Sırtında sepetiyle, sevdalı yüreğiyle

Tırmanırdı dağlara, doruklara…

Önünde patika yollar, dik yamaçlar,

Ardında derin uçurumlar uzanırdı.

 

Gözünde gök mavisi, elinde dağ yeşili vardı.

Yayla yolları taşlı, yürürdü kalem kaşlı…

Tırmanırdı yüksek tepelere Gelin Ayşe,

Ağır yükler altında yürürdü Tonya güneşine.

Merhaba derken her yeni güne,

Sevgi yollardı içinden,

Yolunu bekleyen gizemli sevgilisine…

 

Yükü ağır, ayakları yorgundu,

Sırtında, ağırlığından ağır bir yükle her gün

Hüzün bulutlarını kovalardı gökyüzüne.

Karadeniz dağlarında umutlar üretirdi,

Her yeni güne, belirsiz geleceğe…

 

Gelin Ayşe, parıldayan gözlerine,

Sürmeler çekmek isterdi.

Aynada, saçlarının dalgalarını,

Gümüş tarağıyla taramak,

Gönlünce türküler söylemek,

Güneşli bir geleceğe

Özgürce yürümek isterdi…

 

Ne yazık ki,

Bu renkli düşleri gerçekleşmedi...

Çile yüklü yıllardan sonra,

Fırtınalar kopsa da Ayşe’nin yüreğinde,

O, şimdi

Dağların ardında, ateşli bir isyan çiçeği…

 

Bu dağlarda gelin olan, anne olan…

Haksızlığa ve zulme başkaldıran

Bir uçurum çiçeği…

Yavaş yavaş tırmanıyor yine yamaçlara…

Selam veriyor yollardaki ağaçlara, kuşlara,

Ezilen kadınlara,

Özgür akan derelere, bozulmamış doğaya…

 

Mor Menekşe Gelin Ayşe, yürüyor yine

Kutsal yeşilin kıskandığı Tonya için,

Yalansız, talansız bir dünya için…

Yüreğine yoldaş olan tüm ezilenlerle birlikte,

Sevgiler sunuyor yine büyük insanlığa,

Türkiye’nin dağlarına, yaylalarına…

Saygılar sunuyor yine

Mavi ile yeşilin yaşam hakkını savunanlara…