Din merkezli olduğu için “bir zarar ve kötülük gelmez” inancı ve düşüncesiyle teslim ettikleri kız çocuklarını, yurttan ancak yanmış cesetleriyle çıkarabildiler. Okuyacak, hayata atılacak ve ekmeklerini kazanacaklardı. Alınları açık, başları dik, onurlu yaşayacaklardı. Heyhat! Sorumluluğun ne olduğunu bilmeyenler, çocukları “yakarak” ailelerine teslim ettiler.

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Aziz Nesin Vakfı da binlerce öğrenciye ev sahipliği yapıyor, ilkokuldan üniversiteye kadar tümünün sorumluluğunu üstleniyor, okumaları için ellerinden geleni esirgemiyorlar. Hiç duydunuz mu “Aziz Nesin Vakfı ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği öğrencileri yandı, ya da cinsel tacize uğradı” diye. Nedense “yangınlar, cinsel tacizler” tarikat ve cemaat yurtlarında ve okullarında oluyor. “Ensar Vakfı Öğrencilerine yapılanlar tazeliğini hala koruyor.” TÜRGEV’in Artvin Kız Öğrenci Yurdunda elektirik kontağından çıkan yangın, Adana’da Özel Kız Öğrenci Yurdunda çıkan yangın, Beşiktaş Özel Kız Öğrenci Yurdunda çıkan yangın… Hem özel, hem de kız yurdu bu yangınların çıktığı yerler… Nasıl oluyor da “devlet bu yangınları önleyemiyor?” “Nerede bit yeniği vardır” acaba? Yoksa bir rastlantı mı?

Türkan Saylan’a yapılanları herkes biliyor: Cumhuriyetçi, Atatürkçü, akla ve bilime göre çocukları yetiştirmekten başka ne suçu vardı? Ahlaklıydı, namusluydu; kız çocukları onun kanatları altında güvendeydi; dernekleri yasalara uygun ve insana saygılı bir biçimde yönetiliyor, görevlerini bu bağlamda yürütüyorlardı. Hasta Türkan Saylan’a yapılmadık kötülük bırakılmazken, “kız çocukların yakıldığı, cinsel istismara maruz bırakıldığı” yurtlara, okullara, vakıflara hangi yaptırımlar uygulandı? Bilen, duyan var mı? 45 Çocuğu mağdur edenlere “adalet tarihinde görülmedik bir hızla” yargılanıp kesilen ceza, on çocuğa indirildi ve “kız çocuklarına tecavüz ederek” onlarla evlenmek isteyen 3800 mağduru(?!) affetmek için meclise sunulan yasa tasarısı, halkın isyanından ve seçim korkusundan geri çekildi. Bu mu ahlaklılık, bu mu namusluluk ve bu mu adalet?

Aileden sorumlu(?) Bakan diyor ki: “İhmali görülenler var ise…” Sayın Bakan, ortada yanarak ölen, can veren on iki çocuk var.” İhmaller ve yanlışlıklar zinciri yoksa bu yangın gökten zembille inmedi ya! Şu andaki Başbakan’ın bakanlığında “hızlı sürülen bir tirenin” sonrası, onlarca ölen insanın, maden kazalarında ölen işçilerin faturaları kime çıkmışsa, bunda da bir garibanı bulur, “adamlarınızı” kurtarırsınız.

Bu nasıl teftiştir ki, eksikler, yanlışlar görülemiyor. Her iş Allah’a havale edilirse, “kader” denilirse, iki omuz arasında taşınan “külek kadar kafanın” ne işe yaradığı anlaşılmazsa, toplum olarak biz, bu yanlışları, bu ihmalleri çok daha yaşar ve çok daha can veririz.

Cenazeleri köye götüren araç, “yolsuzluktan ötürü” çamura saplanıyor ve arkadan itilerek yürütülmeye çalışılıyor. 21. Yüzyılda bu köyümün yolu yok. Hele yanarak can veren kızımızın küçük kardeşinin ayağındaki terlikler, bu yağmurda, bu çamurda ve bu soğukta, ey müteahhitler, ey devleti söğüşleyenler, ey adaleti teslim ettiklerimiz, ey müteahhitlerle yüzde üzerinden ortaklık kuranlar, sizde yürek, sizde vicdan var mıdır? Hiç sızlamadı mı? Sizlerin aileleri, sizlerin çocukları nerede? Hiç kendinizi onların yerine koyarak düşündünüz mü?

O terlikleriyle, o küçücük ayaklarıyla, üstünde başında olmayan o kızımız, yangındaki alevler gibi dağladı yüreğimizi. O zavallıların ahı, değil sizi, tüm dünyayı yakmaya yeter de artar bile.

Bana “Suriyelilere 25 milyar dolar harcadım” demeyin. Bana üçüncü köprüden, bana üçüncü havaalanından, Osman Gazi Köprüsünden söz etmeyin. Bana “kanal pırojesini” anımsatmayın. / Bana deyin ki, “Anadolu’da yolsuz, susuz, elektiriksiz, okulsuz köy bırakmadık.” / Bana deyin ki, “Anadolu’da aç, çıplak, evsiz kimse, Anadolu’da okumayan kız çocuğu bırakmadık. Tüm kızlar okula gidiyor. Artık Türkiye’de kadınlar sayısız bıçak darbeleriyle, kurşun yağmurlarına tutularak kocaları tarafından öldürülmüyor. Kadınlar, kızlar alınıp satılmaktan, kölelikten kurtuldular.” / Bana deyin ki, “artık kız ve erkek çocuklara, kadınlara tecavüz edilmiyor. Her ilçede en az bir sağlık kuruluşu ve sağlık kuruluşunun doktoru var.” / Bana deyin ki, “artık Türkiye’de insan hakları ihlalleri olmuyor.” O zaman gözüm arkada kalmaz. Rahat ve huzur içesinde ölebilirim.

Ama hala anlamış değilim: Suriyelilere 25 milyar dolar yedirecek kadar zengin(!)olan bir devlet, bu kadar dirayetli(!) bir hükümet, neden çocuklarını tarikatlara ve cemaatlere teslim ediyor? Oysa Peygamberimiz zamanında ne tarikat vardı, ne cemaat, ne de mezhep… Sahi tarikatlar, cemaatler ve mezhepler nereden ve niçin çıktı da “peygamber mezhebinden” uzaklaşıldı?

NOT: Yanan yurdun sahibi olan “tarikata” hukuken ne yapıldığını bilen var mı?

Barış ve esenlikler dilerim…