Atatürk diyor ki:

Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı yüksek bir toplum olarak yaşatır veya bir milleti köleliğe ve yoksulluğa terk eder”

“Okul genç beyinlere; insanlığa hürmeti, millet ve memleket sevgisini, şerefi, bağımsızlığı öğretir. Bağımsızlık tehlikeye düştüğü zaman onu kurtarmak için takip edilecek en uygun, en güvenli yolu öğretir. Memleket ve milleti kurtarmaya çalışanların aynı zamanda mesleklerinde birer namuslu uzman ve birer bilgin olmaları lazımdır. Bunu sağlayan okuldur.”

“En önemli ve verimli görevlerimiz milli eğitim işleridir. Milli eğitim işlerinde kesinlikle zafere ulaşmak lazımdır. Bir milletin gerçek kurtuluşu ancak bu şekilde olur.”

*****

Yeni Milli Eğitim Bakanımız,  Atatürk’ün yeniden müfredata alındığını söylemiş, çoğumuzun içinde kıpırdanmalar yaratmıştır. Ancak, Atatürk’ü müfredat dışı bırakan kadrolar halen yerinde, görevleri başındadır. Okullarda Atatürk fotoğraflarını çöplüklere atan, eğitime dinsel bir işlev katmak için uğraş veren yöneticiler iş başındadır.

Oysa Atatürk: “Şimdiye kadar uygulanan eğitim ve öğretim yöntemlerinin milletimizin geri kalmasında en önemli etken olduğu kanısındayım. Onun için bir milli eğitim programından söz ederken, eski devrin boş inançlarından ve yaratılışımızla hiç ilgisi olmayan yabancı fikirlerden, doğudan ve batıdan gelebilen bütün etkilerden tamamen uzak, milli karakterimiz ve milli tarihimizle uyumlu bir kültür kastediyorum. Çünkü milli dehamızın gelişmesi ancak böyle bir kültür ile sağlanabilir.” demektedir.

*****

MANEVİ MİRASIM BİLİM VE AKILDIR

Bir ulusun ve devletin yaşamında eğitimin önemini belki de en iyi anlamış, anlatmış devlet kurucusu ve Cumhurbaşkanı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Çünkü o büyük insan; “Benim manevi mirasım bilim ve akıldır” diyerek kendinden sonra geleceklere yol göstermiş ve ışık tutmuştur.

            Kurduğu cumhuriyete sahip olunmasını ve çok çalışılarak bilimde ileri bir seviyeye çıkılmasının, siyasette, ekonomide, sağlıkta, sanatta, sporda velhasıl yaşamımızın bütün alanlarında yol göstericimiz bilim ve fen olursa dünya üzerinde yerimizin olacağına işaret etmiştir.

Atatürk’ün birinci hedefi cehaletin yok edilmesidir. “Milli Eğitim programımızın, Milli Eğitim siyasetimizin temel taşı, cahilliğin yok edilmesidir. Cahillik yok edilmedikçe, yerimizdeyiz”.

Oysa yıllardan beri cehalet, sadece bilgisizliğimizden değil, gereksiz Din Bilgisi ve Ahlak dersi yüklemeleri yapılarak, laik ve çağdaş eğitim anlayışının içi boşaltıldı. Okullarımız ve çocuklarımız, kafaları dinci düşüncelerle çerçevelenmiş yetersiz eğitmenlerin ellerine teslim edildi.

Okullarda öğretim vazifesinin güvenilir ellere teslimini, memleket evladının, o vazifeyi kendine hem bir meslek, hem bir ideal sayacak üstün saygıdeğer öğretmenler tarafından yetiştirilmesini sağlamak için öğretmenlik, diğer serbest ve yüksek meslekler gibi, derece derece ilerlemeye ve her halde refah sağlamaya uygun bir meslek haline getirilmelidir. Dünyanın her tarafında öğretmenler, toplumun en fedakâr ve saygıdeğer unsurlarıdır”.

*****

 

 EĞİTİM YA MİLLÎ OLUR YA DİNÎ

Ankara’da Türk Ocaklarının kurultayı yapılmaktadır.  Gençlerin isteği üzerine Mustafa Kemal Paşa delegeleri Büyük Millet Meclisi’ndeki salonunda kabul eder. Gazeteciler ve delege olmayanlar dışarı çıkarılır ve kapılar kapanır.

Mustafa Kemal Paşa; karşısındaki delegelerden ayrı ayrı bulundukları şehirler ve ocakları hakkında bilgi alır. Sonra onlara Mussolini konusu açar ve “Bu düşmanın topraklarımızda gözü var. Korkumuz yok. Her zaman için, onu cesaretle karşılayabilir ve bu topraklarda boğabiliriz, bundan zerre kadar şüphemiz yoktur” der.

            Atatürk devamla: “Arkadaşlar, Türk ocaklarının başlıca iştigal konularından biri, devrimimizdir; bu, şu şekilde ilkelendirilmiştir. Eğitim; ya millî olur ya dinî olur. Biz, dinî eğitimi aileye bıraktık. Millî eğitimi de devlete aldık”.

ZİHNİYET SARIKLI VE SAKALLIDIR

            Mustafa Kemal’in konuşmasının tam da bu noktasında, delege arkadaşlardan biri, heyecanla atıldı:

-Paşam!..dedi, müsterih ol…Bu devrim yerleşmiştir. Millet bunu anlamıştır, benimsemiştir. Devrimlerimiz, halk tabakalarına kadar her tarafta kadar kökleşmiş olduğu muhakkaktır. Bundan emin ol, Paşam!..

Mustafa Kemal, bir an durdu. Sonra, hepimize teker teker sordu:

-Arkadaşınızın bu fikrine ne dersiniz?

Verilen cevaplar içinde, bu fikre kesin şekilde iştirak edeni yok gibiydi. Herkes aşağı yukarı belirsiz konuştu. Bunun üzerine Paşa;

-Arkadaşlar…dedi, devrimimiz henüz yenidir. Dedikleri gibi; kökleşip, benimsendiği hakkındaki kaanatlerimiz ancak ileride karşılaşacağımız olaylarla tahakkuk ve teeyüt edecektir(gerçekleşecek ve ortaya çıkacaktır). Fakat şimdi şuna emin olmalısınız ki, bugün başına şapka giyen, sakalını bıyığını tıraş eden, smokin ve frakla cemiyet hayatında yer alanlarımızın çoğunun kafalarının içindeki zihniyet hâlâ sarıklı ve sakallıdır

Büyük Ata’nın olaylarla gerçekleşen bu sözü, hâlâ kulaklarımdadır.

 Anlatan :Tevfik Noyan

(Nükte ve fıkralarla ATATÜRK - Niyazi Ahmet Banoğlu)-

(2.Baskı) Sayfa: 679-682- İnkılap ve Aka Kitabevi -1981 İstanbul)