Önce araştır, öğren, içselleştir; sonra da bilim insanının sabrını göster! Demagoji yaparak halkı aldatıp kandırma. “Keşke Yunan kazansaydı” yaveleriyle de kimseye hakaret etme…

Kimileri “zafer mi” diye soruyorlar Lozan’a, “hezimet mi” derken de peşinen “evet” demeye getiriyorlar. Güya “öğrenmişler, sorgulamışlar” gibi, “Lozan hezimettir” diyerek işin içinden sıyrılıyorlar. Ama Lozan konferansının hangi koşullar altında yapıldığını nedense anlatmıyorlar. Anlatmıyorlar çükü, ya bilmiyorlar, ya da bildikleri halde okurlarını yanıltmak için doğruyu, gerçeği söylemiyorlar.

1) “Türk Heyeti başarısızdı” diyorlar. Tek ölçütleri birkaç yerin Misak-ı Milli dışında kalmış olmasıdır. Mondros ve Sevr’le 480 bin km2 kalan Türk Yurdunu 743 bin km2 ye çıkaran ve bunu tüm dünyaya kabul ettiren bir heyet nasıl başarısız olabilir?

2) Loyd Corc ve Lort Kurzon’un Türklere bitmez tükenmez kin ve düşmanlıklarının sonucu her fırsatta dostlarına Viyana kapılarına kadar dayanan Türklerin “Sevr’le öldüklerini, geldikleri yere döneceklerini” söylemeleri; “Türkleri aşağılamaları, horlamaları, küçümsemeleri, medeniyete düşman göstermeleri” karşısında Türk Heyeti “bağımsızlık ve egemenlik” haklarından zerrece ödün vermeden iki yüzyıllık Şark Meselesini-Türk’ün Avrupa’dan atılması (atılamayışını) çözmüşlerdir… Bu sorun Batılıların kafasında hala duruyor. Birinci Dünya Savaşında yenildikleri İngiltere’ye, Fıransa’ya, İtalya’ya karşı aslanlar gibi vuruşarak-Musul hariç-diz çöktürdüler. Bugün o Musul, ABD’nin petrol için on bin km’den geldikleri alanıdır.

3) Konferans süresince İstanbul ve Çanakkale, boğazlarla birlikte işgal altındadır. İtilaf Devletleri donanması ve Yunan zırhlısı Averof sarayın önünde demirlidirler. Türkler bu ülkelerle-bir yanda işgal olmasına karşın eşit koşullar altında “aynı masa etrafında” barışı aradılar. Bağımsızlık ve egemenlikten ödün vermediler. Ama ödün verilmeden barış nasıl kurulurdu? Kapitülasyonlar yüzyıllardır Osmanlı’nın kanını emen sülüklerdi, kenelerdi. Yabancı bir esnaf, tüccar, Osmanlı yasalarına göre tutuklanıp yargılanmıyordu.

4) Görüşmeler süresince, “haberleşme” telgıraf aracılığı ile yapılıyordu. Ankara’ya bilgi vermek, Ankara’dan talimat almak ancak iki hat üzerinden oluyordu. Fıransızların telgıraf hattı “çok kötü” olduğundan İngiliz telgraf hattı kullanılıyordu. Her iki hatta da Türklerin “gizlisi-saklısı” kalmıyordu. Çekilen telgırafların şifreleri kırılıyor, daktiloya çekilerek dışişleri bakanı Lort Kurzon’un önüne konuyordu. Türklerin tüm hamleleri, telgıraflardan öğrenilerek boşa çıkarılıyordu. İtilaf Devletleri Türklerden hep önde gidiyordu. Buna rağmen Türk Heyeti yine de “pes” etmedi, istediklerini koparıp aldı.

5) Türk komutanlar(Atatürk, Mareşal Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy), “İngiltere ile ikili bir savaşa” giremeyeceğimizin altını çizmelerine karşın, yine de orduyu müteyakkız duruma getirerek “hazır ol” emrini vermek zorunda kalıyorlardı. Konferans süresince üç kez savaş durumuna gelindi. Musul’daki İngiliz ordusu hava gücü bakımından üstün olduğundan, pilebisit olasılığını ortadan kaldırmak için “hava bombardımanlarıyla” Türklerde ve Kürtlerde büyük kırım yaparak Musul demografisini kendi lehlerine çevirdiler.

6) Musul bir yıl sonra görüşülmek üzere konferansın dışına çıkarıldı. İngiltere’nin dayatmasıyla dokuz ay sonra başlayacak görüşmelerden bir gün önce Şeyh Sait isyanı çıkarıldı. Ve Musul isyanla birlikte elimizden alındı.

7) Osmanlı’yı Mondros’la, Sevr’le tarihe gömen İtilaf Devletleri, Lozan barış görüşmelerinde her ne kadar Sevr’i dayattılarsa da, Türk Heyeti karşısında başarılı olamadılar. Birilerinin “başarısız, hezimet” saydığı Lozan Türkün, Türkiye Cumhuriyeti devletinin, bağımsızlığın, egemenliğin dünya uluslarınca kabul görmüş kanıtı ve belgesidir. (1939’da katılan Hatay’la Türkiye 783 bin km2’ye çıkmıştır.)

Daha çoğunu merak edip öğrenmek isteyenler, Taha Akyol’un BİLİNMEYEN LOZAN kitabını okusunlar.

Barış ve esenlik dileklerimle sevgiyle kalınız…