“İyi öğretmen” nasıl olmalıdır sorusunun bir çok tanım yapılır, sayfalarca yazılır kuşkusuz. Bizim diplomamızda “öğretmen” kaydı yoktu, bitirme sınavlarından sonra bizler “Türk Dili Uzmanı” olarak mezun olmuştuk. Fakültede benden sonraki dönemlerden gelen birlikte çalıştığımız Sinan Öztürk’ün deyişi ile “Türkolog” idik. Hocalarımızın yönlendirmesiyle Pedagoji sınavına girmiş, diplomamıza “Pedagoji sınavını başarmıştır” mührü vurularak “öğretmenlik yapabilir” kaydı konulmuştu. Oysa bana göre gerçek öğretmenler Eğitim Enstitüsü çıkışlılardı. Onlar pedagoji ve meslek dersleri görüp “öğretmen” olarak mezun oluyorlardı.

Liseden sonra Çaycuma Aliköy ve Kızılbel köylerinde iki yıl vekil öğretmenlik yaptıktan sonra üniversiteye girmiş, bu sürenin iki yılını da Ankara Vatan ve Başkent gazetelerinde çalışarak geçirdikten sonra mezun olmuştum.

*****

Öğretmenlik mesleğini ise işbaşında öğrenmeğe çalışmıştım. Fener Lisesi’nde 1971 yılında göreve başlamıştım. Bu ilk yıllarımda öğrencilerimden çok ders çalıştığımı söyleyebilirim. Kendi çabalarımla “iyi öğretmen” olmaya çalışıyordum. Branşımda güçlü olmalıydım, mevzuatı bilmeliydim, öğrencilerimi tanımalıydım. Kendi öğrencilik anılarımın ve öğretmenlerimin aydınlığında, ayrıca birlikte çalıştığım öğretmenlerin tutum ve davranışlarını izleyerek. Tabii ki en çok da öğrencilerimden öğrenerek..

Pekala, “İyi İdareci/yönetici” nasıldır sorusunun ise çok farklı yanıtları olacağı kuşkusuzdur. Çünkü bizim zamanımızda “idareci”liğin bir okulu yoktu. İşbaşında yaşayarak, deneyim kazanarak kendinizi geliştirmeğe çalışabilirdiniz. Okulumuz 1969-70 öğretim yılında açılmıştı, yeniydi, idari kadro ve öğretmen kadrosu tam oturmamıştı. Okul müdürümüzün isteğiyle, biraz da zorlaması ile stajiyerliğim kalkar kalkmaz müdür yardımcılığını kabul etmek zorunda kalmıştım. Bir süre sonra da müdür başyardımcılığına getirilmiştim. Bu görevden, müdürle anlaşamadığımızı görünce, Milli Eğitim Müdürümüzün (Ramazan Çetindağlı) karşı çıkmasına rağmen bir süre sonra istifa ile ayrılmıştım. Ramazan Bey, daha sonra beni Milli Eğitim Müdür yardımcılığına önermiş, atama kararı çıkmasına rağmen, o gün hükümetin düşmesi ile atamalar durdurulmuş, atanma işlemim gerçekleşememişti.

*****

12 Eylül 1980 askeri yönetimi beni Fener Lisesi müdürü olarak görmüştü. Bir gün Milli Eğitim Müdürü, “Yahu Hamit Bey, her gelen Paşa, Bakanlık müfettişi, “Burada Töbder Başkanı bir lise müdürü varmış, kimdir bu adam?” diye seni soruyor, biz de gerektiği şekilde seni savunuyoruz” demişti. Şaşırmıştım. Adamlar benim okulumdaki çalışmamı, başarımı değil, kim olduğumu merak ediyorlardı. Müdüre “Hemen bırakabilirim” dediğimde ise “Onu demek istemedim, sen çalışmana devam et! ” demişti.

*****

Bir gün bir yerel gazete hakkımda gerçekdışı bir yazı döşenmişti. Gazeteci müsveddesi, bunları bir de sıkıyönetim döneminde yazıyordu: “Okulda sol bir hücre kuruyormuşum, Yurtdışına kaçan solcularla irtibata geçmişim. Öğrencilere sol fikirler aşılıyormuşum vs.vs.” Bir arkadaşımın telefonu ile gazeteyi getirttim ve okudum. İstifa dilekçemi cebime koydum doğru Milli Eğitim Müdürlüğüne gittim. Müdür Bey, “O iş için geldinse Vali Bey sordu, biz de cevabını verdik, dosya kapanmıştır” dedi. Ben de “Sayın Müdür, ben istifa için geldim, Vali Bey ile görüşeceğim” dedim. Doğru Vali Bey’in odasına çıktım. Vali Galip Demirel’e durumu anlattım. Vali Bey, “Ben o lafları dinlemiyorum.” dedi. Ben, “Vali Bey, hakkımda yazılanlar makamı da yıpratır mahiyettedir. İzninizle istifa etmek istiyorum” dedim. Vali Demirel, “Bu lafları da dinlemiyorum. Sen orda kaşın gözün için oturmuyorsun. İyi bir öğretmensin, iyi bir idarecisin. Onun için oradasın. Git görevinin başına” dedi. Ben kısa bir süre ayakta çakılıp kaldım sonra, odadan çıktım. Müdür Beye “Kabul etmedi” diyerek okula döndüm.

Bu olaylardan bir süre sonra Sıkıyönetime yapılan bir ihbar sonucu 16 kişiyi etkileyen uyduruk bir soruşturma ile, önce Fener Lisesi müdürlüğünden alınarak Endüstri Meslek Lisesi’ne atandım. İki

buçuk ay sonra da 1402 sayılı yasa ile 3.Haziran.1982 günü ekmeksiz-susuz hepten görevden alındım. Ancak, “Sakıncalılık” dönemimde bile Vali ve ME. Müdürü ile olumlu ilişkilerimiz hep devam etti.

*****

Bunları niye anımsadım şu öğretmenler gününde. 35 yıl önce benim başıma gelenler, bu dönemde de bir başka şekilde uygulanıyordu. Yurt genelinde KHK’larla bir çok öğretmen okulundan öğrencilerinden, susuz ekmeksiz koparılmıştı. Sadece mağdur edilen öğretmenin kendisi değildi; eşi, çocuğu, anası-babası hepsi bir dar boğazın içine itilmişti. Daha önce de yazmıştım, Bakanlık katında Çaycuma’da öğretmen İsmet Akyol’u, Gökhan Taner Günsan’ı kimse tanımazdı. Mutlaka bir “ihbar” mekanızması vardı. Çok geçmeden bu da ortaya çıktı. İsmet ve Gökhan öğretmenler hukuk ve yasalar çerçevesinde konunun peşini bırakmadılar. Olay, sadece Çaycuma’da değil, artık yurt genelinde de biliniyor.

Bu öğretmenler, Fetö ve terör örgütleriyle bir “iltisakları”nın olmadığını da Savcılık kararıyla ortaya çıkardılar. Buna göre bir an önce görevlerine dönmeleri gerekir değil mi? Komisyon toplanacak, Milli Eğitim’den bilgi soracak..Amma Çaycuma Milli Eğitimi’nde bu konuda bilgi olmadığı da ortaya çıktı. Öğretmenler gerekli başvuruyu yaparak, bu açıklığın da kapanması için gerekli girişimleri yaptılar. Şimdi bekliyorlar.

*****

İmam-Hatip lisesi ve İlahiyat Fakültesi mezunu Çaycuma İlçe Milli Eğitim Müdürü hakkında basına yansıyan iddialar konumuz değildir. Bu konu, ilgili makamlar tarafından da biliniyor olmalıdır. Benim ilgimi çeken Müdür’ün 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde yaptığı açıklamada geçen şu ifadelerdir: “birlik ve beraberliğimize gölge düşürecek, ötekileştirecek, her türlü ayrıştırıcı gerekçeyi bir kenara bırakmak suretiyle, aynı ülkü ve hedef etrafında kenetlenerek meslek şuuru içerisinde birlik beraberliğiniz ve dayanışma içerisinde olabilmeniz”. Bu ifadeye sorulacak sorular var amma, üç aşağı beş yukarı bir çok öğretmen katılabilir. Ancak bu dediklerini Müdür Bey kendi yönetiminde uygulamaya sokabilmiş midir? Örneğin, görevden alınan iki öğretmene bir gün olsun “merhaba” diyebilmiş, hal ve hatırlarını sorabilmiş midir? Çağdaş eğitim ve öğretim yolu dururken, Çaycuma ilköğretim okullarında Sıbyan mektepleri anlayışına ve uygulamasına göz yummuş mudur? Yılbaşı kutlamasını hangi anlayışla yasaklamağa kalkmıştır? Öğretmenleri mevlid için camiye çağırmasının anlamı nedir? Müftü Bey ile Yılbaşı gecesi “Mekke Fethi” kutlaması yapmaları ne ölçüde tarihi gerçeklere uygundur?

Sayın Müdür, açıklamasında Atatürk’e de değiniyor. Biz de Atatürk’ten aldığımız şu açıklamayı bilgi ve görüşlerine iletelim istedik; “Efendiler, yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların gayesi, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve bütün anlam ve görünüşüyle uygar bir toplum hâline ulaştırmaktır. İnkılaplarımızın ana ilkesi budur. Bu gerçeği kabul edemeyen zihniyetleri darmadağın etmek zaruridir. Şimdiye kadar milletin beyinlerini paslandıran uyuşturan, bu anlayışta bulunanlar olmuştur. Her hâlde anlayışlarda var olan uydurma ve boş fikirler tamamen çıkarılacaktır. Onlar çıkarılmadıkça beyine gerçeğin nurlarını sokmak zordur.” Sayın Müdür yaptıklarıyla bu görüşlerin neresinde olduğunu kendisi tayin etmelidir..