Hz. Havva’nın yasak ağaca aynı anda beraberce yaklaşmaları, insanın sonuçlarına katlanacağı eylemlerini özgür iradesi ile gerçekleştirmesine bir örnek olduğu için; yasak ağaca yaklaşmamaları için Hz. Adem ile Hz. Havva bu ağaca yaklaşmaları vesvesenini aynı anda vermiş (Bakara, 2/35; Taha, 20/120) bu nedenle H. Havva'nın yasak ağaca yaklaşarak Hz. Adem'i kandırdığı ve bu yüzden kadının uğursuz olduğu anlayışı yanlıştır ve bu İsrailiyyat öğretisidir. (Bakara, 2/36; A’raf, 7/20; Taha, 20/121); Bu nedenle Kur’an’da “Rical”; “Erkekler” anlamında bir bölüm; en küçük sure olan üç ayetlik Kevser Suresi kadar da olsa özelleştirilmemiş, ancak; “Hanımlar” anlamında “Nisa” gibi uzun bir sureye yer verilerek, onurları ayaklar altına alınmış olan kadınlara iade-i itibar yapılmıştır. Söz konusu Nisa Suresi’nde “hanımlarınızın sizin üzerinizde hakları, sizin de hanımlarınız üzerinde haklarınız vardır” (Bakara, 2/187) buyrulmuştur. Hz. Peygamber de Veda Hutbesinde; ‘hanımlar; Allah’ın size emanetleridir’ diyerek tüm erkekleri uyarmıştır. Kur’an-ı Kerim’in, ‘Allah, kız çocuklarının ‘hangi suç yüzünden öldürüldüklerini? soracaktır’ (Tekvir, 81/8-9), “Onlardan birine kız çocuğu müjdelendiğinde yüzü simsiyah kesilir. Kendisine verilen müjdeden ötürü utancından toplumdan gizlenir. O’nu eziklik üzere sahiplensin mi, yoksa toprağın bağrına mı gömsün? Ne de kötü bir hüküm veriyorlar” (Nahl, 16/58-59) anlatımı ile kız çocuklarına yapılan vahşeti de hepimiz biliyoruz. Kız çocuklarının; Cahiliye Döneminde utanç vesilesi sayılarak toprağa gömüldüğü sırada Hz. Peygamber, “erkek çocuklarında olduğu gibi, ‘Kız Çocuğu’ olan anne-baba, onu eğitip yetiştirirse; mutlaka cennete girer” buyurmuştur. Sadece bu söylemi ile yetinmeyen ve kız çocuklarını çok sevdiğini, ‘Kızım Fatıma’ diye sıkça tekrarlayarak gösteren Hz. Peygamber’in; o cani toplumun şaşkın bakışları karşısında torunu olan ‘Ümamame’ adındaki kız çocuğunu omzuna alarak Medine sokaklarında dolaşması ve bu halde namazı kıldırmak için halkın şaşkın bakışları arasında Mescid-i Nebeviye gelmesi; zaten bu vahşi tabuyu yıkması değil de nedir?
Kadınlara yapılan haksızlıklardan bir diğeri olan Cahiliye Dönemindeki sınırsız evliliği İslam; şartların gereği ile disipline ederek ruhsata bağlamış ve ‘eşlerinize haksızlık yapmamak için bir tane ile yetinin’ (Nisa, 4/3) “ ‘iki sevginin tek kalpte olamayacağı’, ‘bu durumda adaleti teminin imkansızlığı’ ” (Nisa, 4/3; Ahzab, 33/4) ilkeleri ile de; iki eşliliğin yürütmenin zorluğu nedeni ile tek eşliliği önererek bunu medeni hukuka armağan etmiştir. Evlilikte oluşacak sorunların çözülmesi başarılamadığında da (Bakara, 2/228; Nisa, 4/35; Ahzab, 33/28-29); eşlerden herhangi birisinin ayrılma hakkını kullanabileceğini belirtmiştir (Bakara, 2/228-229, 230, 231).
Bunun yanında Kur’an-ı Kerim; “Allah, beyi hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikayette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Allah, ikinizin karşılıklı konuşmasını işitir. İçinizden, hanımlarına zıhar edenlerin, o hanımlar anneleri değildir… Onların anneleri ancak kendilerini doğuran hanımlardır. Böyleleri kabul edilemez boş bir söz ve boş bir lakırdı ediyorlar…”(Mücadele, 58/1-2) şeklinde kadınların yoktan sebeplerle sokağa atılmamaları için tedbir de almıştır.Mücadele Suresi’nde anlatılan bu konu ile ilgili ayetlerin sebeb-i nüzulü şöyledir.
Bir kadıcağız, Hz. Peygamber’e gelerek, ‘kocası nezdinde “onun annesi konumunda olduğu” ve aralarında nikah bağlarının kalmadığı’ mazereti ile kocasının kendisini boşadığını söylemiş, henüz bir vahiy gelmediği için, Hz. Peygamber de bu hanıma doğal olarak, ‘beyinin uygulamasının geçerli olduğu’ cevabını vermişti. Yakın çağlarda batıda kadınların ruhlarının olup olmadığının tartışılmasından on beş asır önce kadınlardan birisinin Hz. Peygamberin huzuruna çıkarak fikir tartışmasına girebilmesi, gelen vahiy sonunda bu hanımın davasında haklı bulunması ve bu hak arayışının, ‘Mücadele Suresi’ adı ile Kur’an’da bir surenin adını alması, bu bağlamda yanlışlıkla söz söyleyenlere, ‘bir köleyi hürriyetine kavuşturmaları, hanımları ile birleşmeden iki ay aralıksız oruç tutmaları, altmış fakiri doyurmaları” ceza olarak kesilmesi (Mücadele, 58/ 3-4) manidardır. Hanımların istedikleri takdirde çalışıp ev bütçesine katkıda bulunmalarında İslam’a göre bir beis yoktur. Sebe Melikesinin yöneticiliği’ (Neml, 27/32- 33) ve “işin ehline verilmesinin emredilmesi’ (Nisa, 4/58), ‘İnanan Hanımlar’(Fetih, 48/5), ‘iyi davranışta bulunan hanımlar’ (Tin, 95/6; Asr,103/ 3) buyrukları, Hz. Peygamber’in, ‘ilim öğrenmek, kadın-erkek herkese farzdır’ hadisi, Bedir Muharebesinde hanımların hemşirelik görevini deruhte etmeleri, Hz. Aişe’nin orduya komuta ederek ‘Hz. Peygamber şöyle buyurdu, Hz. Peygamber falancanın yaptığı veya anlattığı gibi böyle söylemedi’ gibi kadınların öğretici de olabileceğine’ örnek olan ifadeleri de; hanımların hayat içerisindeki aktifliklerine örneklerdir. Kur’anda; “annesi onu sıkıntı üzerine sıkıntı çekerek taşımıştır” (Lokman, 31/14; Ahkaf, 46/15) buyruğu ile annenin hamilelik dönemi de; önemine binaen zikredilmiştir.
Ancak kaynaklarda ‘şaz bir görüş’ olarak yer alan; ‘Hz. Peygamber’in Ümmü Varaka’ya verdiği kendi evinde namaz kıldırma izni’; mantıki açıdan ve de başka örneği olmamasından dolayı; sadece kendi aile bireylerine ve çocuklarına; namazı öğretmek amaçlıdır. Kadınlar; anane baba ile yakınların bıraktıkları ve ev bütçesine yaptıkları katkıları ile mirasta eşit oldukları (Nisa,4/32) ancak erkeklerin fakir, kızların zengin olduğu durumlarda beyinin malına da ortak olacakları için; erkeğe iki kızlara bir pay verilebileceğini (Nisa, 4/11), erkeklere nazaran daha nazik yapıları sebebi ile ticaret gibi girift ve risk almayı gerektiren anlaşmalarda kadınların yanlarına danışman mahiyetinde bir yardımcı alabilecekleri (Bakara, 2/282) de belirtilmiştir.
Kadınların en çok zarar gördüğü konulardan birisi olan şiddetin, Kur’an’a aykırı bir uygulama olduğuna örnek; Hz. Eyüb’ün hanımı ile arasında yaşamış olduğu vakadır. Hz. Eyyüb; ağır hastalığı sırasında kendisine bakmayan hanımı için, ‘şayet iyileşirse hanımını cezalandıracağına’ yemin etmiş, hanımı iyileşince de, Yüce Yaratıcı, ‘kuru bir otu hanımına atması ile öfkesinin dinebileceğini’ kendisine öğütlemişti. Zaten; ‘Biz Eyüb’ü sabırlı bulduk, O ne güzel bir kuldu’ (Sa’d, 38/ 44)ifadesi; hanımlara yönelik şiddet değil; onlara ancak çiçek verilmesi gerektiğine işarettir. Yanlış anlaşılmalara neden olan Kr’an’daki ‘Darb’ kavramı; ‘kadınlara dayak atmanın’ aksine; ‘anlaşmazlık halinde eşlerin mahkemede ayrılma haklarını kullanmaları’ demektir (Nisa, 4/34-35). Çünkü Hz. Peygamber; sadece ‘savunma amacı’ taşıyan muharebelerde, ‘hanımlara asla zarar verilmemesini’ askerlerine öğütlemiş, ‘sizin en hayırlınız; hanımlarına karşı davranışı en iyi olanınızdır’ söylemi ile de; ‘hanımları kendi aralarında değerlendirmeyi değil, aksine; onların hizmetinde eylemleri yarıştırmayı’ önermiştir.
Kur’andaki hanımlara emir olan örtünmeyi (Nur; 24/31; Ahzab, 33/59) zikredip, aynı derecede önemli olan; ‘erkeklerin gözlerini haramdan sakınmaları’ emrini (Nur; 24/30); görmezden gelerek bunun dışındaki giyimleri; son dönemlerde olduğu gibi talihsizce; adaba mugayır ifadelerle dile getirmek; aslında bir zihin kirliliği ve hanımlara haksızlıktır. Çünkü Kur’an-ı Kerim’ genel kabule göre giyim emredilirken; esas koruyucu olanın; ‘Takva Elbisesi’ yani ‘Allah’a karşı sorumluluk bilinci’(Araf, 7/26) olduğu zikretmemiştir.
Bütün zorluklara rağmen tarihimizde, ‘Gülbahar-Nene Hatunlar, Kara Fatmalar gibi bir çok nadide şahsiyetler de temayüz etmiş ve kahramanlıkları ile Türk Tarihine altın harflerle yazılmışlardır. “Ferhat ile Şirin- Kerem ile Aslı ve Leyla ile Mecnun” efsaneleri de; genelde kadınlar uğruna, ‘Kara Sevda’ namı ile; örneklerdir.
‘Hal böyle iken; İslam Dünyasında neden hala daha anne-babalar hayırlı ve sağlıklı çocuk temennisi yerine, ille de erkek çocuk isterler? ‘Zıhar’ usulü benzeri uygulamalarla, yaşlanan kadınlar; neden daha genç olan kadınlar uğruna hala daha sokağa atılırlar?, Kadınlar neden hala daha; kocaları tarafından dövülür, çeşitli ithamlara maruz kalırlar?’ gibi soruların cevabı; ‘bizim yaşadığımız müslümanlığın’; Kur’an-ı Kerimde anlatılan İslam Dini ile örtüşmediğindendir. Çünkü; on beş asır önceki Cahiliye Dönemi’nin Kur’an’da bize tanıtılmış olması; ‘cahiliye dönemindeki yanlışları yapanların o her ne kadar yirmi birinci yüzyılda yaşasalar da, her ne kadar çağdaş olduklarını iddia etseler de, cahiliye dönemini geriye getirmiş oldukları yani cahiliye dönemini yaşadıklarındandır. Başka bir ifade ile bu uyarı; her an Cahiliye Dönemini yaşantımıza geri getirebileceğimiz tehlikesinden dolayıdır. Bunun için Hz. Peygamber; sahabesinin beğenmediği davranışlarına; ‘Sen hala daha Cahiliye Dönemi kalıntılarından mı taşıyorsun?’ ikazını yaparak her an Cahiliye Dönemini yaşamımıza geri getirebileceğimiz tehlikesine işaret etmiştir.
Öyle ise; kadınları ne oylamalı, ne de suçlamalı, onlara sadece; çiçek atmalı.