Siz savaşın, siz ölümün, siz açlığın-yokluğun-yoksulluğun anlamını biliyor musunuz? Savaş da, açlık da, yokluk da, yoksulluk da ölümdür. Bunların anlamını bilmek, kurtuluşun da anlamını bilmektir. Bu ülke, bu millet bir kez kurtuldu; fabrikalarını kurmaya başladı; sonra yönetim beceriksizlikleriyle uçurumun kenarına getirilerek “ekonomik kurtuluş savaşı veriyoruz” dendi. Bu, milletle dalga geçmektir.

Tırablus’ta, Bingazi’de, Dobruca’da mı savaştınız? / İtalyanlar 12 Ada’yı mı işgal etti? Arnavutluk isyanda mı? / Yunanistan mı sınırlarını genişletti? Balkan Bozgunu’nu mu yaşadınız? Tüm silahlara, mühimmata Sırplar, Karadağlılar, Bulgarlar mı el koydu? Ordu, özellikle alaylılar cinden-periden korkarak panikleyip arkasına bakmadan mı kaçtı? Tunus’u, Mısır’ı mı verdiniz? Kanal Harekatı’ndan binlerce şehitle mi çekildiniz? Sarıkamış’ta-Allahuekber Dağlarında dondan, tifüsten mi kırıldınız, kurşuna mı dizildiniz? Çanakkale’de, Gelibolu’da, Conkbayırı’nda 57. Alay’la birlikte iki yüz elli bin yiğidi toprağa mı gömdünüz?

Mondros’la, Sevr’le bölünmüş, işgal edilmiş bir coğrafyayı düşmanlardan teslim mi aldınız? Kurtuluş Savaşı’nı vererek Lozan’ı mı başardınız? Cumhuriyet’i mi kurdunuz, kapitülasyonları kaldırıp, Osmanlı’nın borcunu mu ödediniz? Ne yaptınız da ekonomik kurtuluş savaşı veriyorsunuz? Betonlar, kuleler, rezidanslar, köprüler, tüneller ölü yatırımlardır. Anti emperyalist olmadan, üretmeden adam gibi yaşamak mümkün müdür?

On altı yıldır sözünüzün üstüne söz söyletmediniz, kimseyi dinlemediniz, tek sesli “koro” ile ülkeyi getirip kırizin içine bıraktınız. Suçlu Bransın mı, yoksa suçlu, her şeyi dolara bağlayıp emperyalistlerle işbirliği yapanlar mı? Dolardan başka para tanımayanlar mı?

Türkiye’yi tarım da, dünyada kendi kendine yeten yedi ülkeden biri olarak devraldınız. Böyle bir ülkeyi kurbanlık hayvanını, günlük “karkas etini” dışarıdan getirtmeye mahkum ettiniz. Buğday, pirinç, pamuk, nohut, mercimek, tütün ihraç eder durumdan, ithal eder duruma getirdiniz. Özelleştirdiğiniz şeker fabrikalarında halkın pancarını alacak “muhatap” bırakmadınız. Artık Türkiye samanı ve patatesi dışarıdan alan bir ülke olarak tarihe geçirdiniz. Bu da sayenizde oldu.

Madenleri, denetimden yoksun bırakarak, tamamen yabancılara devrettiniz. Rezervleri ve ormanları gelişigüzel işletmelerle “yok olmakla” karşı karşıya bıraktınız. Ormanlar, madenler ve dağlar “yolgeçen hanına döndü.” 18 ada işgal edildi, kimsenin gıgı çıkmadı, ama Suriye’ye ilan edilmemiş bir savaş yaşanıyor. “Yurt da sulh, cihan da sulh”u bırakarak komşularımızla “eyli, meyli” konuşmaya başladık, sonra da düşman olduk.

Cumhuriyet’le var edilen fabrikaları, şeker fabrikalarını, Seka kağıt fabrikalarını, bez (teksitil) fabrikalarını, şirketleri, biyo-kimya tesislerini, rafinerileri, bankaları, enerji santrallerini, limanları, hava alanlarını, Türk Telekom’u, dereleri, yaylaları… özelleştirme adı altında hep sattınız. Lozan’la kaldırılan kapitülasyonları yeniden getirdiniz. Onlarla rekabet edemeyeceklerini bile bile ülkeyi yabancı şirketlere, işadamlarına, kartellere, tiröstlere, bankalara teslim ettiniz. Şimdi de kalktınız, ekonomik kurtuluş savaşı verdiğinizi söylüyorsunuz. Sözünüzün üstüne söz söyleyen oldu mu ki bu savaşa 16 yıl sonra giriyorsunuz? Oysa Atatürk İzmir İktisat Kongresinde söylenecek sözü söylemiş, yapılacak işi göstermişti.

Hani Avrupa bizi kıskanıyordu? Dünya Türkiye’yi parmak ucu gösteriyor, liderini alkışlıyordu. Hiç kıskanılan, parmak ucu gösterilen bir lider ekonomik kurtuluş savaşı verecek duruma düşer mi? Hiç zor durumda kalır, o kıskanan ülkelerin kapısında para ister mi?

İki tırılyon doları betona gömdünüz. Üretime, fabrikaya yatırmadınız. Müflis, mirasyedi bir evlat gibi çarçur ettiniz. Örneğin, Suriyelilere kırk milyar dolar harcadınız, üçüncü hava limanı

büyüklüğündeki bir havaalanı inşasını Çin on iki milyar dolara yaparken, siz otuz beş milyar dolara yaptırdınız. Ve diğerleri…

Siz istediniz, siz yaptınız, siz batırdınız, tek yetkili, tek sorumlu sizdiniz. Neyin ekonomik kurtuluş savaşı olacak bu?

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız.