Okullarımız açıldı, çocuklarımız sınıfları doldurdu. Öğretmenlerimiz alışık oldukları zevkli, keyifli, sevinçli bir telaşla öğrencilerini kucakladı. Birkaç aydır sınıfları, koridorlarıyla sessiz kalan okullarımız öğrencilerimizin sesleriyle can buldu, hayat buldu. Okullarımız sadece öğretmen, öğrenci, yöneticilerden ibaret değil elbette. Öğrenci velileri ve onların hep birlikte kurduğu Okul Aile Birliği ve Okul Koruma Derneği gibi kuruluşları da okullarımız için önem ve değer taşımaktadır.

Değerli velilerimiz,

“Artık okullarımız açıldı, çocukların nerede olduğunu merak etmeyeceğiz” demeyiniz. Okullarımız,  çocuklarımızın ailemizin ve ülkemizin geleceğine hazırlandığı, bu amaçla yetiştirildiği eğitim-öğretim yuvalarıdır. Çocuklarınızın okuduğu okulu görünüz, geziniz, öğretmenleri ve yöneticileri ile tanışınız. Okulunuzda  “Çağdaş bilimsel bir eğitim”  istediğinizi, “çağdışı kalmış gerici,  insanlar arasında etnik yapı ayrımcılığı yapan bir eğitim” istemediğinizi, “kadın-erkek ayrımcılığı ve eşitsizliği doğuran eğitim anlayışına” karşı olduğunuzu,   “çocuklarınızın Atatürkçü, demokratik, laik, bilimsel bir eğitimle yetiştirilmesi” konularını, okulun öğretmen ve yöneticileri ile konuşunuz.  Tercihinizin bu doğrultuda olduğunu, ülke geleceğinin böyle kurulabileceğini belirtiniz.

Çünkü, ülkemizde 12 Eylül darbesi sonrasında başlayan “zorunlu din dersleri” uygulaması, günümüzde eğitim kurumlarımızı giderek “İmam-Hatip Okulları”na dönüştürme çalışmalarının hızla yükselmesine yol açmış, çocuklarımız sadece dinsel öğeleri önceleyen değerlerle eğitilmeğe başlanmıştır. Genleriyle oynanan ve uygulamaya konulan bu eğitim sisteminin amacı ise “dindar ve kindar nesil” için, kızları eve kapatarak dinsel değerleri kullanarak tek tip insanlar yetiştirmektir. Bu durum Anayasamızda gösterilen din ve vicdan özgürlüğüne açıkça aykırıdır. Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin   “zorunlu din dersleri, din ve vicdan özgürlüğüne ihlal eder”  şeklinde karar vermesine rağmen, süreç içinde devamlılık kazanmıştır. Artık ülkemizde üniversiteler başta olmak üzere bütün okullar ve eğitim kurumları, iktidarın  “dindar ve kindar nesil” yetiştirilmesi anlayışına hizmet eder hale getirilmektedir. Okullarımız ve çocuklarımız çağdaş dünyadan, sosyal yaşamdan, akılcılıktan ve bilimsel düşünceden uzaklaştırılmağa başlanmıştır.

Dünyadaki hiçbir toplum, düşünsel, duygusal, inanılan değerler ve genetik açıdan birbirine benzer insanlardan kurulu değildir. İnsanların robotlaştırılarak birbirinin aynı olan dine, mezhebe, inanca sahip; aynı düşünce ve duyguyu taşıyan insanlardan oluşması olanaklı değildir. Bu yanıyla toplumlar homojen bir yapıya sahip değillerdir.

Devletin ise, farklı yapıdaki bütün yurttaşlar karşısında din ve inançları, etnik yapıları, dünya görüşleri ne olursa olsun eşit uzaklıkta ve tarafsız olması gerekir.   Okullarımızda belli bir inanç sisteminin kural ve ibadetini bütün öğrencilere dayatılması asla kabul edilemez. Devlet, kişiye özgü  inanç konusundan mutlaka elini çekmeli, insanların inançlarını kendi çıkarları ve gelecekleri için kullanmaktan, insanlar arasında ayrımcılık yapmaktan ve bu kişilere özel konuyu istismar etmekten uzak durmalıdır.

Değerli anne-babalar,

Velilerimiz, devletimizin kurucusu, ulusumuzun kurtarıcısı, laik Cumhuriyet yönetimini kuran,  çağdaş, akılcı, bilimsel düşünceye önem veren ve gelişmiş Batı toplumlarını örnek alarak devletimizi ve toplumumuzu çağdaş değerlerle donatan Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk konusunda da çok duyarlı olmalılar. Basına ve sosyal medyaya yansıdığı kadarıyla,  Atatürk’e, fotoğraflarına, düşüncelerine saygısız, ötekileştirici, yok sayan, düşünce ve davranışlara rastlanıyor. Hiçbir okulumuzda böylesine çarpık düşünceli yönetici ve öğretmenler olmamalıdır. Atatürk ışığı bütün sınıflarımızı, çocuklarımızı ve toplumumuzu aydınlatmalıdır. Bilhassa velilerimiz bu konuyu dikkatle izlemelidirler.  En büyük ulusal değerimiz, bütün dünyada olduğu gibi kendi ülkesinde ve okullarında da saygın yerini korumalıdır.

Ülkemizdeki “15 Temmuz darbe girişimi” hükümet ve iktidar yetkililerinin gözlerini yönetim ve eğitim kurumlarına çevirmesine yol açmıştır. Bu darbeci zihniyete yardımcı olduğu düşünülen tüm memurlar, öğretmenler, polisler, askerler ve diğer görevliler mesleklerinden alınmış, ihraç edilmişlerdir. Ancak birçok öğretmenin basına yansıdığı kadarıyla “suçsuz” oldukları halde bu uygulamaya maruz kaldığı da yansımıştır. Suçlular elbette cezalarını çekmelidir. Ancak, öğretmenin sahibi de öncelikle elbette öğrencisi ve velileridir.  Sonrası Sendikal örgütleridir. Demek ki velilerimiz, okullarına, öğrencilerine olduğu kadar öğretmenlerine de sahip çıkmalıdırlar.

Değerli anneler-babalar,

OECD'nin Eğitime Bakış 2016 Raporu’na göre Türkiye, ilk ve orta öğretimde kamu harcamalarında ve öğrenci başına harcamalarda 35 ülke içinde en düşük pay ayıran ülkeler arasında görülüyor. Bu utanç duyulması gereken bir tablodur. Ülkemizde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “2016 yılında 6 milyar 482 milyon 979 bin liralık bütçe ile aralarında Bilim ve Sanayi, İçişleri, Kültür ve Turizm, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Gençlik ve Spor ile Dışişleri Bakanlıklarının da bulunduğu 12 bakanlıktan daha fazla bütçe ödeneği aldığı” basında yer almıştır. Durum bu iken, OECD ülkeleri arasında ilk ve orta dereceli okullarındaki devlet harcamalarında ve öğrenci başına düşen harcamalarda 35 ülke içinde en düşük payı ayıran ülkeler arasında olmamızı mutlaka sorgulamalıyız.

Şimdi şu rakamlara da bir göz atmamız gerekiyor. Türkiye'de 85 bin cami var.  Okul sayımız ise 67 bin.  Hastane sayımız 1.220, Sağlık Ocağımız 6.300 adet. Türkiye’de 77 bin doktor,  90 bin de din görevlisi var. Cemevi sayısı 100,  Kilise sayısı 270.

Türkiye'de her 900 kişiye bir doktor, her 780 kişiye bir din görevlisi düşüyor.  Her 60 bin kişiye 1 hastane düşerken, 350 kişiye 1 cami düşüyor.  Türkiye’de 1.435 kütüphane var, Almanya'da ise 11 bin kütüphane var. Türkiye'nin 13 kentinde Devlet Tiyatrosu varken; 81 ilimiz, ilçe, belde ve köylerimizde 3.852 Kuran Kursu bulunuyor.  Türkiye'de 1 opera derneği var, 11 bale, 10 heykel, 18 resim, 18 sinema, 38 tiyatro derneği varken; 35 bin adet de Cami Yaptırma Derneği var.

Bu tablo, ülkemiz insanlarını hızla, çağdaş Batı toplumları değerlerinden uzaklaştırarak, Orta-Doğu Arap toplumları düzeyine geriletecek değerler içermektedir. İnsanların dinsel düşüncelerini kullanarak, kendi iktidarlarını kalıcı kılmak için Atatürk yolundan, Cumhuriyet aydınlanmasından yüz çevrilmesini asla kabul etmemeliyiz. Ülkemizin ve insanlarımızın aydınlık geleceği için tüm ulusal değerlerimize sahip çıkmalıyız. Bu hepimiz için yaşamsal bir görevdir.