tonyahaber @ hotmail.com

Arada bir belediye hoparlörünün cırlak sesi:

“Meteorolojik uyarı!…”

Neymiş?

Meteoroloji Bölge Müdürlüğünden alınan bilgiye göre, bölgemizde şiddetli sağanak yağış olacakmış… Vatandaşların tedbirli olmaları…

Devlet baba vatandaşını uyarıyor.

Teşekkürler!...

Nasıl tedbir alalım...

Şiddetli yağmur olunca dereler taşar, sel olabilir, toprak kayması olabilir…

Öyleyse tedbirli olalım…

Ne yapalım?

Evimizi, işyerimizi yaparken iki metrekare daha büyük olsun diye, binayı ya derenin üzerine yaptık ya da dereye bir omuz vurup yatağından çaldık.

Yetkili kurumlar da bize inşaat ruhsatı verdi.

Haydi, tedbir alalım!

Binayı yaptığımız yerden kaldırıp sağlam bir yere taşıyalım. Dere yatağından uzaklaştıralım.

Başka?...

Heyelanlı bir araziye ev yaptık. Zemin etüdü yaptırmadık. Kimse de bize, buraya bina olmaz demedi…

Şimdi, heyelan tehlikesi var, evi sağlam bir bölgeye taşıyalım.

Tedbirli olmamız isteniyor ya!...

Birkaç saat sonra başlaması beklenen olası yağmur, geldi geliyor…

Olsa olsa evi terk edecek zamanınız var…

Gerisi hikâye…

Çok düşündüm, başka ne yapabilirim, hangi tedbiri alabilirim diye…

Aklıma şu parlak fikir geldi:

Evden çıkarken şemsiyemi alırım!…

Bu süre içinde başka tedbir var mı Allah aşkına?!!!

Bilindiği halde bu duyuru neden yapılır?

Şunun için:

“Efendim, biz duyurmuştuk!” diyebilmek için.

Devlet baba sel olacağını önceden söyledi. Başınıza bir felaket gelirse sorumlu sizsiniz…

Şark kurnazlığı…

21 Eylül günü öncesi de benzer duyurular yapıldı.

Yapıldı da, komşumuz Beşikdüzü’nde bir işe yaramadı.

Üç can kaybettik. Allah rahmet eylesin!

Beşikdüzü, felaket yeri oldu. Geçmiş olsun!

Beşikdüzü’nde ya da bölgemizde yaşanan sel felaketi ilk mi?

Değil.

Neredeyse her yıl benzer durumlar bir ilçemizde yaşanıyor.

Suç yağmurda mı?

Suç insanda…

Doğayla oynarsanız intikamı korkunç oluyor.

Dere yatağını daraltırsanız, coşan sular eski sınırını bulmak için bentlerinizi tanımıyor.

Beşikdüzü, bölgenin önemli ilçelerinden biri. Yetmiş yıldan beri bir eğitim merkezi. Köy Enstitüsü ile başlayan süreç, Beşikdüzü’nü Beşikdüzü yaptı.

Kim biliyor Köy Enstitülerinin değerini? İki elin parmakları kadar var mı bu değeri bilenlerin sayısı Beşikdüzü’nde? Ama bilinçli, ama dirençli, ama inanarak enstitüyü savunacak…

Beşikdüzü, Köy Enstitüsü mirasını unuttuktan beri iflas etmiş de bilen yok. Enstitüden kalma, rant amacıyla yapılan binalar ya yakıldı, ya yıkıldı.

Yıkılan okul binalarının arsalarını, rantiyecilere sunan kafa, Beşikdüzü’ne felaket getirdi.

Bu kafa, derelerin yatağını daralttı.

Bu kafa, dere yataklarının üzerini betonla kapladı.

Bu kafa, Beşikdüzü ile Karadeniz’in önüne set çekti.

Bu kafa, şehri beton yığını sanan kafadır.

Bu kafa, her şeyi para olarak gören kafadır.

Bu kafalar değişmedikçe, daha çok felaketler yaşarız.