Çok kazanmak... Ün peşinde koşmak... Makam için hırsa kapılmak...

İnsanlığın kötü alışkanlıklarından sadece birkaçı...

Kısa bir tanımlama ile insanın kendini kontrol edememesi...

Yani dengesizliği...

Günümüzün insan profilinin sadece kültür/sanat, bilim alanlarında oluşmasını ne kadar da isterdim/arzulardım.

Toplumsal anlamda kaprissiz, düz (olduğu gibi görünen, göründüğü gibi olan) düşünen, işinin/gücünün dışında bir başka dünyanın karanlık labirentlerinde bulunmayan, bulunmaktan canı sıkılan bir toplululuk...

Aydınlık bir topluluk...

Spor dünyası için de böyle düşünmeyi isterdim, ama son yıllarda yaşanan olayları, seviyesizlikleri, spor dışı düşüncenin bu alanda sergilediği olayları, yarattığı durumu 

hep birlikte izliyoruz.

Sporun insanlığa aşılamaya çalıştığı barış, hoşgörü, kardeşlik vb. özlemi duyulan  duyguların spor alanlarında yaz güneşindeki kar gibi eriyerek, giderek azaldığını görüyor, üzülüyoruz.

Ama, yine de umutsuz değil insanlık.

Demokrasinin yeşerip gelişeceği, boy atacağı siyaset alanı; bilim, kültür/sanatla beslenmediği/desteklenmediği toplumlarda -maalesef- çekişmelerin/huzursuzluğun adımları hemen atılıyor.

Hele de siyaset alanı bilimden, kültür/sanattan, edebiyattan, bürokrasinin seçkinlerinden gelmiyor; deneyimsiz siyaset acemilerinden oluşuyorsa; toplumsal anlamda geleceğe yönelik karamsarlık da giderek yaygınlaşıyor böyle durumlarda.

Bürokraside ana unsur "adalet"in işlerliği de; kısır siyaset çekişmelerinin döngüsüne kapıldığında huzursuzluk ve güvensizlik de  -ister istemez- artıyor.

Yaygın gazetelerin birinde okudum. Belediyelerin birinde kaş yapayım derken "iş bilmezlikten olacak" diyelim, göz çıkarılmış...

Sonuçta konu ilgili makamlara şikayet olarak aktarılmış. Üst makam şikayeti haklı bulmuş... Ceza uygulamasının gerçekleşmesine sıra gelince; usülsüzlük, yolsuzluk evrakında belediye başkanının imzası bulunmadığından hakkında işlem yapılamazmış...

Usulsüzlüğü, yolsuzluğu, dahası suçu birim müdürleri/sorumluları yapmış...

İşte, kimi yerel yönetimlerde işler böyle pişiriliyor/kotarılıyor.

Böyle konularda usuma/aklıma hep mizah geliyor: Başkanın imzası yoksa orada ne işi var? Ne iş yapar? 

Oh ne ala... Başkanın imzası yok, o suçsuz!.. Emrindeki müdürler yapmışsa yapmış... Onlardan sorulsun... "Zeytinyağı gibi suyun yüzüne çıkma" anlayışı/sıyırma gayretidir bu...

Belediye başkanı emrindeki birimlerin denetimini yapamıyorsa o makamda işi ne?

"Evrakta imzam yok" demekle milletin malı mı korunurmuş?

Oh ne güzel... Al Başkan maaşı, "etliye-sütlüye karışma..." Başkanım..." diye çalım at!..

Yerel seçimlerle göreve getirilecek kişilerin (Başkan ve üyelerin) öncelikle belediyecilik konularında bilgi sahibi olmaları gerekir.

Yok, bu gözetilmez de işe seçim kazanma, ün/makam yakalama, seçilme hırsı ile bakılırsa kimi belediyelerde bugüne değin olan usülsüzlükler, yolsuzluklar yaşanır gider.

Siyaset en başta dürüstlük isteyen bir alandır bize göre...

Bir de başkanlık;  "Bir eli siyasette, bir eli ticarette" olanların işi olmamalı...

Belediyeler öteden beri kişisel fedakarlıkların yaşandığı yerler olarak biliniyor.