2019 yılı 24 Kasım Öğretmenler Gününün bir gün öncesinde Eğitimsen, Ankara Tandoğan alanında “Haklarımız, Geleceğimiz ve Öğrencilerimizin Eğitim Hakkı” adıyla bir eylem düzenlemişti. KHK’lı öğretmen İsmet Akyol, facebook sayfalarında da duyurular yapıyor, konu başlıklarını madde madde bizlerle paylaşıyordu. Aynı çalışmayı yine KHK’lı öğretmen Gökhan Taner Günsan da İzmir’de yapıyordu.

KHK’lı öğretmen-memur-işçi demek; haklarında herhangi bir soruşturma, kovuşturma olmadan, suçsuz-günahsız oldukları resmi makamlardan belgeli, ancak bir takım ihbarlar sonucu, mesleklerinden alınanlar, susuz-ekmeksiz bırakılanlar  demek oluyor. Bu ağır sancıyı ben de yaşamıştım geçmişte.

Ankara’daydım. Sağlık kontrollerim vardı. 22.Kasım Cuma günü Pet City çektirmiştik. Birbuçuk-iki saatte bitecek bir işlem, erken de gittiğimiz halde hasta yoğynluğundan öğleden sonraya sarkmış, üçbuçuğu geçmişti. Aslında ben de stresliydim biraz. Can sıkan kuşkularım vardı. Yorgundum iyice ve uykusuzdum bir gece öncesinden. Eve geldiğimizde yatıp uyumuştum. Kalktığımda İsmet Akyol Hocayı aradım. Mitingleri için başarılar diledim. Öğretmen haklarının kazanılması mücadelesinde her zaman yanlarında olduğumu belirttim.

Miting günü istediğim halde gidemiyeceğimi anladım. Tv kanallarını araştırdım, hiçbir kanal Eğitimsen’in eylemini vermiyordu. Daha sonra İsmet Akyol’un paylaştığı videodan az da olsa izleme imkanı bulmuştum. Tandoğan alanını hepimiz biliriz. Bu kez de doluydu alanlar. Elele, kolkola binlerce öğretmen isteklerini  haykırıyordu. Konuşmacılar: “Laik ve bilimsel eğitimin yok edildiğini, karanlığı dayatanlara  inat laikliği, savaş çığırtkanlarına karşı barışı, eşit, özgür, demokratik bir cumhuriyet için birlikte mücadele edileceğini, KHK ile meslekten, okullarından, öğrencilerinden koparılan öğretmenlerin göreve dönme mücadelesinin son kişiye kadar sürdürüleceği” yüksek sesle dile getirdiler.

*****

Aslında laik-bilimsel eğitimden, ülkemizin genel sorunlarından, öğretmenlerin hak ve çıkarlarından yana olan öğretmen örgütlerinin birlikte katılabileceği bir eylemi isterdim. Bunu şöyle örneklendirmek isterim. Sakıncalı olduğum, Kent Lokalini çalıştırdığım yıllar. Bütün arkadaşların (eski Töbder üyeleri)  destek ve katkıları ile Eğitder’in kuruluşunu sağlamış, bir yemek bile düzenlemiştik.

Başkanımız Adil Gencer, aradabir çağırır, bazı konuları görüşürdük. Bir gün yine aramış, not bırakmıştı. Hemen Eğitder bürosuna gittim. Baktım bir öğretmen var yanında. Biraz konuştuktan sonra hatırladım. Bir grup adına geldiğini anladım. Onunla  aramızda hatırlayabildiğim kadarıyla şu konuşmalar oldu.  “Hocam, burada bir sendika var, gördünüz mü?”, “Evet, gördüm”, “Nesini gördünüz?”. “İşte orda madencilerin sendikası var”. “Bakın Hocam, bu sendikanın üyeleri arasında, yani tabanında her siyasi görüşten işçi vardır.  Hiçbir görüş, ayrı bir dernek, sendika kurma yoluna gitmemiştir. Çünkü hepsinin çıkarları ortaktır. Seçim zamanı herkes kendi görüşüne uyan partiye oy verir. Onun için sesleri boru gibi çok ve gereğinde sert çıkıyor”. Arkadaş, “Anladım Hocam” deyip, ayrılmıştı bürodan. Adil Ağabey de rahatlamıştı doğrusu.

*****

İsmert Akyol ile görüşürken evet eski günlerdeki gibi heyecanlıydım. “Canım Öğretmenim”, Cicim Öğretmenim” diye geçiştirilen günü,  “ülkemiz sorunlarının konuşulduğu, öğretmen hak ve çıkarlarının dile getirildiğini, çocuklarımız için laik ve bilimsel eğitim” istendiğini dile getiriyorlar ve günü anlamlandırıyorlardı. İsmet Hocanın face paylaşımı yapacağını hiç düşünmemiştim. Sürpriz oldu benim için diyebilirim.

*****

Şimdi geçmişe dönüp İlk Öğretmenler Günü ile ilgili anılarımıza bir göz atalım. Yanlış hatırlamıyorsam 1981 yılıydı. 24 Kasım Öğretmenler Günü için bir Vali muavini başkanlığında, Milli Eğitim Müdürü Mustafa Turhan yönetiminde bir “İl Kutlama Komitesi” oluşturulmuştu. Komite çeşitli etkinliklerin yanında günün anısına bir de kitap çıkaırmayı düşünüyordu. Kız Öğretmen Lisesi müdürü ve Komite üyesi Şükran Karahasan, durumu belirtip, benden bu kitap için “Öğretmenlerin Toplumsal Etkileri” konusunda bir yazı istemişti. Ardından  “Bunu en iyi sen yazarsın”diye de ekleme yapmıştı.

Ben o yıllarda Fener Lisesi müdürlüğü görevini de sürdürüyordum. İstenen yazıyı iki gün içinde tamamlayıp, komiteye vermiştim. Şükran Hanım, her zamanki inceliği içinde “Çok güzel olmuş, sen bunu biraz daha uzatabilir misin?” diye sorunca “Tamam” dedim. Dört sayfa kadar bir yazıyı yeniden komiteye verdim. İncelemişler ve Şükran Hanım: “Yayla Sinemasında bir konferans düşünüyoruz. Sen bu yazıyı ona göre düzenleyebilir misin?” deyince ona da “Tamam” dedim. Bir haftalık da süre verdiler. Konu güzel, kaynak azdı. Bir araştırma kitabı buldum, elde kalan eski dergilerden de yararlanarak gece-gündüz çabalayıp daktilo ederek 20-25 sayfaya yakın bir yazıyı yeniden komiteye teslim ettim. Konferans metni bu kez Vali Muavininin  incelemesine gitti.

*****

Kutlama Komitesi günün anısına bir de yemek düzenlemişti. Bunun için Ziraat Bankası arka sokağındaki Ferah Lokantası üst katındaki bir restoran seçilmişti. Restoran biri küçük, diğeri büyük iki bölümden oluşuyordu. Vali, Tugay Komutanı, Belediye Başkanı, Milli Eğitim Müdürü ve diğer Protokol küçük bölümde idi. Ama ben dahil birkaç lise müdürü de o bölüme alınmıştı. Dans edecek de çok küçük bir alan vardı: gayetle ciddiyet içinde iki küçük adım ileri, bir küçük adım geri! Büyük bölümdeki öğretmen arkadaşlar keyifliydi. Bir süre sonra Hüseyin Yavuz (şimdi rahmetli) ve 4-5 arkadaş  şıkıdım oynayarak bizim masaya geldiler. Bu arada protokolun bakışları da bizim tarafa çevrildi. Hüseyin Yavuz, “Kalkın aşağı mahalleye gidiyoruz”, “Yahu rahat durun”, “Burda hava serin, orda sıcak, haydi!” Bir yandan da oynuyorlar.  Baktım olacak gibi değil, eşimle kalkıp, diğer arkadaşların yanına gittik. Tüm arkadaşları selamladım, onlar da beni. Ondan sonra “Haydi şerefe!” faslı.. Evet, aşağı mahalle daha bir rahat imiş!.

İşin ilginç yanı, hatta garip tecellisi de şudur; İlk Öğretmenler Günü Yemeği için bize kapılarını açan bu restoran, sahibinin iflası sonunda, 1983 Kasım sonundan itibaren Kent Lokali (Briç Bezik-Okey Salonu) adıyla, 1402 sayılı yasayla “Sakıncalı Piyade” yapılan benim işyerim, başta öğretmenler olmak üzere aydınlık yüzlü insanların da mekanı olacaktı.

*****

Pazartesi günü Şükran Hanımı arayıp, “konferans işinin ne olduğunu” sordum. “Vali muavini inceliyormuş” dedi. Çarşamba günü  son kez Milli Eğitime uğradım.  Bu kez Şükran Hanım, “Bir de sen sor” dedi. Vali Muavinine gittim. Konuyu hatırlattım. İteleyen, öteleyen bir tavır ve üslupla “İnceliyoruz, inceliyoruz efendim!” dedi. Aşağı indim ve Şükran Hanıma “Bu iş bitmiştir” dedim ve ayrıldım. Evet,  Öğretmenler Günü nedeniyle geceyi gündüze katarak hazırladığım o konferans etkinliği  yapılamamıştı.

Nedenini daha sonra öğrenecektim. Elimdeki kaynak kitaptan, II.Meşrutiyet döneminde gazetelerde yer alan bir eleştiriye de yer vermiştim, başka alıntı eleştiriler de vardı. Öğretmenin biri Maarif Nazırı Paşa için gazeteye şunları yazmış: “O altınızdaki araba babanızdan miras mı kaldı? Sırtınızdaki elbiseleri babanız mı verdi? Nazeninlere (bayan memur) maaşları verilirken, öğretmenlerin ücretleri neden ödenmiyor?”. Ben, o sırada yönetimdeki 12 Eylül generallerini eleştiremediğim için, eski paşaları eleştiren örnekler vererek, onları eleştirmiş gibi oluyormuşum. Lâ havle velâ!.. Akıllara sezâ bir yaklaşım! İşte bu 80 yıl kadar önceki küçük eleştiriyi konferans metnine koyduğum için, konferansın iptal edildiğini öğrenmiştim. Şaşılacak bir durumdu doğrusu!..

 

 

Bu arada zaman geçti. Uyduruk bir ihbara dayalı olarak hakkımda bir soruşturma, ardından kamu davası açıldı. Fener Lisesi müdürlüğünden alınarak Endüstri Meslek Lisesine verildim. 3.Haziran 1982 günü 1402 sayılı yasa ile bütün özlük haklarım kaldırılarak, öğretmenlik görevime son verildi. Hakkımdaki davaya Av.Burhan Karaçelik(şimdi rahmetli) bakıyordu. Ben de o sıralarda Uyanış Gazetesine yardımcı oluyordum.

*****

Bir gün Av.Burhan Karaçelik gazeteye geldi. Hakkımdaki dava konusu üzerinde konuştuk. Söz sözü açınca neler öğrendim! Vali muavini ile bir muhabbet gecesinde Burhan Ağabey -nerden söz açıldıysa- benim konuyu açmış. Vali Muavini hemen konferans metnini hatırlamış. Ben o metni hazırlarken kaynak kitaptan alıntılarla,