9. Eylül.1922 günü Türk orduları düşman Yunan kuvvetlerini denize döker, kalanını teslim alarak, muzaffer olarak İzmir’ e girer. Anavatanımız düşmandan temizlenmiştir. Kendi yurdumuzda özgürlük ve bağımsızlığımızı kazanmışızdır. Bütün yurt büyük sevinç ve coşku içindedir. Anadolu’da yükselen bu coşku elbette Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne de yansımıştır. Milletvekilleri de sevinç içindedir.

İlk Meclis’ten kalma bir dostum, Muhiddin Baha, bana bir Ankara hikayesi anlattı. Onlar da sevinçten ne yapacaklarını bilmiyorlarmış. Mecliste bir aralık ellerini yıkamağa gitmiş. Asık suratlı bir milletvekili görmüş. Mustafa Kemal muhaliflerinden biri.

-Yahu nedir bu halin? diye sormuş. Öteki dudaklarını sıkarak:

-Ne var sanki? Nasıl olsa İzmir’i bize vereceklerdi. Nesini büyültüp duruyorsunuz? diye çıkışmış da!.

Sonra da:

-Yunanlılar’dan kurtulduk. Bakalım Mustafa Kemal’den nasıl kurtulacağız? demiş.

Evet, muhalifleri ve rakipleri sapsarı idiler. Ah! Bir kurşun, son Yunan kurşunu Mustafa Kemal’in göğsüne saplanamaz mıydı?

Doğu böyledir, dostlarım. Doğu’da kin, kolayca hıyanete kadar götürür. O gün sapsarı kesilenler veya onların kinini güdenler, şimdi bile o günün hâtırasını söndürmeğe uğraşmakta değil midirler? Doğu kini, vicdanları sarsan bu kanser…Kanserlerin en habis soyu!..”.(Falih Rıfkı Atay-Çankaya- sayfa:314-315-Sena Matbaası-1980-İstanbul)

*****

“İzmir’i bize nasıl olsa vereceklerdi”..İzmir’i işgal eden Yunanlılar İzmir’i bize “nasıl olsa” vereceklermiş!. Bu nasıl bir kafadır Allah aşkına!.. Mustafa Kemal adlı bir komutanımız olmasa Yunan ordusunu nasıl yenecektik, kovacaktık, denize dökecektik.. Nasıl ve hangi şartlarla verecekti Yunanlılar İzmir’i?..Bunlar bir de milletvekili idiler o Gazi Mecliste!

“Yunanlılar’dan kurtulduk. Bakalım Mustafa Kemal’den nasıl kurtulacağız?”. Bütün ülkeyi, özelinde senin ananı-babanı, aileni kurtarmış olan Gazi Mustafa Kemal’den nasıl kurtulacağının hesabını, o büyük komutan daha henüz cepheden dönmeden yapmağa başlayacaksın.. Bu nasıl bir kafa yapısıdır. Bu ne büyük bir düşmanlıktır Allah aşkına?..

*****

Falih Rıfkı Atay, ilk baskısı 1968’de yayınlanan “Çankaya” adlı kitabının önsözünde şu görüşlerini okuyucu ile paylaşır : “1950’den beri Atatürk devri, onun içinde şöyle böyle bulunmuş olanların, veya kendilerini olduklarından başka türlü sandırmak hevesine kapılanların elinde sömürülüp durmuştur. Yayınlanan hâtıraların çoğunda ölüler tanık, bir ağızla iki kulak arasında, hiç kimsenin duymadığı fısıldaşmalar belge diye kullanılmaktadır. Tarihçi ise, gazete okuyucuları kadar kolay avlanmaz. Tarihçi, bu hâtıraların doğruları ile sahteleri ve zorlanmışları arasında yanılmaktan kendisini kurtarmasını bilir. “ der.

Falih Rıfkı’ya göre 1968’e, oradan bu ikinci baskının yapıldığı 1980’e kadar da böyle “fısıldaşmaları doğru belge” diye yutturarak, bunun için de “ölüleri tanık(!) göstererek” yürütülmüş bu işler..İnsanlar hep aldatılmış, kandırılmış..

*****

Ne diyordu Falih Rıfkı Atay..“Doğu böyledir, dostlarım. Doğu’da kin, kolayca hıyanete kadar götürür. O gün sapsarı kesilenler veya onların kinini güdenler, şimdi bile o günün hâtırasını söndürmeğe uğraşmakta değil midirler? Doğu kini, vicdanları sarsan bu kanser…Kanserlerin en habis soyu!..”

Ne diyordu Atatürk ve laiklik düşmanı Bay Fesli: “Keşke Yunanlılar galip gelseydi de hilafet kalkmasaydı”..Görülüyor ki nereden beslendikleri ortada. Zira kafalarında bağımsızlık ve özgürlük diye bir kavram yok...

*****

ZİHNİYET HALA SARIKLI ve SAKALLI

Ankara’da Türk Ocaklarının kurultayı yapılıyor. 300 delege katılıyor kurultaya. İtalya ile Türkiye’nin arasının gergin olduğu bir dönem yaşanmakta. İtalya’da Mussolini’nin, Anamur ve Antalya’ya saldıracağından söz ediliyor. İtalyan basınına da yansıyor söylenenler. Kurultay; Türk ulusunun, ulus ve yurt sevgisini, heyecanlı bir dille bütün dünyaya duyuruyor. İtalyanlar’a da ciddi bir yanıt vermiş oluyorlar böylece. Gençlerin isteği üzerine Mustafa Kemal Paşa da kurultay delegelerini Büyük Millet Meclisi’ndeki salonunda kabul ediyor. Kapıları kapatarak gençlerle sohbet ediyorlar.

Konuşmanın bir yerinde Atatürk; Eğitim, ya millî olur ya dinî olur. Biz, dinî eğitimi aileye bıraktık. Millî eğitimi de devlete aldık. Okullarımızda ve bütün kültür müesseselerimizde millî eğitim esas kabul edilmiştir. Tuttuğumuz yol budur: Çocuk, dinî eğitimini ailesinde alacaktır. Bu arada, İlahiyat Fakültesi gibi, dinî eğitimi takviye edecek müesseseler de kurmak üzereyiz. Fakat bu, zaman meselesidir.

Tam burada, delege arkadaşlardan biri, heyecanla atıldı:

-Paşam!..dedi, müsterih ol!.. Bu devrim yerleşmiştir. Millet bunu anlamıştır, benimsemiştir. Devrimlerimizin, halk tabakalarına kadar her tarafta kökleşmiş olduğu muhakkaktır. Bundan emin ol, Paşam!..

Mustafa Kemal, bir an durdu. Sonra, hepimize teker teker sordu:

-Arkadaşınızın bu fikrine ne dersiniz?

Verilen cevaplar içinde, bu fikre kesin şekilde iştirak edeni yok gibiydi. Herkes aşağı yukarı belirsiz konuştu. Bunun üzerine Paşa;

-Arkadaşlar…dedi, devrimimiz henüz yenidir. Dedikleri gibi; kökleşip, benimsendiği hakkındaki kaanatlerimiz ancak ileride karşılaşacağımız olaylarla tahakkuk ve teeyüt edecektir (meydana çıkacak ve kuvvetlenecektir). Fakat şimdi şuna emin olmalısınız ki, bugün başına şapka giyen, sakalını bıyığını tıraş eden, smokin ve frakla cemiyet hayatında yer alanlarımızın çoğunun, kafalarının içindeki zihniyet hâlâ sarıklı ve sakallıdır…Büyük Ata’nın olaylarla gerçekleşen bu sözü, hâlâ kulaklarımdadır.”

(Anlatan :Tevfik Noyan) (Nükte ve Fıkralarla ATATÜRK-Yazan: Niyazi Ahmet Banoğlu- (2.Baskı) Sayfa: 679-682- İnkılap ve Aka Kitabevi -1981 İstanbul)

* * *

Şu cümlelerin altını bir kez daha çizelim: “Devrimimizin kökleşip, halk tarafından benimsendiği hakkındaki kanaatlerimiz, ancak, ileride karşılaşacağımız olaylarla meydana çıkacaktır.”

Şu yaşadığımız yıllar, acaba Atatürk’ün kastettiği, “ileride” dediği zamanlar mıdır? Öyle ya, karşı devrimcilerce “Atatürk ve Aydınlanma Devrimi”nin her gün bir tarafının yok edildiği yılları yaşıyoruz. “karşılaşacağımız olaylar” laik cumhuriyet’in her gün yeni sebeplerle içinin boşaltıldığı, aydın geçinenlerin de buna alkış tuttuğu bir dönemdeyiz!..

Geçen haftanın en önemli haberi: “Bir milyon çocuk tarikatların elindedir”

Atatürk sanki bu günleri görerek söylemiş o dönemin gençlerine: “…kafalarının içindeki zihniyet hâlâ sarıklı ve sakallıdır.”