Olumsuz bir konudan söz etmek, yazmak pek hoşuma gitmiyor. Çünkü, kimileri konu hakkında yakından değil, uzaktan bile bilgi sahibi olmadığı  halde  hemen kişiliğinize "muhalif" ünvanını yakıştırıyor/yapıştırıyor. Dikkattinizi çekerim; kültürel/sanatsal ve de bilimsel alanlarda gelişim yarışı yapmayan toplumlarda yaşanır böylesi durumlar.
        Gerçek böyledir diye de bir başka acı gerçeği yazmamak/söylememek ise  aydın geçinen her kişinin ayıbıdır kuşkusuz.
        "Muhalif" olmak, yanlışın karşısında, doğrudan yana olmakla eşanlamlıdır demokratik toplumlarda...
        Çünkü, demokrasilerde toplumsal yarar gözetilir ve doğru olan herşey bu nedenle sahiplenilir, savunulur.
        İşte bu nedenle demokrat her düşünür/yazar,  öncelikle toplumsal yarara öncelik tanır.
        Demokrat kişilerdir "zülfü-i yare" dokunup doğruyu savunanlar...
        İktidara yakın gazetelerden birinde okudum: "Koyun etinin kilosu Haziran'da 34.4 liradan 43.8 liraya çıktı." haberi vardı. Gazeteci arkadaş haberin toplumsal anlamını inkar edince ya da yutunca  haberini  işte böyle yumuşatarak yazabildi.
        Oysa, haber "Ete 9.4 TL zam geldi" diye yazsa ve gazetede yer alsa;  bu muhalif bir tutum olur; bu da hem iktidarın, hem de bulunduğu konum itibariyle gazete patronunun işine gelmezdi o zaman.
        Ama gerçek gazeteci; "düz ayna sadakati"yle yaptığı mesleğini, etik kuralları da zorlamadan yazdığı  her haberinde böylesi ofsayt durumlarını yaşamaz.
        Et fiyatlarına gelince...
        Kemeri geniş olmayan, "dar gelirli" herkesin, öteden beri yakındığı konuların başında hep et gelir. Batı uygarlığında kalkınmışlığın bir kriterinde kişi başına tüketilen et miktarı de dikkate alınırken;  sanırım kalkınmamış toplumlarda bu tüketim maddesi giderek lüks tüketime girecek bir durum kazanıyor.
        Türkiye, Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında tam bir tarım ülkesiyken sanayide de atılım başlatarak, şeker, bez, çimento, demir vb. konularda fabrikalar kurup, hızlı adımlar atarak başarılı oldu.
        Öyle ki motor sanayiinde de belli bir noktaya ulaştı. O dönemde uçak üretti.
        Ama, arkası gelmedi.
        Çünkü, gelen hükümetler işin kolayını tercih edince manzara başka renklere büründü.
        Türkiye, kırsal kesimde  geleneksel yöntemlerle hayvancılık yaparken bu alanda büyük bir zenginlik yaşıyordu. Sanıldı ki, "böyle gelmiş, böyle gidecek"  bu...
         Artması öngörülen nüfus politikalarına karşı beslenme kaynakları için  de aynı düşüncelere sahip olmayan politikacıların gel-git görüşlerinin yarattığı manzara ortada... Türkiye nüfusunun beslenmesi için et ithal etmenin sıkıntılarını yaşıyor.
         Sadece et olsa...
         Et fiyatları habire artıyor.
         Muhaliflik bunun neresinde?