Tarihi sevmemde, öğrenmemde Doğan Avcıoğlu, Demirtaş Ceyhun gibi yazar ve düşünürlerin yanında İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Enver Ziya Karal, Mustafa Akdağ, Çetin Yetkin, Sitefanos Yerasimos gibi bilim insanlarının rolü büyük olmuştur. Bilginin ne olduğu tarihle öğrenilir ve anlaşılır. Geçmişi olan her şeyin tarihi vardır ve mutlaka öğrenilmelidir.

İslam dünyasının lider devleti Osmanlı’nın padişah ve halifesine, Allah’ın yeryüzündeki gölgesine… Bu ne kızgınlık ve öfkedir ki, “gavur padişah” denebildi.

II. Mahmut’un neler çektiğini, çektirenlerinin de “ulema” denen, dünyadaki gelişmelerden habersiz medrese hocaları olduğunu, sonradan içimiz yana yana da olsa öğrendik. Çözümsüzlük içinde kalan padişahın ne kadar çok şiddete başvurduğunu da…

1) 1812’de veba, bir ticaret gemisiyle İstanbul toprağına ulaştı. 1825 Çiçek hastalığı, Sarayı da vurarak Padişah’ın üç çocuğunu aldı. 1828 kolera… “Salgınların durması, önlenmesi için” padişah halkın “camilere, mescitlere, tekkelere…” toplanarak “hacıların, hocaların, imamların Kuran, hadis okumalarını ve dua etmelerini” ferman buyurdu.” Salgınların durması bir yana ölü sayısı günde beş yüzden üç binlere kadar çıktı. Bir yıl içinde İstanbul salgına yirmi bin insanını kurban verdi.

2) 1828’de kolera İstanbul’un kapısını çaldığında, ne yapacağını bilemez duruma gelen dünya padişahı II. Mahmut yabancı sefirlere sordurdu: Dışarıdan gelen insanların Çanakkale ve İstanbul’da karantinaya alınmasını önerdiler.

3) Bu salgınların Kuran, tefsir, hadis okuyup dua ederek önlenemeyeceğini anlayan II. Mahmut verem olmuştu. Ülkede gerçek anlamda bir tane Müslüman doktor yoktu, olanlar da “gayri Müslim” tebaadandı. Padişah “doktor yetiştirmek” için bir tıbhane ve cerrahhane açtırdı. Sarayın hekimbaşısı ise bir müneccim. (Müneccim, yıldız falcısı)

4) Ulema (medresede ders veren hocalar, alimler) o deni etkili oluyor ki, Fıransa’dan gelecek “doktor yetiştirecek öğretmenleri” ve tıbhanenin açılmasını istemiyorlar.

5) İnsanların karantinaya alınmasını “Allah’ın takdirine karşı çıkmaktır” diye yorumlayıp padişahı suçluyor ve direniyorlar. Ulema ama vebaya, çiçeğe, koleraya karşı hiçbir çözümleri yok. İtibarlarının ve çıkarlarının ellerinden gitmesini istemiyorlar.

II. Mahmut, Osmanlı’nın çöküşünü ilk fark eden padişahtı… İmparatorluğu ömrünce Batı düzenine uydurmaya, olumsuz gidişi durdurmaya çalıştı.

1) Çıkarttığı kıyafet kanunuyla (3Mart 1829) devlet memurlarının kavuk, sarık, şalvar ve çarık giymelerini yasakladı. Bunların yerine fes, ceket, pantolon giyilecekti. Karşı çıkanlar şiddetle cezalandırılacaktı.

2) Saray yaşayışını değiştirdi, Avrupalı hükümdarlar gibi davrandı. Setre pantolon giydi, sakalını kısa kestirdi. Resmini devlet dairelerine astırdı.

3) İlköğrenimi zorunlu ve parasız olması için bir ferman çıkardı. Rüştiye ve devlet memurlarının yetişmesi için Mektep-i Maarif-i Adliye(Adli, padışahın lakabı) kuruldu. Tıbbiye ve Harbiye okullarını, tercüme ofisini açtı. Yabancı eserlerin Osmanlıcaya çevrilmesini sağladı.

1789’u “yok” sayan Osmanlı bağımsızlık, özgürlük, yurttaşlık hakları ve milliyetçilik gerçeğini değiştiremedi. Eflak, Boğdan ayaklanmaları bastırılabildi, fakat Mora-Yunan- Rum ayaklanmasını bastırmaya gücü yetmedi; Mısır Valisi başardı bunu(1821). Kırk bine yakın Müslüman öldürüldü. II. Mahmut, başta Patrik olmak üzere devlet dairelerinde ve tercüme işlerinde çalışan, Osmanlı’nın gözü, kulağı, sözü olan ne kadar Rum varsa astırdı. Tercümansız kalan Padişah, “Müslümanların ‘ecnebi dili’ öğrenmelerine, elçiliklerdeki balolarda şarap içmelerine izin verdi.”

“Ben tebaamın Müslüman olanını camide, Hıristiyan’ı kilisede, Yahudileri de havrada fark ederim, aralarında başka bir fark yoktur” diyen Halife II. Mahmut, yaptığı yeniliklerden ve

Yeniçeri Ocağının kaldırılmasından, Bektaşilerle olan bağlarından ötürü kimi dergahları yıktırmış, kimilerine el koydurmuş, kimi Bektaşi babalarını idam ettirmiş, sürgüne göndermişti. Tüm bu yaptıklarından ötürü adı “gavur padişaha” çıkmıştı. Cumhuriyeti ve özellikle Mustafa Kemal Atatürk’ü anlamak için Gavur Padişah’ı ve devrini çok iyi bilmek gerekir. Benzer senaryoları 21. Yüzyılda hala yaşıyoruz!

Barış ve esenlik dileklerimle sevgiyle kalınız…