Neşeli, sağlıklı ve hayat dolular! Hunza Türkleri ortalama 110 ile 120 yıl yaşıyor. Sanki bu dünyadan değil de başka bir gezegenden gelmiş gibiler... Peki, bilim dünyasını bile şaşkına çeviren Hunzaların uzun yaşam sırrı ne?

Kuruttukları taze meyvelerden yiyor, Hunza vadisindeki dağlardan gelen temiz havayı soluyor. Oldukça genç görünüyor ve kansere yakalanmıyorlar.

Bizde, kanser yedi bölge, üç denizimizin etrafını sarmış dörtnala kalkan atlar misali hızla ülkemizi kuşatmaya devam ediyor. Ülkemizde temiz hava araç sayısı arttıkça azalmakta, çünkü arabaların egzozlarından çıkan klorofloro karbon denilen gaz çevreyi kirleten ve insan sağlığını tehdit eden en zehirli gazdır.

Çin ve Afganistan sınırında Pakistan'ın Keşmir kentinde yakınlarında yaşayan Hunza Türkleri ortalama 120 yıl yaşıyor.

Hunza Türklerinin çok ilginç bir yanı da burada hiç kanser vakasının yaşanmaması... Kansere yakalanmadıkları gibi sık rastlanan diğer rahatsızlıklara da uğramıyorlar.

Biz, akşam sağlam yatıyoruz, sabah her tarafımız ağrıyarak kalkıyoruz.

Hunza Türklerinin bu hayatı bilim insanlarını onları incelemeye itti. Coğrafi zorunluluklar ve iklim değişikliklerin gibi sebeplerle Sibirya ve bugünkü Rus düzlüklerinden Orta Asya bozkırlarına indiği düşünülen Türkler, orman avcılığından göçebe çobanlığa geçiş süreci yaşamıştır.

Türk dilinde ormancılık ve orman yaşamıyla ilgili sözcüklerin, bozkır yaşantısındaki sözcüklerden daha eski olması ve Pazırık Kurganında ren geyiği görünümü verilmiş atlar çıkartılmış olması bu süreci doğrulamaktadır.

Coğrafi şartlar ve iklim değişiklikleri veya bilinemeyen nedenlerden ötürü Türk kabilelerinin büyük bir kısmı yerleşik ve ormancılık hayatından bozkır hayatına geçmişlerdir ve bir şekilde bozkır hayatına adapte olmuşlardır.

Hunza Türklerinin uzun yaşamasının ve bu kadar sağlıklı olmasının nedeni denizden 6 bin metre yükseklikte çok yüksek oksijeni olan bir bölgede bulunmaları. Buz gibi temiz su içip kendi ekip biçtiklerini yemeleri…

Biz, oksijene hasret; evlerimizdeki musluklarda bulanık su akan yeni nesil olarak yaşam mücadelesi vermeye devam ediyoruz.

Hunza Türkleri'nin et ve baharatlı yemekleri çok ünlü ve sadece kendi ürettikleri sebze ve meyveleri tüketiyorlar.

Biz, tropikal iklim meyvesi, başka kıtadan gelen bir meyve gördük mü hemen üzerine balıklamasına atlıyoruz.

Ayrıca yemek porsiyonları da çok ufak. Az yiyorlar.

Biz de az yiyoruz. Geçim sıkıntısı var, fazla bulamıyoruz da…

Yemeklerinin büyük bir kısmını arpa, darı ve karabuğday oluşturuyor.

Bizde bunları hayvanlar yiyor.

Yedikleri tüm sebze ve meyveleri çiğ yiyorlar. Sebzeleri bazen çok az pişiriyorlar.

Biz, alabildiğine pişiriyoruz. Düdüklü tencerelerimiz var ya!

Hatırlanması gereken önemli şey Hunza Türklerinin tamamen vejetaryen olmasalar da etin günlük yiyeceklerinin en ufak kısmını oluşturmasıdır.

Çoğunluğu haftada sadece bir kez et yiyorlar...

Biz, et bulabilsek bırakın haftayı, günü her öğün yiyeceğiz.

Hunzaların genç kalmasının bir diğer sırrı ise hareket etmeleri. Her gün dağlarda yürüyüş yapıyor, tarlada çalışıyor, tertemiz dağ havası alıyorlar.

Bizde hareket sıfır, yürüyüş lüks, çalışmak yok, hepimiz toptan emekliyiz. Dağları terk edip tıka basa bir şekilde şehirlere doluştuk

Ayrıca Hunza Türkleri, belirli yoga teknikleri uyguluyor. Nefes alırken yogik nefes tekniğini kullanıyorlar.

Kardeşim, biz yoga moga bilmeyiz. Biz uyumayı severiz.

Sonuç…

Biraz özeleştiri yapmaya çalıştım. Kimse kızmasın! Hayatın gerçekleri bunlar maalesef.

Doğal ve dengeli beslenmezsek, doğayı korumazsak, iyi bir eğitim almazsak, çalışmazsak, üretmezsek, düşünmezsek, proje üretmezsek, geçmişimizi örnek almazsak, geleceğimizi ve gelecek nesillerimizi düşünmezsek, sağlığımıza dikkat etmezsek, sonuçta hasta ve hastalıklı bir toplum olmaktan kurtulamayız.