Yeni bir deyim daha kazandık. TBMM'de çalışmalarını sürdüren  "Mini Anayasa" Komisyonu görevini tamamlamış sıra siyasetin liderlerine gelmiş... Şimdi Lider ne derse o olacak...

        Bu anlayış öteden beri böyle gelmiş, böyle gidiyor.

        Lider, "öyle olsun!.."  demişse akan sular durur.

        Gayrısı yalan!

        İstersen "allame-i cihan" ol, sözün geçmez, "solda sıfır"sınız.

        Bilirse, lider bilir... 

        Demokrasimiz bu anlayış üzerine kurulmuş bir kere... Bu minval üzere de topallaya topallaya ilerlemeye çalışıyor.

        İlerlerken de kimi zaman tökezliyor, tıkanıyor.

        Suçlu mu? O da sorulur mu? 

        Tabii ki karşı taraftır. Bozgunculardır. Muhalefettir.

        Aynada hep böyle bir manzara görünsün ister kimileri...

        Oysa, demokrasilerde muhalefetin görevi;  eleştirerek doğruyu göstermek, bunu yaparken de ülkenin kalkınmasına katkıda bulunmak iken;  iktidar sahiplerinin sırf koltuktan inmek/düşmek korkusu yüzünden siyaset dünyasına yansımayan huzur havası diğer alanlara da yayılıp olumsuz etkiliyor ne yazık ki...

         Sıkıntıyı yurttaş çekiyor/yaşıyor tabii ki...

                                                           Xxx

         Ülkemizde kimi siyasetçilerin; elde edilen başarıların  sırf kendilerine ait olduğu övgüsünü  kimseye vermeyip paylaşmak da istemezken; başarısızlıkların muhalefete ve başkalarına kabahat olarak yüklemesi  demokrasi öğretimizin zayıflığı/çarpıklığı değil  de ne?

         Biz yaşadığımız sorunları tarifte toplumsal anlamda sıkıntı çeken bir havayı yıllar yılı yaşayarak bu günlere geldik.

         Sorunları yeterince yorumlama algımızı geliştirmediğimizdan  ötürü yaşadığımız sorunlara bakar mısınız?

         Eğitimde, sağlıkta, tarımda, ticarette, asayişte, sosyal güvenlikte ve daha nice alanda  yaşaya geldiğimiz sorunların kaynağında siyaseti algılama zafiyetimizin yattığını/olduğunu unutuyor, dahası sorunun üzerine uzgörülü bir tutumla gitmek yerine  anlamsız iktidar- muhalefet çekişmesine kapılıyoruz.

         Böylece sorunlar çözülecek yerde kangren oluyor.

         Çözümsüzlük kazanıyor!

          Lütfen yaşadığımız sorunları sağlıklı bir düşünü ile  birer bire ele alıp analiz ediniz. Göreceksiniz, hepsinde siyasetin beceriksizliği, sağlıklı analiz yapamayış ve iktidar- muhalefet anlaşmazlığı sorunlara çözümsüzlük getirmiş...

         Böyle bir havada siyasetin önemi daha belirgin bir şekilde ortaya çıkıyor.        

         Sağduyulu çevreler iktidar- muhalefet uzlaşısını beklerken geçmişin "koltuk kaybetme" hastalığı  kimi siyasetçilerin kafalarında tekrar nüksedince bırakınız çözümü işler Arap saçına dönüşüyor, karmaşıyor böylece...

         O zaman, ülkede başarıyı sadece kendine yakıştırıp alkış bekleyen, buna karşın başarısızlıkları birbirlerine  çamur olarak atan siyasetçinin toplumsal anlamda demokrasiyi algılama sıkıntısı yaşadığını söyleyebiliriz.

         Açıkçası; "Beyazlar benim, karalar senin..." demokrasi algısı artık bugünden yarana taşınmaması gerektiğini Türk siyaset erbabının bilme noktasına geldiği günlerdeyiz . Bu nokta 15 Temmuz 2016 olarak belirlenmiş bulunuyor.

         Siyasetçilerimiz şu hususu unutmamalılar: Yurttaş huzur, güven, barış, iş, eğitim ve ekmek istiyor. Bunun için ne isteniyorsa veriyor.

         Siyasetçi artık bundan böyle ülkede terör, ekonomik istikrarsızlık ve diğer alanlardaki başarısızlıklar için başka başka vadilerde kabahatli/suçlu aramasın.

Suçlu, ülkeyi yönetmeye talip olduklarına göre kabahati de suçu da kendilerinde aramalılar.

         İstenildiği kadar çağdaş  anayasalar yapılsın, önce yurttaşın demokrasi algısı geliştirilmeli... Demokrasinin ne olup-olmadığı yurttaşa en samimi duygularla anlatılmalı... Hemde öncelikle...

         Söyler misiniz, bu görevi şimdiye değin kim yaptı?

         Siyasetçiler hiç koltuk sevdalanmasına kapılmadan siyaset yapmalılar.