Her zaman onurla söylemişimdir, “Benim en önemli ünvanım öğretmenliktir ”. Fener Lisesi ve sonra Endüstri Meslek Lisesinde çalıştığım yıllarda olsun, 12 Eylül’ün başımıza sardığı “sakıncalılık dönemi”nde ve daha sonraki emeklilik sürecinde olsun “öğretmenlik ünvanım” hep benden önce gelmiştir.

Bizim dönemimizde öğretmenlerin değerlendirilmesi, ders ve dersdışı/eğitsel kol çalışmaları üzerinden okul müdürü tarafından yapılırdı. Müdür, öğretmenin dersine gelir, izler, dinler, raporunu yazardı. Milli Eğitim Müdürü rapora kanaatini ekler ve Vali onayı ile Bakanlığa gönderilirdi. Öğretmen böylece terfi ederdi. Ayrıca Bakanlık müfettişleri tarafından dört yılda bir de okul, yönetici ve öğretmenler “genel teftişten” geçirilir, öğretmenlerin derslerine girilir, okul, yönetici ve öğretmenleri değerlendirilirdi.

*****

Geçmişte kalan bir dönemde, okul müdürü bazı öğretmenlerin dersine giriyor ama benim dersime gelemiyordu. Bunun üzerine lise 3. sınıftaki bir dersime kendisini davet ettim. Geldi, bir öğrenci yanına oturdu. Dersin sonunda konu ile ilgili ona da söz verdim. Müdür, öğrencilere, “Hamit Kalyoncu gibi bir edebiyat öğretmeninden ders aldığınız için, övünün, sevinin..”vbgibi konuşmağa başlayınca, yanına yaklaşarak, kulağına böyle konuşmasının gereksiz olduğunu söyledim. O sırada bir öğrenci de “biz öğretmenimizi biliyoruz, tanıyoruz” diye yanıtladı müdürü.

O yılın sonunda bir iş nedeniyle Ankara’ya gittiğimde bir arkadaşımla Bakanlığa gitmiş, tanıdığı bir memur yoluyla Sicil dosyamı inceleme imkanı bulmuştum. Derste benim için övgü dolu nutuk atan müdür, ancak 4.5’tan 5 verebilmiş, yani güç-bela “terfi edebilir”, kaydı düşmüştü. Oraya yazdığı kısa bir cümleyi bellemiştim. Zonguldak’a geldiğimde bir süre sonra bir arkadaşımla müdürün odasına gittik. Çayları içerken bu konuyu hatırlattığımda önce inkar etmiş, “size iyi rapor vermiyeceğim de kime vereceğim” demişti. Ben de yazdığı rapordaki ezberlediğim o cümleyi okumuştum. Kıpkırmızı olmuş, sararmış, başını iki eli arasına alarak, koltuğunda büzülüp kalmıştı.

*****

Şimdi de MEB “öğretmen performans değerlendirmesi” yapacakmış. Kafamı epeydir meşgul eden bu konuyu sosyal medyadan, basından ve Eğitimsen’in hazırladığı broşürden inceledim, notlar aldım. Aslında bu durumda bütün öğretmen sendikalarının bir araya gelmeleri, öğretmenlerin bu tür subjektif değerlendirilmesine tüm eğitim emekçilerinin ortak çalışmalarla karşı çıkmaları beklenir.

Bu sistemde öğretmenin Müdür Puvanı: %25 olacakmış. Müdür Bey bu %25 puvanı nasıl verecek, hangi ölçüye göre puvanlama yapacak? Yönetici-öğretmen ilişkileri, sosyal ve siyasal, dinsel ve inanç ilişkileri, sendikal farklılıklar bu değerlendirmeyi olumlu/olumsuz etkileyecek midir? Bu sorular, diğer; %15 Veli notu, %15’ öğrenci notu, %20 Zümre öğretmenleri notu, % 15’ini diğer öğretmenler notu, ve yüzde %10 öz değerlendirme puanı verilirken de göz önüne gelecek midir?

Artık öğretmenler, üniversiteden “pedagojik formasyonla”, yani “öğretmen” olarak mezun oluyor. Şimdi öğretmen yetiştirme(okulda ve meslek içinde), okul binaları, fen bilimleri laboratuarları, öğretmen kadroları, okulun, spor, müzik, resim salonları hazır edildi, tüm öğretmenler maddi-manevi rahatlık ve huzur içinde yaşıyor, yapacak hiçbir şey de kalmadı, iş “öğretmen performansını” ölçmeğe kaldı, öyle mi?

Öğretmenin performansını değerlendirmek için sayılan ve sayılmayan görevlilerin performansını/yeterliliğini kim-ler ölçecek? Örneğin Müdür Beyin, performans ölçme

yeterliliği ölçülecek midir? Velilerin, öğrencilerin performans değerlendirme yeterlilikleri nasıl ölçülecektir?

Öğretmenler göreve başlarken şu yemini ediyorlar: “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na, Atatürk inkılâp ve ilkelerine, Anayasa’da ifadesi bulunan Türk Milliyetçiliği’ne sadakatla bağlı kalacağıma; Türkiye Cumhuriyeti kanunlarını milletin hizmetinde olarak tarafsız ve eşitlik ilkelerine bağlı kalarak uygulayacağıma; Türk Milleti’nin milli, ahlakı, insanı, manevi ve kültürel değerlerini benimseyip, koruyup, bunları geliştirmek için çalışacağıma; insan haklarına ve Anayasa’nın temel ilkelerine dayanan milli, demokratik, laik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarımı bilerek, bunları davranış halinde göstereceğime namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.”

Öğretmenlerin performans değerlendirmesi yapılırken yeminde geçen bu ilkelere harfiyen uyup uymadıkları da değerlendirme kapsamında olacak mıdır?

Öğretmenlerinin her bakımdan rahat ve huzur içinde görev yapmalarını sağlamak yerine, öğretmen yeterliliğinin bilimsel, objektif ve evrensel standartlar dışında; öğretmenleri okulu ve yöneticileri ile, zümre ve diğer öğretmen arkadaşları ile her açıdan sorunlar yaratacak, öğretmeni baskı ve töhmet altına bırakacak ‘Performans değerlendirme’ uygulamalarından derhal vazgeçilmelidir.

Performans değerlendirmesinde hiçbir uzmanlığı olmayan okul müdürü, öğretmen, öğrenci ve velilere böyle altından kalkamayacakları bir görev vermek her şeyden önce öğretmenlere büyük bir haksızlık olacaktır. Bu uygulamalardan, okul müdürü, öğretmen, öğrenci ve velileri huzursuz etmekten ve onları öğretmenle karşı karşıya getirmekten, okulun huzurunu kaçırmaktan öteye bir sonuç beklenmemelidir.

*****

Performans değerlendirme sistemi eğer uygulamaya girerse, eğitimin her alanını kapsıyacak gibi görünüyor. Güvencesiz olarak istihdam edilen sözleşmeli öğretmenlerin sözleşmelerinin yenilenmesinde (ki devlet hizmeti yapan her öğretmen kadrolu olmalıdır); eğitim yöneticilerinin görevlendirmelerinde, ek hizmet puanı verilmesinde, yurt dışı görevlerde, başarı belgesi alımında ve öğretmenlikte kariyer basamaklarında yükselmede “performans değerlendirme sistemi” kullanılacağı belirtiliyor.

Performans değerlendirmesinden düşük not alan öğretmenlerin hizmet içi eğitimlere katılımı zorunlu olacağı ve her hizmet içi eğitim sonunda bitirme sınavlarına katılmak durumunda kalacağı, her yıl yapılacak olan sınava girecekleri de gerekli hale getiriliyor. “Performans değerlendirme uygulaması” bu haliyle, ölçme değerlendirme bilimini, uzmanlığı ve liyakatı da hiçe saymış oluyor.

Dileğimiz MEB’nin, bu subjectif performans uygulamasından, öğretmenlerimiz ve eğitim sistemimizde onulmaz yaralar açılmadan vazgeçmesidir.