Yaşadığımız coğrafyada her taraf kan, barut, ölüm içinde. Uçaklarla toplarla bombalar patlıyor, olan kan-revan içindeki savaş mağduru insanlara oluyor. Ölümekten, parçalanmaktan kurtulabilenler, kendi yuvalarını terkedip çoluk-çocuk yollara düşüyor, kendilerine kucak açacak başka kapılar arıyorlar. Emperyalist ABD’nin Orta-Doğu  topraklarındaki petrol kaynaklarını kullanma ve denetleme istekleri bitmiyor.  Bu saldırgan tutum bölgede küçük yeni devletçikler kurulmasına yol açacak görünüyor. Durum bu aşamaya gelince, ülkemiz de bu savaş tufanından nasibini alıyor veya aldırılıyor.

           İktidar ise, giderek ülkeyi korku bulutları ile karartıyor. Çünkü 15 Temmuz’daki kalleş, kanlı darbe kalkışmasını sebep göstererek, muhalif saydığı  kişileri göz altına alarak, işinden ihraç ederek,  kendisine yönelik eleştirilerin önünü kesmek istiyor. Gözaltına  ve tutuklama işlemleriyle, toplum katlarında yaygın olarak dolaşan yolsuzluk, kayırma, rüşvet ve yozlaşmanın üstünü örtebilmek amacıyla baskıları yoğunlaştırıyor. 

         OHAL uygulamaları ile  baskı ve korku düzeni  egemen kılınmak isteniyor. Darbe girişimi gerekçe gösterilerek; hukuk, demokrasi, insan hak ve özgürlüklerine aykırı uygulamalar almış başını gidiyor.   Çok  güvenilen ekonomi politikalarının geldiği yer ise, halkın cebine ellerini uzatma anlayışları sonucu iflas ettiği ortadadır.

Ülkemizi yönetenlerin övündükleri ekonomi politikaları, ABD dolarını 3.54.TL civarına uçurmuş, AB eurosu ise  3.75.-Tlyi aşmış durumda. Öyle karışık ki gündemimiz nereden başlıyacağımızı şaşırıyoruz artık..Hayır kafamız karışmıyor. Ülkemizde;  Meclis çoğunluğunu  sağlamış bir iktidar tarafından, dünyaya gözü-kulağı kapalı bir şekilde, KHK’larla, Anayasa değişikliğiyle, tüm ülkenin tek adam tarafından yönetilen bir İslami yönetime çevrilmeye çalışıldığı  açıkça görünüyor..

  TÜRKÇE ÖLDÜ

“Din Öğretimi Genel Müdürü Nazif Yılmaz, “Öğrenci Merkezli Arapça Öğretimi” başlığı ile yayımladığı bildirisinde, “Arapça öğretilirken ikinci bir dil kullanılmaması gerekir. Temel ilke olarak ilk dersten itibaren Arapça konuşulması benimsenir. Öğrenciler, öğretmenleri ile ancak Arapça diyalog kurabileceklerdir. Başka ihtimal yoktur. Öğrenci teneffüslerde öğretmeni ile ancak Arapça konuşabilir. Ya konuşur ya da yanında tercüman getirir” ifadelerini kullandı.

Türkçe öldü” başlığını kullanan kendisinin de öğretmenken bu yöntemi uyguladığını aktaran Yılmaz, aldığı sonuçları “Türkçe konuşmanın yasak olmasıyla öğrenciler mecbur kaldıkları için ister istemez Arapça konuşmaya başladılar. Rüyalarında dahi Arapça konuşanlar oldu” diye ifade etti.   Bu bildiri ile sayısı yıldan yıla artarak 952’ye çıkan imam hatip lisesinde 675 bin imam hatipli için Türkçe yasaklanmış oldu.”

Türçe’yi yasaklayarak, Arapça’yı öncelemek, kişiyi öğretim çağında “Araplaştırma” politikasına hizmet etme anlayışı demektir. Çünkü insan hangi dili konuşuyorsa o dilde düşünür. Bu da insanı mensup olduğu yapıdan uzaklaştırır.  Bir de bu işlem, “Devletin resmi dilinin “Türkçe” olduğu Anayasa maddesi olan- MADDE 3. – Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı “İstiklal Marşı”dır.Başkenti Ankara’dır.” Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde oluyorsa..  

HERKES GİDER MERSİN’E

Hani bir söz vardır; Herkes gider Mersin’e, biz gideriz tersine. Öyle çivisi çıkmış ki ülkemizin neresi düzeltilebilir anlamak mümkün değil. Her gün bir toplumsal bozulma, çürüme örneği sosyal medyada kendini gösteriyor. Tarikat yurtlarındaki rezaletleri “bizden yana anlayışı” ile görmezden gelenler, laik yaşama anlayışını da yerle bir ediyorlar.

Bu yazıya başlarken Face’de bir görüntü ilişti gözüme; Dört sakallı, sarıklı, cübbeli adam. Yaşları 35-45 civarında.  “Kızların 12 yaşında evlenebilmeleri için bildiri” dağıtıyorlarmış!. Hangi tarikatın rahlesinde tedris görmüşlerse, hallerinden bir eğitimden geçtikleri belli oluyor. Yarın bir gün bunlar, ait oldukları tarikatın kurslarında, yurtlarında görev de alacaklardır. Daha erginliğe ulaşamamış kız çocuklarının, erkek çocuklarının bu tür kafaların eğitimine verilmesi kadar büyük bir eğitim cinayeti olabilir mi? Basına yansıyan örnekleri unutmak mümkün mü? 

KILAVUZU KARGA OLANIN

-Diz kapağına kadarörtülü değilse , bir erkeğin başka bir erkeğe bakması haramdır. (İslamda Erkek Nasıl Giyinmeli)

-Tecavüze uğrayan kadının orucu bozulmaz. (İlahiyatçı Prof. Osman Zümrüt)

       -Kadın bakkala gidemez, gidersa ayaklarını kırın. (Dini kanaat Önderi Mahmut Ustaosmanoğlu)

-İslamda kız çocukları ile eğleşmeye kabaklama” denir.Ama  laik ve ataistler buna taciz hatta tecavüz der. İmamın kıza yaptığı uygundur. (Cübbeli Ahmet lakaplı Hoca)

-Okuma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor. Ben her zaman  cahil halka güvendim. Yani onlar ülkeyi ayakta tutacak olanlar okumamış, hatta ilkokul bile okumamış cahil halktır. (Bülent Arı -Sabahattin Zaim Üniversitesi Rektör Yardımcısı)

        -19 Mayıs 1919’da ülkemiz ve dinimiz için faydalı bir olay yaşanmamıştır. Putperestlerin bayramıdır. (Prof.Dr. Mehmet Görmez. Diyanet İşleri Başkanı)

        -Bizi Yunanlıların elinden Atatürk kurtarmadı.Bizi Yunanlıların elinden İngilizler kurtardı. (Püsküllü Fesli Kadir Mısırlıoğlu)

       TEK ÇÖZÜM

       Ülke yönetimindeki bozukluklar, ihaleler, talanlar; toplumsal yapıyı bozan din adı altındaki insan yaşamını tehdit eden anlayışların,  hepsinin altında tarih boyunca alçak sahtekarların dine soktukları uydurmalarda yattığı ortadadır.Her fırsatta dini kendi sapkınlıklarının aleti yapanlara karşı tek çözüm; laik, bilimsel, akılcı, insan hak ve özgürlüklerine dayalı Atatürkçü düşünce aydınlığında bir eğitimdir.     

     Çünkü; “İslam dünyası emperyalizmin oyuncağı olmuş, cehalet çukurunun dibine batmış, birbirlerini öldürmekle meşgul maalesef.   Acı  ama gerçek, islam dünyasının  500 yıldır bilime  katkısı yoktur.” (Nobel Ödüllü Prof.Dr. Aziz Sancar)