Dua ederken “ferahlamak, ruhta biriken sıkıntıları dağıtmak ve def etmek için” yürekten “amin” diyebilmek ne güzel iştir. Dua, “şöyle yap, böyle ver” veya “Allah şöyle yapsın, böyle versin” diye dilin tüm zamanlarını, kiplerini kullanarak Allah’a emir yağdırmak değildir.

 

“Hep ölümü” çağrıştıracak sözler ediyorsun: Ölümle korkutmak için daha etkili yöntemler arıyorsun. Herkes “kara kara” düşünürken, karamsarlığa gömülürken, “ruhsal yapısını” nasıl darma duman ettiğinin ayırtında bile değilsin. Yunus’tan aşırma söylediğiniz, “Allah’ın sevgili kulu Hz. Muhammet, Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, Hasan, Hüseyin ölürken sen de öleceksin. O güzel gözlerine topraklar dolacak, o narin vücudun bir gün çürüyecek, dünya malına tamah etme, bu dünyaya bağlanma” diyorsun.

 

Aynı sen “nefsinize eziyet etmeyiniz; Allah’tan ümidinizi kesmeyiniz” de diyorsun. Bu dünya ile bağlantısı kesilen biri “ümidi” ancak öteki dünya için isteyebilir. Hani diyorsunuz, “bu dünya öteki dünyanın tarlasıdır, ne ekersen onu biçersin.” O ümitsizliğin, karamsarlığın, ruh çöküntüsünün içinde insan ne yapabilir ki? Pisikolojisi bozulan insan, ruhsal yapısı çöken insan, ya “ruhuma şeytan girdi(!)” deyip kapı bu kapı dolaşıp, “şeytan çıkaracak(!) hoca” arayacak, ya da bu safsatalara inanmayıp “ruhsal dengesini” yeniden kurabilmek için “pisikologlara” gidecek.

 

Neden korkunun peşindesiniz de, Yunus’un “insan merkezli sonsuz sevgisini” ağzınıza almıyorsunuz? “Sırat kıldan incedir / Kılıçtan keskincedir / Varup anın üstünde / Evler yapasum gelür” dizelerinde korkuyu çağrıştıran, insanı derisinin içerisine hapseden bir korku anlamı var mı? Yine o Yunus, doğayla bütünleşerek her zerrede Tanrı’yı görüyor: “Dağlar ile taşlar ile / Çağırayım Mevla’m seni / Seherdeki kuşlar ile / Çağırayım Mevla’m seni.” Doğayı sevmek, Allah’ı doğada görüp sevmektir. Neden bu sevgi zenginliğini esirger ve ölüme mahkum edersiniz insanları? Allah’ı sevilecek-aşk-bir varlık olmaktan çıkarıp neden korkulacak duruma getiriyorsunuz? Oysa Kur’an sevgidir, ümittir, yaşamaktır.

 

Hocam şöyle bir yaklaşın insanlara, organlarını, hormonlarını, bezelerini bir düşünün. İki omuz arasında kocaman bir kafa ve o kafanın içinde Tanrı’nın en büyük nimeti, en büyük lütfu “harika bir beyni” olduğunu görün. Bu beynin çalışması için, çalışıp düşünce üretmesi için bilgiye ihtiyaç vardır. Bunun için de “okuması, öğrenmesi” gerekir.

 

Onca korkuların içinde, ilk ayet “ikra” dan hiç söz etmiyorsunuz. Öğrenmenin, bilmenin, düşünmenin başat eylemi “okumaktır.” Hocam çok gerilerde kalıyorsunuz, bilgiyi takip etmiyorsunuz. Salt ölüm korkusuyla bir yerlere varılmaz. Bilirsiniz kanısındayım. Avrupa’da “öncül bilim insanları” rahiplerin ve papazların arasından çıkmıştı. Bugün ders kitaplarından kovduğumuz bilim insanı Darvin bir papazdı. Bırakınız bilimi bari tasavvufu, bari mutasavvıfları öğreniniz.

 

Hocam, şöyle bir giriniz insanın derisinden içeriye. Röntgenini, emarını, tomografisini, ultrasonunu çekiniz. Kalbe ekg, eko, anjiyo; mideye endoskopi, bağırsaklara kolonoskopi yaptırınız. Korkunun, ya da bozuk bir ruhsal yapının insan beyninde, dolaşım sisteminde, sindirim sisteminde nasıl bir tahribat yaptığını, hormonların, bezelerin nasıl anormal çalıştığını, şekerin nasıl gözlerde, kaslarda ve tüm organlarda yıkıma geçtiğini görürsünüz. Böyle bir yıkımın içerisinde hem ruh sağlığı, hem beden sağlığı nasıl korunur? Oysa Allah tüm kurallarını ve yükümlülüklerini “sağlıklı insanlara” yüklemiş, hastaları sorumlu tutmamıştır. Aşırı heyecanın-sevinç, ya da üzüntü-tansiyon yükselmelerine, kalp, beyin ve böbrekte enfarktüslere, emboli atma ve felçlere neden olduğunu bilirsiniz. Korku da bir tür heyecandır. Gece korkudan-kısmi felç-ağzı, gözü, burnu eğrilen insanlar duymuşsundur hocam.

 

Dünya nimetlerinden yararlanarak nasıl insan gibi yaşanır? Dünya nimetleri içerisinde nasıl ahlaklı, namuslu, doğru, dürüst, bilgili, düşünceli insan olunur? Namerde muhtaç olmadan çalışarak, alnının teriyle hayat nasıl kazanılır? Nasıl düşmanlarla yarışılır? Konu mu yok hocam? Kıyamet kadar…

 

Korkan insan ahlaklı, doğru, dürüst, namuslu olamaz. Yalaka olur, alnı açık, başı dik yaşayamaz. Bilen ve sorumluluk duyan insan namuslu olur, doğru, dürüst, ahlaklı olur. Yalnız Allah’a inanır, yalnız ona kulluk eder. Kula kulluğu ancak korkaklar eder.

 

Kula kulluk edenler çıkarları için gözlerini kırpmadan herkese kötülük yapanlardır. Çünkü toplumun sorumluluğunu taşımazlar. Bu ülkede dindarlar, bu ülkede dini çıkar için kullananlar vardır. Dindarlardan hiçbir kötülük gelmez, çünkü onlar Allah’a kulluk etmenin sorumluluğunu ve gereğini yaparlar. Kötülükler dini çıkar için kullananlardan gelmektedir. Çünkü onlar, kula kulluk yapanlardır. Allah onların kötülüklerinden korusun. İslam tarihi onlarla doludur.

 

İmamı Azamı hapse atıp zehirleyerek öldürenler kimlerdi? Bir düşünün…

 

Barış ve esenlik dileklerimle…