tonyahaber @ hotmail.com

Ben…

Ben, Folderesi.

Yaşımı ne ben bilirim, ne de bu vadi. Akar dururum dağlardan okyanuslara doğru. Tatlı sularım ne zaman ulaşır bir balinanın karnına bilmem. Akarım, yine de akarım.

Su boyları, uygarlıkların beşiğidir. Bilen bilir…

Kadim uygarlıklar yaşandı tarih boyunca. İnsanlığın düşe kalka bugüne gelmesini sağlayan uygarlıklar… Örnek mi? Mısır, Sümer, İnka…

Kadim Mısır uygarlığı varlığını Nil’e, Tevrat’ın cennet olarak bildirdiği Mezopotamya topraklarında kök salan Sümer uyarlığı da Fırat ve Dicle’ye borçludur varlığını.

Hindistan’da İndüs ve Ganj, Çin’de Sarıırmak, Gökırmak, Latin Amerika’da Amazon…

Anadolu’ya gelince Kızılırmak boylarında Hitit; Menderes, Gediz vadilerinde Frigya, İyon uygarlıkları… Daha say sayabildiğin kadar.

Koca suların hepsi benim ağabeylerim, ablalarım…

Ben küçücük bir suyum. Elikbeli’nin, Yeğlice boğazının yamaçlarından sazlıklardan süzülürüm. Kollarım kucaklar Fol ormanlarını. Kayalara çarpar, dökülür sularım. Beyazlaşırım önce, sonra dağılır köpüklerim, aslıma dönerim. Alır başımı koşarım vadi boyunca.

Nice insanlarla dost oldum… Kırmızı benekli alabalıklarımı avladılar dostlukla. Cömertliğimi esirgemedim onlardan.

Yabanıl yaşamı taşıdım bağrımda. Su verdim, doyurdum, besledim… Binlerce, on binlerce, belki de daha uzun süre dost geçindim çevremdeki yaşamla.

Kaynaklarımda yüzmeyi öğrendi çocuklar, daha bıyığı terlememiş delikanlılar. Aksakallılar abdest aldı suyumla. Yatağımı süsleyen kayaların üstünde, kıyımdaki çimenlerde secdeye vardılar inançla, saygıyla.

Bazen delirtti beni büyük yağmurlar, yatağıma sığmaz oldum. Berrak sularım bulandı, çamura döndü. Süpürüp götürdüm ne varsa çevremde. Çok sürmedi, kabaran öfkem durdu, önceki yaşamıma döndüm bir daha. Bahar gelip de karlar eriyince dağlarda, boz bulanık sularım kabarır her yıl. İnsanların daralttığı yatağıma sığmadığımı gösteririm.

Bırakın akayım eskiden olduğu gibi. Bana dokunmazsanız, ben de dokunmam kimseye. Öfkemin kabarması sizin yüzünüzden.

İnsanoğlunun geliştirdiği şu teknoloji var ya!... Belki insan yaşamını kolaylaştırıyor ama, yaşamın sonunu da getiriyor hızla. Teknolojinin ürettiği canavarlar doğanın düzenini bozuyor, zor kullanıyor doğallığı yok etmek için.

Herkes “haddini bilmeli” sözünü söyleyen de insan, haddini aşmada gaddarca koşuşan da… Yaşamak için doğa gerekli değil mi size? Yaşamın var olduğu alanlar yok edilir mi göz göre göre? Hem doğayı, hem de kendi yaşamınızı…

Bırakın vadimde akayım özgürce. Soluk alayım vadi boyunda, daraltmayın yatağımı. Böyle giderse öfkem kabarır, deli dolu saldırır yıkarım bentlerinizi.

“Dere bükünü, yetim hakkını unutmaz” diyen siz değil misiniz? Yıllar içinde bunu öğrettim size. Büküme el koyarsanız bırakmam sonra. Kendinizin sanırsınız, mülkünüz bilirsiniz; bir gece kuduran sularım darmadağın eder, yıkar keyfinizi. Evsiz kalırsınız, tarlasız kalırsınız…

Deli sularımdan korunmak için denizle buluştuğum yerden başladı yaptığınız duvarlar. Sağımı solumu kale duvarları ile çevirdiniz. Tutsak ettiğinizi sanıyorsunuz. Tutsaklığa gelmem ben, bilesiniz…

O duvar, o duvarınız, vız gelir bana vız!…

Gübreler, ilaçlar, deterjanlar, kimyasallar salıyorsunuz toprağa. Sonra beni buluyor hepsi. Hadi siz, kirlettiğiniz sularıma bakmıyorsunuz daha… Bırakın da öteki canlılarla sürsün birlikteliğim. Onları da çok gördünüz…

HES’ler yapmaya çalışıyorsunuz soluğumu kesmek için…

Suyumu kirlettiniz, zehirlediniz beni, yetmedi; sağımı solumu duvarlarla kapatıp hapsettiniz, yetmedi…

Şimdi de yatağımı soğuk betonlarla kaplıyorsunuz.

İnsaf be!... El insaf… Kime rant sağlamaktır amacınız? Son balığımı da betonlaştıracaksınız, son böceğimi, son tırtılımı…

Siz ne anlarsınız bir tırtılın, bir böceğin yaşamından!... Siz, Dilsiz İsmail’in (Tatar İsmail/Haymanalı) taş aralarında eliyle balık tuttuğu zamanı bilmezsiniz ki!... Betonunuzun ucundaki kaynaktan alabalık avlayan İhsan’ın sevincini de bilemezsiniz…

Sizin için varsa, yoksa para… Yaşam hakkının ne önemi var?

Bir gün o beton üzerinden hızla akan sularıma yanıt veremeyeceksiniz. Sonunuzu hazırladığınızı ya bilmiyorsunuz ya da hırsınız kör etmiş gözlerinizi…

Ne demişti Kızılderili: “Son ağaç kesildiğinde, son ırmak kuruduğunda, son balık avlandığında… İşte o zaman paranın yenmediğini anlayacak beyaz adam!”