Al bebek gül bebek yetiştirdiğimiz, özene bezene beslediğimiz, bir çiçek gibi koruyup kolladığımız, adam olsunlar diye üzerlerine titrediğimiz çocuklarımız. 

Adam olmak dedik de, adam olmak nedir? İnanılır, güvenilir, doğru, dürüst, kaliteli ve nitelikli insan; namuslu, ahlaklı, sözünün eri, yılmayan, pes etmeyen, ne istediğini bilen, istediğini gerçekleştirene kadar mücadele eden; insana değer veren, saygı duyan, insan haklarından ödün vermeyen, küçüğünü büyüğünü tanıyan, akşama söylediğini sabaha yalanlamayan, sözünün arkasında duran çocuklarımız…

Boğazımızdan kestiğimiz, “biz yemeyelim onlar yesin, biz giymeyelim onlar giysin” dediğimiz; ceketimizi satarak okuttuğumuz, “biz parasız da idare ederiz, yeter ki onlar harçlıksız kalmasınlar gurbet ellerde, arkadaşlarından geriye düşmesinler” dediğimiz; büyürken yıllarını okullarda geçiren, büyüdüklerini dahi göremediğimiz, gözlerimizi yollarda bırakan hasretliklerimiz, mektuplarını, telefonlarını dört gözle beklediğimiz çocuklarımız.

Mezuniyet-askerlik törenlerine borç harç gittiğimiz, varlıklarıyla gururlandığımız, başarılarıyla övündüğümüz çocuklarımız. “Bir işe girer, üç-beş kuruş kazanır, hayatlarını kurtarırlar” dediğimiz, sülünler gibi, aslanlar gibi yollarda yürürken arkadan seyrettiğimiz ve sevinçten içimizi ağlamaklı kılan çocuklarımız. “Yeter ki onlar iyi olsun, yeter ki onlar rahat etsin, yeter ki onlar bizim çektiklerimizi çekmesinler, bizim yaşadıklarımızı yaşamasınlar” dediğimiz çocuklarımız. Artık eğitime-öğretime para ayırmayacağız; yanımızdalar ya; aç mıdır, tok mudur diye düşünmeyeceğiz, rahat edeceğiz; çocuklarımız için duyduğumuz kaygılarımızı, endişelerimizi geride bırakacağız…

Mezun olduklarında, askerliklerini bitirdiklerinde o iş senin, bu iş benim diye günlerce dolaştığımız, bir yanda devlet, diğer yanda özel sektör kapılarını aşındırdığımız, boyun bükerek dilenir gibi araya “yüksek insanlar”, politikacılar soktuğumuz; girmediğimiz sınav bırakmadığımız, aldığımız yüksek puanlara karşılık “mülakatlarda” kaybettiğimiz, her defasında tüm “adalet inancımızı” yitirerek yorgun argın, hüsranla eve döndüğümüz, ümitsizlikle kahrolduğumuz, yaşama sevincini ve direncini yitirdiğimiz, karamsarlıklarla sitreslere gömüldüğümüz, liyakata bir türlü itibar edilmeyen bir ülkede yaşamışlığın ezilmişliğinde boğulduğumuz, birlikte ağlayıp, birlikte güldüğümüz çocuklarımız…

Önceleri “Cemaatin kılıcına” saldığınız, sonraları da “tarikat ve partili” olmaya zorlandığınız çocuklarımız… Yeter ki onlar işsiz kalmasın, yeter ki onlar aç-susuz kalmasın, yeter ki onların ruhsal yapıları bozulmasın diye kul köle olduğumuz çocuklarımız… Tüm insani erdemlerle, tüm kutsal değerlerle doğruluğun, dürüstlüğün, şaşmaz terazi vicdanın ve namusun bir kenara itilerek “yoklarımızdan, yoksulluğumuzdan ve açlığımızdan” bizi yakalayarak sahtekar, ikiyüzlü, yalancı, inanılmaz, güvenilmez, kişiliksiz, zayıf karakterli, her koşuntuya gidecek bir partili olmaya zorladığınız çocuklarımız… Asla kendi düşünceleri, kendi inançları kanaatleri olmasın dediğiniz çocuklarımız.

Bir güzel çocuk! / Başarılı, kaliteli, nitelikli bir çocuk… / Mezun olurken girdiği “devlet sınavlarından, aldığı yüksek puanlara karşılık”, liyakata önem verilmediği için iki yıl işe giremeyen çocuk, / bozulan pisikolojisiyle birlikte diplomasını çerçeveletip duvara asan çocuk. / “İş bulmadan evlenmem, anama babama daha yük olamam” diye evlilik tekliflerini “şimdilik” donduran çocuk… / Ayakta durmak, ayakta kalmak isteyen çocuk… 

Atatürk’ü seviyordu; cumhuriyete, ilkelerine, özgürlüklere, insan haklarına, laikliğe sıkı sıkıya bağlıydı. Çağdaş, aydınlık, yüzüne bilimin ışığı vuran pırıl pırıl bir çocuk… Üçüncü işsiz yılın sonunda tesettüre girdi. Arkadaşları çektiklerini bilmiyormuş gibi küstüler ona. “Dönek” dediler, “ikiyüzlü” dediler, “kişiliksiz, zayıf karakterli, inanılmaz, güvenilmez biri” dediler… İlişkileri limoni şimdi… Zorunlu hallerin dışında arayanı soranı yok… Hapsoldu elbiselerine.

Dün çocuklarımızı aş için, iş için Fetullah’a yem edenler, bugün aş için, iş için çocuklarımızın kişiliklerini, karakterlerini, duruşlarını yamultup kendilerine “bağlamaya” çalışıyorlar. O güzel insanlar bizim çocuklarımız. Onların kişilikleriyle, karakterleriyle oynayarak geleceğimizi onursuzlaştırıyorlar. Çocuklarımızı, insani erdemleri değersizleştirerek salt çıkarlardan oluşan bir dünyaya mahkum ediyorlar: Dün söylediklerini bugün yalanlasınlar, tükürdükleri tükürüğü kurumadan yalasınlar, sözünün eri, doğru, dürüst, namuslu olmasınlar diye uğraşıyorlar… 

Barış ve esenlik dileklerimle, alınları öpülesi tüm özgür çocuklara…