Siyasetteki düzeysizlik, bilgi, düşünce, espiri yoksunluğu, kalitesizlik, saygısızlık, her ağızları açıldığında çıkan hakaret içerikli sözler, bağırma, azarlama çok yordu, bunalttı bizi. Dinlenmek istedik, huzur bulmak istedik, köye çıktık…Siyaset umut verip dinlendirmiyor.

Hava o kadar güzeldi ki… Kazma kürek yaktıran martın bu ilk günlerinde ısmarlama da olsa, bu kadar bahar ılıklığında, bu kadar yaz ısısında insanı topuğundan yukarı saran bir sıcaklık olmazdı. Bayramdan bu yana çok zaman geçmişti. “Mezarları ziyaret edelim” dedik. Yaşadığımız ortamda sevgiye, saygıya, insana değer vermeye, insandan değer almaya o kadar çok ihtiyacımız vardı ki! Siyaset insanları birbirinden kopardı, uzaklaştırdı. İnsanlar komşuluğa, zorunlu hallerin dışında gitmez oldular. Kerhen ya hastalık, ya ölüm, ya düğün, ya da kazada, belada görüyorlar birbirlerini…

Bu filmi biz 12 Eylül öncesinde de görmüştük. Kinle, nefret söylemleriyle insanları “sağcı-solcu” diye ayrıştırarak düşman ediyor, sonra da Amerika ve Sovyet Rusya, gençleri birbirine boğazlatıyordu. Şimdi bunu, iktidar ortakları-terör örgütlerini-beka sorununu bahane ederek Amerika ve Sovyet Rusya’yı aratmayacak bir biçimde yapıyor. FETÖCÜ’ lerle, PKK’lılarla, teröristlerle eş değerde tutarak, “ömrünü bunlarla mücadeleyle geçirmiş gazetecileri, düşünen insanları” uyduruk suçlarla “polis ve yargı gücünü” kullanarak içeri atıyorlar.

Yorulduk, bunaldık, nefes alamaz olduk. Bir kırık huzur istiyoruz, onu da çok görüyorlar…

Gökyüzü masmavi, lekesiz, tertemizdi. Anam, babam, ablalarım, akrabalarım, komşularım, arkadaşlarım hepsi buradaydı, köy buradaydı. Hakkımı helal etmediğim bir kişi bile yoktu içlerinde, nasıl helal etmeyeyim ki, daha ötesi yoktu bu işin. Tümü de güzel insanlardı. Eksikleri, yanlışları olanlar da vardı, ama hiçbirisi bağışlanmayacak gibi değildi. Cehaletleri, eğitimsizlikleri, sevgiden, saygıdan yoksun yetiştirilişleri, insan hakkında en küçük bir bilgilerinin olmayışı… Yine de onları kötü insan yapmaya yetmezdi. Hele Halam, Rafet Abla espirileri hala kulaklarımda. Yanlışlıkları, kötülükleri olsa ne yazar? Kimileri de insanların arasını ustalıkla açar, atla arpayı dövüştürürlerdi.

Mezarlık çimen olmuştu. Tertemizdi. Diken, ısırgan, ifteri yoktu. Kimi mezarlarda güller, sardunyalar, sümbüller açmıştı. Çam ağaçları, serviler muhteşem görünüyordu. En muhteşemi de mezarlığın sessizliği, huzuru, insanı gündelik kavgaların, kaygıların dışında tutuşuydu. “Yalandı, gerçekti, iftiraydı, alçaktı, şerefsizdi, sahtekardı…” yoktu bunlar burada. Burada yapılı mezarlar vardı, mermer baş ayaklı mezarlar, kara taş başlıklı mezarlar vardı, kimilerinin de mezar belirtisi yoktu. Burada canlının değişmeyen “ölüm gerçeği” vardı. İhtiraslar, kaprisler, düşmanlıklar, kötülükler, kin, nefret yoktu. Kuşlar, ağaçlar, barış, huzur, insanı sarıp sarmalayan sıcaklık vardı. Acı vardı, gözyaşı vardı, sevgi ve özlem vardı.

Kimler gelmiş, kimler göçmüş bu dünyadan? Tümü de yaşamla boğuşmuş, açlıkla, hastalıklarla boğuşmuş. Yüzyılın üççeyreğine kadar çocuk ölümleriyle boğuşmuş. Bugün aşılarla, gelişen tedavilerle, besleme, izlemeyle çocuk ölümleri sıfıra yaklaştırılmış. Çocukluk arkadaşım kaç kişi kanserden, kalpten, yüksek tansiyondan-beyin kanamasından, karaciğerden-sirozdan, tırafik ölümlerinden yatıyor burada. Gerçek bu ve başka gerçek yok.

Eskiden yaşamak kutsaldı, çalışmak kutsaldı, ölümler tevekküldü-Allah’tan. Şimdi ise… hiçbir kutsaliyeti olmayan kanserden, kalpten, tansiyon, beyin kanamasından; verem rafa kalkmış.

Karşımızda Beşikdüzü, Beşikdağı, Yumru; arkada karla yüklü Sis Dağı… Tepemizde güneş ve önümüzde ender güzelliğinde olan Karadeniz uzayıp gidiyor.

Köy ıssız, mezarlık ıssız. Kediler, köpekler yok; ses veren horozlar, gıdaklayan tavuklar yok… Bir kuşlar kalmış dallarda, bir de yapraklarını bahara “ha açtı ha açacak” biçiminde duran tomurcuklar…

Siz boğuşun sevgisiz, saygısız, insanı yok eden siyasetinizle. Oysa siyaset insan içindir. Anlaşılan siz, bu kinin, nefretin içinde insanı da unuttunuz.

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız…