YER SERGİSİNDEKİ KİTAPLAR

Zonguldak Fener Lisesi’nde çalıştığım yıllardı. Yetmişlerin başları. Bir iş için Ankara’ya gitmiştim. Akşam yemeğinden sonra Ulus’ta dolaşmaya çıktım. O dönemler -özellikle taşradan gelenler için- Ulus, kent merkezi konumundaydı.

Cadde üzerinde gezinirken ikinci el kitap satan yer sergileri ilgimi çekti. Birine yanaştım. Yerdeki kitapları incelemeye başladım. Birden tanıdık bir adla karşılaştım: Muzaffer Tayyip Uslu. Her seçkide yer alan genç ölümlü iki Zonguldaklı şairden biri. Diğeri, Rüştü Onur.

Ancak Muzaffer Tayyip’in kitaplarını yer sergisinde görmenin içimi acıttığını, beni hüzünlendirdiğini de belirtmeliyim. Hemen iki kitap satın aldım. Kitapçıya elinde daha kaç tane olduğunu sordum. Birlikte saydık. Hepsi 10 tane idi. Tümünü istedim, kabul etti, paketledi. Sergici iyi bir satış yapmıştı, ben de iyi bir kitap alımı yapmıştım. İkisini kendime ayırdım, gerisini arkadaşlara dağıtmıştım Zonguldak’a dönüşümde. Muzaffer Tayyip şiirleriyle kucaklaşmam böyle olmuştu.

MUZAFFER İSTANBUL’DAN GELDİ

Muzaffer Tayyip, İstanbul çocuğudur ama Zonguldaklı kabul edilmiştir. Ömrünün son beş altı yılı burada geçmiştir. Burada M.Çelikel’de okumuş, hastanelerinde yatmış, burada şairliğe adım atmış, burada çalışmış, burada ölmüş ve toprağa karışmıştır. O nedenle Devrek doğumlu arkadaşı Rüştü Onur kadar, Amasralı Kemal Uluser kadar Muzaffer de Zonguldak toprağının çocuğu olmuştur.

Gerçek adıyla Süleyman Muzaffer Uslu, polis emeklisi olan babasının bir kömür şirketinde iş bulması sonucu annesi Şükriye Hanım, küçük kardeşi Müfit İlyas ile Zonguldak’a gelirler. Büyük kardeş Tayyar Azmi, o yıllarda hep İstanbul'da teyzesi (Fikriye) ile kalmış ve Zonguldak’a hiç gelmemiştir. M.Çelikel Lisesi 5. Sınıfına 842 numara ile kaydolan Muzaffer Tayyip 1941-42 öğretim yılı lise 2. Edebiyat sınıfından itibaren edebiyat öğretmeni Behçet Necatigil’in öğrencisi olmuştur.

Rüştü Onur ise, Kastamonu Lisesi 5. Sınıf öğrencisiyken, aldığı 21.VII.1939 tarihli tasdikname ile Zonguldak’a gelir ve M.Çelikel Lisesi 5/B sınıfına 29.IX.1939 tarihinde 1588 numara verilerek kaydolur. Bir yıl sonra da 29.Aralık.1940 tarihli tasdikname ile Maliye memurluğu yapabilmek için M. Çelikel Lisesi’nden ayrılır.

Behçet Necati ise 1941 yılı Ekim ayında Zonguldak M.Çelikel Lisesi’ne edebiyat öğretmeni olarak atanır, bir-iki aylık adenit hastalığı tedavisi ve raporundan sonra Aralık 1941 tarihinde görevine başlar. Bu bilgiler ışığında Rüştü Onur, Behçet Necatigil’in öğrencisi olmamış, Muzaffer Tayyip ise 1941-42 öğretim yılı lise 2. sınıftan itibaren öğrencisi olmuştur. Ama hep birlikte yararlı ve verimli bir edebiyat ortamı oluşturmuşlardır. Behçet Necatigil, gerek Zonguldak’ta, gerekse atandığı İstanbul’dan doğru bu iki genç şairle ilgisini sürdürmüştür.

Muzaffer Tayyip, liseden sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümüne kayıt olur. Ancak, yoksulluk, parasızlık ve yakasını hiç bırakmıyan hastalık sonucu Zonguldak’a geri dönmek zorunda kalır, İş Takip Müdürlüğü’nde işe girer. Gazetelerde dergilerde yazıları, şiirleri yayımlanır.

Hastalığının tedavi olamıyacak derecede ilerlemesi sonucunda 3. Temmuz.1946 tarihinde 24 yaşında hayata veda eder. Genç şair, şiirlerinde kullandığı “Muzaffer Tayyip” adıyla ünlenir.

Diğer arkadaşları Kemal Uluser, eldeki doğum tarihlerine göre Rüştü’den 5 yaş, Muzaffer’den 7 yaş büyüktür. Rüştü Onur da Muzaffer’den 2 yaş büyüktür.

ZONGULDAK’TA TANIŞTILAR

Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu, Zonguldak’ta tanıştılar, yakın arkadaş oldular. Kendilerinden söz eden her yazıda, her anmada her zaman birlikte anıldılar. Ölümlerinden sonra düzenlenen her seçkide birlikte yer aldılar. İkinci Dünya Savaşı yıllarının yokuluklarını, acılarını birlikte yaşadılar. Şiir dünyasına birlikte adım attılar. Genç yaşlarında da birbiri ardına dünyadan göçtüler.

Ölümlerinden sonra Rüştü Onur’dan geriye Salâh Birsel’in Yeditepe yayını 1956 tarihli “Rüştü Onur” kitabı dışında; şiirleri, mektupları, fotoğrafları, tanıklıklar da yakın tarihlerde yayımlanabildi. Muzaffer Tayyip için bu ne yazık ki mümkün olamadı. Ölümünden 67 yıl sonra yazdığım bir yazı sonrası ailesinden yeğenine ulaşılmış, ancak geride, sadece “Şimdilik” adlı kitabından ve Necati Cumalı’nın 1956 yılında yazdığı Yeditepe yayını “Muzaffer Tayyip” kitabından başka hiçbir şeyin kalmadığı öğrenilmiştir.

MUZAFFER’in YÜZÜ

Muzaffer Tayyip’in bu güne değin bir fotoğrafı yoktu. Yüzü, şekli bilinmiyordu. “Yaşamak Güzeldi” adlı kitabımın çalışmaları sırasında bana çok yardımcı olan emekli öğretmen, araştırmacı yazar Nihat Yasa ile birlikte Milli Kütüphane’de 1940’lı yıllardan başlayarak eski dergileri, gazeteleri sayfa sayfa incelerken bir makale içinde kopya bir fotoğrafı elimize geçmişti.

Bu fotoğrafı incelerken, (meslekte yöneticilik yapmanın faydalarından olsa gerek) okul dosyasından alınmış olduğunu anlamıştım. Daha sonra okuduğu M.Çelikel Lisesi’nde yaptığımız araştırmalarda bu fotoğrafın orijinalini de bulmuş, gerçek yüzüyle tanınsın, bilinsin diye “Yaşamak Güzeldi” kitabımın kapağına ve içine de bu fotoğrafı koymuştum.

Necati Cumalı, “Muzaffer Tayyip gibi bir şair için ne yapılsa azdır” demiş. Adaşı, arkadaşı Soysal da “Muzaffer Tayyip Uslu Zonguldak’ın gururdur” diyor. Biz de aynı kanıdayız. Bunu şimdiye kadar değişik tarihlerde yazdığımız 15’i aşkın yazıda dile getirmeğe çalıştık. Ne yazık ki daha mezarı konusunu bile aydınlığa kavuşturamadık..

GENÇ KEMALİST NESLE MENSUBUZ

“… hatırlatalım ki ne ben, ne de arkadaşım papiyon kravatlı, uzun saçlı tufeylilerden değiliz. Şiiri aşk mektubu ve şairi karasevdalı bir aşık telakki etmiyen, realist dünya görüşüne sahip genç Kemalist nesle mensubuz. Ortada doğruluğuna inandığımız bir dava var. Bu davayı realize ettirmek için gücümüzün yettiği kadar hizmet etmek emelindeyiz. Bizi bu yolda yürümekten hiçbir kuvvet alıkoyamıyacaktır.

Bizim alkışa da ihtiyacımız yok; bir kavganın adsız neferi olmak şerefi bana ve arkadaşıma yetiyor.” (Zonguldak OCAK Gazetesi: 3.2.1943)

Bu cümleler, Muzaffer Tayyip’in, kendilerini “Oktay Rıfat taklitçisi” olarak gösteren Resai Eriş adlı yazara verdiği “Resai Eriş’e İlk ve son cevabım” başlıklı yazısından alındı. “Realist dünya görüşüne sahip genç Kemalist nesle mensubuz” cümlesi Muzaffer’in kendi bakış açısıyla toplum içindeki yerini, duruşunu belirliyor. Buna “toplumcu-gerçekçi” bakış açısı da diyebiliriz. Atatürk’ün toplumumuzun yönünü Doğu’dan Batı’ya çevirişini özümsemiş olduğu görülüyor. Ancak, başlardaki fes çıkarılmıştır ama, kafaların içinden şark’ın küflenmiş düşünceleri henüz atılamamıştır.

Muzaffer Tayyip Uslu’yu, sadece şiirlerine bakarak “Garip akımı etkisinde veremli bir şair” olarak nitelendirmek çok eksik bir bakış açısı olacaktır. Nihayet Muzaffer Tayyip ve iki yaş büyüğü Rüştü Onur, yaşadıkları dönemde edebiyat sahnesinde yer almaya çalışan birer lise öğrencisidirler. Yakın arkadaşları Kemal Uluser ise, şiirle başlamasına rağmen dönemin usta eleştirmeni N. Ataç’ın ilgisini çekerek düzyazıda karar kılar. (Hamit Kalyoncu-Yaşamak Güzeldi, Telgrafhane Yay.2017)