Sizlerle uzun bir süreden  beri ayrı kaldık.

Ayrılığımızın nedeni dünyanın ve ülkemizin başına musallat olan virüs.

Bu günden itibaren zaman zaman birlikte  olacağız İnşallah.

Söylenecek çok sözümüz var.

Yazacak, konuşacak sorunlarımız var.

Adeta dert küpü gibiyiz.

Eğitimden, sağlığa, Ekonomiden, dış politikaya; toplumsal yapımızdan, iç  siyasete, kültür alanımızdan, inanç değerlerimize o kadar çok sorunumuz var ki birkaç sayfa yazmakla bitmez  sorunlarımız.

Son altı içinde tartışılan, konuşulan, düşünülen konulara geri döndüğümde ilginç bir tablo resmedildiğini görüyorum.

Herkesin günlük yaşamı değişti.

Yaşam kuralları farklılaştı.

Siyaset kurumu halkın gündeminden uzaklaştı.

Kişisel çıkarlar ön planda.

Halk için yapılması gerekenler, kişilerin siyasi menfaatlerine dönüştürüldü.

Bazı siyasetçilerin söylemleri ve eylemleri milletimizin sorunlarıyla çatışır hal aldı.

Başta milli Eğitim olmak bütün kurum ve kuruluşlarda tam yozlaşma dönemi hızlandı.

Basın hürriyeti askıya alındı.

Yargı tamamen siyasi bir yapıya büründü.

Okumak, konuşmak, düşünmek ve yazmak birilerinin iznine bağlı hale  geldi.

Yerel ve Bölgesel meseleler konuşulmaz oldu.

Hak-hukuk-adalet  kavramları söz ile dahi  ifade  edilemiyor.

Devletimizin ve Milletimizin endişeleri, kişilerin çıkarlarıyla eşleşti. Adeta bu konular şahısların beka sorunu  olarak halka inandırılıyor.

Dağlar, yaylalar, ovalar sanki issizleşti.

İnsan-i ilişkileri  unuttuk.

Komşuluk anlayışımız  uçtu gitti.

Analar-babalar çocuklarından uzaklaştı.

Yağmur; bir başka  türlü yağıyor

Rüzgar; estiği  yönü değiştirdi.

Güneş; ısısını istemeyerek ışınlar gibi.

Gece ve gündüz selamlaşmaya  son verir  gibi.

İnsanlar, umutlarını düşünemez oldu.

Ülküler; mazi  oldu.

Öteleri; arar haldeyiz.

Geleceğe bakamaz olduk.

Milyonların umutları gelecek bahara değil, gelecek  yıllara gönderildi.

Umutsuz değilim, umutlu da değilim.

Bu yazımı “MERHABA  CANLAR”” diyerek  sonlandırıyorum.

Sevgi ve saygılarımla…