1988 yılı Ağustos ayı. 12 Eylül yönetimince uygulanan “Sakıncalı halim” devam ediyordu. Kent Lokali adlı işyerini çalıştırıyordum. Kahvecilik yapıyordum yani. S.H.P’nin (Sosyal Demokrat Halkçı Parti) de üyesiydim. Daha önce Halkçı Parti ve Sodep vardı. Aynı düşünce ve ilkeler içindeki iki partinin birleşmesinden yanaydım. Bu birleşme sağlandıktan sonra da SHP’ye üye olmuştum. Aklımızın erdiği, bilgimizin yettiği kadar partiye yararlı olmak çabası içindeydim.

Ağustos ayı ortalarında bir önceki seçim sonuçlarını aradım, buldum ve 300 sandık sonucunu önüme koydum. 1989 Mart ayında yapılacak yerel seçimlere daha 6 ay vardı.  Ama bir önceki seçim sonuçlarını değerlendirmeden yeni seçime, neye göre, nasıl hazırlanacaktık. Önceki seçimde hatalarımız, sevaplarımız nelerdi?  O nedenle sandık sonuçlarını tek tek incelemek gerekiyordu. “Hangi mahallede, hangi sokakta iktidar partisi ile durumumuz nedir?” diye araştırarak, notlar aldım. Yani hangi sandık bölgesinde, ne tür çalışmalar yapmamız gerektiğini, yerine, mevkisine göre hangi önlemleri almamızın doğru olacağını saptamağa çalışıyordum. Yok, hayır hayır! Kimse bana/bize “Aman şöyle bir çalışma yapar mısınız?” demedi. Partimize ve şehrimize yararlı olma düşüncesiyle böyle bir çalışmaya kalkışmıştım.  

Önce bir anket çalışması hazırladım. Ama istediğim gibi yaygınlaştıramadım. Çünkü parti bu çalışmama -sanırım politik mülahazalarla- pek sıcak bakmamıştı. Anket 10 bin adet basılacak, 19 mahallede sokak esasına göre dağıtılacaktı. Ama basılamadı, dağıtılamadı. Kendi imkanlarımla bastırdığım 400 kadar anket formunu arkadaşlar yoluyla dağıtmış, ancak 150 civarında yanıt alabilmiştim. Anket formunda 10 soru vardı. Halk nasıl bir Belediye istiyordu, mahalle ve sokağında Belediyenin çözmesini istediği ne gibi bir sorunu vardı. Bu sorun, sorun olarak görenlerce nasıl çözülebilirdi. Yurttaşlar, sorun var diyecek, ama bu sorunun nasıl çözülmesi gerektiğini de orayı iyi bilen mahalle ve sokak sakinleri olarak önerecekti. Yani, “Belediye-yurttaş iş ve güç birliği” sağlanacaktı. Belediyenin sosyal-kültürel-sanatsal çalışmaları nasıl olmalıydı konuları da vardı sorular arasında. Sonuç olarak; nasıl bir Belediye ve başkanı istiyorlardı, kendi önerileri nelerdi vb.gibi..

Sonra Kapalı Spor Salonu’nda bir panel yapmalıydık. İl Yönetimi yoluyla Ankara’dan üniversitelerden bir “Yerel Yönetimler Uzmanı”, bir “Şehircilik Uzmanı”, bir “halkçı belediyecilik” uygulayıcısı olan “Ankara Belediye Başkanı” davet edilebilirdi. İl ve ilçe düzeyindeki Parti yönetimleri, Belediye Meclisi üyeleri, İl Genel Meclisi üyeleri, mahalle delegeleri, partili üyeler  konuşmacıları dinleyecekler; bilgilenecekler, öğrenecekler, anlayacaklar, istediklerini soracaklar, merkez ve ilçelerde “Nasıl bir Belediye ve Başkanı istiyoruz” sorusunun, yanıtını kendi bölgelerinde araştıracaklardı. Bu çalışmaların bir ayağı da köylere dönük İl Genel Meclisi  seçimleri içindi. Bu kısım için de bazı öneriler hazırlamıştım.

Çalışmalarımın belli bir aşamasından sonra Belediye Meclisi üyemiz Mimar Turan Demirtaş’a uğradım. Demirtaş’la, M.Ç.Lisesi yılları hariç tutulursa, 1977’den başlayarak TÖBDER yıllarından tanışıyorduk. Belediye Başkanımız Nadir Pulat idi. Süreyya Aytaç ile Demirtaş da, ilk kez Belediye Meclisi’ne girmişlerdi. Töbder olarak, Başkanımız ve Meclis üyeleri, Belediye görevlileriyle ilişkilerimiz iyiydi. 1979 sonunda “politik gerekçeler”le Amasya’ya sürüldüğümde, Süreyya Aytaç’ın, “Bir yere gidemezsin, Belediye’ye geleceksin, birlikte çalışacağız.” sözlerini de hiç unutmadığımı belirtmeliyim.

Demirtaş’ın bürosunda 1989 seçimleriyle ilgili yaptığım çalışmaları anlatıp karşılıklı tartışırken, İl Başkanımız Kamil Papila geldi. Demirtaş, Başkan Papila’ya yaptığım çalışmaları anlattı. Demirtaş’ın ısrarları sonucu O da “Gelsin partiye anlatsın” diye karşılık verdi. Belirlenen günde partiye gittim. Önce yaptığım çalışmalardan söz ettim, sonra seçim örgütlenmesini, kurulması gereken komiteleri, nelerin neden yapılması gerektiğini anlatmağa çabaladım. Merkez ve köylere dönük çalışmalarda da; söz ve ağız birliğinin gerekli olduğunu, hiç bir kimsenin kendi başına “nutuk çekme” hakkının olmadığını, mahalleler ve köylere yönelik propaganda çalışmalarının birlikte kararlaştırması gerektiğini anlatırken de bazı cümleleri Parti Programı’ndan aktardım.  Vakıf İş Hanındaki geniş odada bir buçuk saat kadar süren bu seminervari toplantının yararlı geçtiğini düşünüyordum. Ama hepsi o kadardı!..

*****

Günler, aylar geçti, seçim zamanı yaklaştı. SHP adayı Yüksel Aytaçtı.  Biz: Namık Aşçı, Turan Demirtaş ve ben, Ali Kaya’nın da katılımıyla “Yazı Komitesi” oluşturmuş, Demirtaş’ın bürosunu işgal etmiş, Başkan adayımızın seçim bildirgelerini hazırlıyorduk. Önce konuları belirliyorduk, sonra sıkıca tartışıyorduk, sonra da sözcükleri özenle seçerek kağıda geçiyorduk. “Bildirgelerin süpap ayarınıNamık Aşçı yapıyordu. İyi bir ekip olmuştuk. Her haftabaşı bir bildirge basılıp, dağıtılıyordu. Kim karar vermişse hepsinin basılmadığı da söylenmişti. Son konu, “Belediye-Halk ilişkisi” idi yanılmıyorsam. Turan Demirtaş topu bana atmış,  “Sen bunu akşam hazırlarsın” demişti.

Gece evde düşünürken (çünkü yarın sabah Devrek’e gidecektik), aklıma bana göre parlak bir fikir gelmişti. Hemen telefona asılıp (manyetolu) Turan’ı aradım. Anlattım. Konu şu idi: Kenti ikiye ayıran şu Karadere için, her belediye başkanı bir fikir öne sürüyordu. Ama nasıl olması gerektiğini halka soran yoktu. Zonguldak halkının “sokak ve mahalle örgütlenmesi” oluşturulmalıydı.

Zonguldak’ın 19 mahallesi, 400’ü aşkın da sokağı vardı. Belki daha da fazla. Her sokakta 5-7 kişilik, örneğin “Papatya Sokağı Komitesi” kurulmalıydı. Bunlar genç-yaşlı, kadın-erkek, okumuş-okumamış ayrımı yapmadan sokağı, sorunlarını, oturan kişileri iyi tanıyanlardan olmalıydı. Sokak komitelerinden birer kişinin katılımıyla, muhtarın da katılımıyla örneğin “Meşrutiyet Mahallesi Danışma Kurulu” oluşmalıydı. Söz gelimi Meşrutiyet mahallesinde 20 sokak varsa kurul, Muhtar ile birlikte 21 kişi olmalıydı. Mahalle sorunları bu kurul yoluyla saptanıp, Belediye veya ilgili kurumlarla ilişkiye geçilmeliydi.

Şehrin ortasından geçen “Karadere konusu” bu “Mahalle Danışma Kurulları”na sorulabilir, onların önerileri alınabilirdi. Ayrıca 19 Mahalle Danışma Kurulu’ndan birer temsilci ile birlikte; Vilayet, Belediye ve Meclisi, İl Genel Meclisi, Üniversite, TTK,  GMİS, TSO. ve konu ile ilgili kurum ve kuruluş temsilcilerinin katılımıyla bir üst kurul, “Zonguldak Şehir Danışma Kurulu” oluşturulabilir, konu burada şekillenebilirdi. Elbette emek, sabır ve zaman isteyen bir çalışma şekliydi. En azından olmaz değildi. Ama bu yapılanmanın kurulması bize göre gerekli olduğu halde, ne yazık ki üzerinde durulmamıştı bile.

*****  

40 yıllık arkadaşım Turan Demirtaş’ın, CHP’den İl Disiplin Kurulu kararıyla uzaklaştırıldığını üzüntüyle karşılamıştım. O’nu partiden atmak isteyenler acaba 40 yıl önce nerede idiler diye düşünmekten de kendimi alamadım. En son aldığım haberde Yüksek Disiplin Kurulu’nun, “Partiden atma cezası”nı kaldırarak, sadece “kınama”ya çevirdiğini öğrendim. Turan Demirtaş ile ilgili haberler, bana taa 1977’den başlayan “Zonguldak ve partimiz için yararlı olma çalışmalarımızı” hatırlatmıştı da..