Ah, bir öğrenci olsam!

Bu zamanda, bu çağda.

Annem, bize hep derdi ki, ’’uşağım, biz bu dünyaya erken geldik.’’

Biz de şimdi bu sözün aynısını kendi çocuklarımıza diyoruz. Neden?

Çünkü teknoloji ve imkânlar sürekli gelişiyor, değişiyor.

Yoksa dünya aynı dünya, tabi insanoğlu olarak dünyaya yaptığımız tahribatı saymazsak.

Ayakkabımız yoktu, ‘’kara lastik’’ ile okula giderdik. Dede ve babalarımız ise ‘’çarık’’ giyerdi. İlk saatime lise son sınıfta kavuşmuştum. O da üç gün sonra bozulmuştu.

Şimdi ise ayakkabı, saat sudan ucuz. Kara lastik ise müzelik oldu.

Kara lamba ışığında çoook ders çalıştık, şimdi ise tasarruflu led lambalar var.

Bizim zamanımızda kırtasiye malzemeleri, yani kitap, defter, kalem vs. çok pahalıydı.

Şimdi bunlar piyasada bol, hatta kiloyla satılıyor. Bu işin ikinci el piyasası da oluşmuş.

Bizim zamanımızda okulların araç gereç ve teknik donanımları son derece zayıftı.

Şimdi bilgisayarlı eğitimler, tabletler, akıllı tahtalarla verilen eğitimler aldı başını gidiyor.

Bizim zamanımızda öğretmen eksikliği çoktu, bir branş öğretmeni üç dört farklı derse giriyordu.

Şimdi her öğretmen kendi branşında derse giriyor ve boş ders yok denecek kadar az.

Bizim zamanımızda apartmandan bozma yerlerde eğitim görürdük.

Şimdi son derece modern okul binaları inşa edilip eğitimin hizmetine katılıyor.

Bizim zamanımızda doğru düzgün bir kütüphane bile yoktu, kaynak kitap yoktu.

Şimdi istemediğiniz kadar kaynak kitap var, piyasa dolu ve son derece ucuz, hiçbir imkânınız yoksa dahi bu kaynak kitapları almaya, sadece ‘’google’’ amca bile size yeter.

Bizim zamanımızda ilkokulda kara önlükler ve boynumuzu hep tahriş eden kalın yakalıklar vardı. Orta kısım ve lise dönemlerinde takım elbise ve kravatın dışında bir şeye müsaade edilmezdi. Bir, bir buçuk metre kar yağdığında bile boğazlı kazak giymemize izin vermezdi hocalarımız. Yani Tonya’da hayat dursa dahi kılık kıyafetten taviz yoktu.

Şimdi ise ilkokullarda rengârenk önlükler çok da cicili biçili. Orta öğretimdeyse kıyafet serbest. Öğretmenlerdeyse sakal bıyık birbirine karışmış vaziyette. O da ayrı bir konu.

Bizim zamanımızda yirmi yedi üniversite vardı, bunların da bölüm sayıları çok azdı ve biz, üniversite nedir, nasıl bir yerdir, gireceğimiz üniversite sınavı (ÖSS-ÖYS) nasıl bir sınavdır, bilmezdik. Üniversitelerle ilgili olarak bize rehberlik edecek kimse yoktu.

Şimdi yaklaşık 200 üniversite var ve binbir çeşit bölüm var. Şimdi tanıtım için üniversitenin kendisi ayağınıza geliyor, üniversiteye tanıtım turları düzenliyor, sizleri misafir ediyor.

Bizim zamanımızda, bizim gibi köy çocuklarının üniversiteyi kazanması çok zordu. Benim sınava girdiğim zaman mahallede iki kişi üniversiteyi kazanmıştık ve âcizane parmakla gösteriliyorduk o zaman. Biri ben, birisi de hem çocukluk hem de okul arkadaşım Mehmet Zaman. Şimdi Erzurum’da coğrafya profesörü, kulakları çınlasın.

Bizim zamanımızda 27 üniversite ve sınava başvuran bir milyon altı yüz bin aday vardı.

Şimdi ise 200 civarında üniversite ve sınava girmek için başvuran yaklaşık iki milyon aday var.

Bizim zamanımızda üniversiteyi kazanmak meseleydi, çok çok zor bir işti.

Şimdi bedavadan ikinci üniversite okuma şansı bile var. Yeter ki oku…

Şimdiki gençler ise pek okumayı sevmiyor.

Ama olsun, ne yapalım, ben onların yerine okumaya devam ediyorum…