Ne kadar da bugüne benziyor değil mi?.

Taha AKYOL’un III. kitabı 1919-1920 MONDROS, SEVR ve KUVA-YI MİLLİYE’den:

“Mütarekenin yarattığı rehavet ortamında ülkeyi altı yıldır diktatörce yöneten İttihat ve Terakki kendini feshetmiş, başta ENVER, TALAT ve CEMAL paşalar olmak üzere sekiz arkadaşıyla bir Alman savaş gemisine binerek yurt dışına kaçmışlardır.”

“’Harpte türlü türlü yolsuzluklar oldu’ diyen Talat Paşa, bunları harp içinde soruşturamadıklarını, bunun sorumluluğunu (İttihat ve Terakki olarak) yüklendiklerini söyledi. 6 Ekim 1918’de hükümetten istifa etmiş olmalarının gerekçesini şöyle izah etti: ‘Siyasetimiz mağlup oldu (İmparatorluğu kurtaracaklardı, savaşta yenildiler). Bunun için de iktidar mevkiini ne surette olursa olsun muhafaza etmemiz mümkün olamazdı.’”

“Firari paşalardan özellikle ‘Enver Paşa’ suçlanıyordu. Ahmet Emin Yalman ‘Enver Paşa memleketten değil, dünyadan kaçmayı düşünmeliydi’ diye yazıyordu. Enver Paşa’ya duyulan tepki sadece savaş yüzünden değildi. Enver Paşa’nın askeri diktatörlüğü o kadar tepki toplamıştı ki, Mustafa Kemal’in askeri üniformasıyla Erzurum Kongresine katılmasına delegeler bu endişeyle tepki gösterecekti.”

(O Enver Paşa ki, Edirne Fatihi, Hürriyet Kahramanı olarak baş üzere taşınmıştı. Yaptığı yanlışlıklar tüm değerlerinin unutulmasına, karşısına geçilmesine neden olmuştu.)

“İttihat ve Terakki iktidardayken muhalif olmak ‘vatan hainliği’ idi. İttihatçılar muhalefeti vatan hainliği suçlamasıyla ezmişlerdi. Şimdi İttihat ve Terakki yanlısı olmak ‘vatan hainliği’ sayılıyordu. (Sap döndü, keser döndü, gün geldi, devir döndü.) Bu çatışmacı kültürünü (…) Ahmet Emin Yalman şöyle anlatıyordu: ‘Harpteki yolsuzluklardan mesul partiye karşı umumi efkarda şiddetli bir tepki vardı. İttihatçı kelimesi adeta ‘vatan haini” manasına geliyordu. Halk olup bitenlerden o kadar bezmişti ki, ‘vatan, millet’ lafını edenler için ‘yakalayın, İttihatçıdır” demek içinden geliyordu.”

“İttihatçı liderler (…) İtilaf devletlerinin kuracağı uluslararası bir mahkemede ‘Harp Suçlusu’ olarak yargılanmaktan korktukları için yurt dışına kaçmışlardı.”

“İttihat ve Terakki’nin eleştirilemez, sorgusuz, sualsiz iktidar döneminde, nimete konmak için el-etek öpenler şimdi ondan kaçıyordu. Ziya Şakir bu durumu şöyle anlatıyordu: ‘Daha dün sokakta tesadüf ettikleri İttihat ve Terakki erkanını uzaktan görür görmez el pençe divan durarak hürmet ve tazimle etek öpenler ve bunu da büyük bir şeref olmak üzere herkese göstermek isteyenler, bugün aynı zevata rasgelmekten korkuyorlar, şayet rasgelseler bile yan sokaklara sapıyorlar, önlerine gelen dükkanlara dalıyorlardı.”

Tarih tekerrür müydü? Dün Atatürk’e, İnönü’ye, dün Menderes’e, Bayar’a, dün Gürsel’e, Demirel’e, dün Evren’e, Özal’a yapılanlar, bugün-yarın kimlere yapılmayacak ki? Halk “hakkın” değil, “gücün karşısında” eğiliyordu.

Barış ve esenlik dileklerimle sevgiyle kalınız…