“Beşikdüzü’ne bölge hapishanesi yapılıyor.” İtirazımız oldu: “Bilgiyle, kültürle, eğitim-öğretimle, okulla özdeşlemiş bir yere hapishane yapılması. Hapishane, caydırıcı özelliği ile suç işleme oranı yüksek olan yerlere yapılsın.” Dediler ki, “Beşikdüzü ekonomisine çok büyük katkı(!) sağlayacak.” Dedik ki, “ekonomi düşünülseydi Yüksek Okulun yedi bölümü ve adliyesi Beşikdüzü’nden alınmazdı. Görele hapishaneyi yıktı, yerine SANAT FAKÜLTESİ’ni oturttu. Beşikdüzü’nün okulla anılan 78 yıllık adına da hapishane değil, fakülte yakışır.”

Hükümet karar almış, “beş yılda 153 (yüz elli üç) hapishane” yapacakmış.

Yıllardır bekledik “lisanslı depoculuğu.” Fındığımız hem iç, hem de dış piyasada “rezil olmasın, yerlerde sürünmesin, fındık üreticisi mağdur olmasın, fiyatlar korkunç düşüşlere ve anormal yükselişlere uğrayıp değer kaybına uğramasın, üretici, tüccarlar tarafından ezilmesin” diye. Depolar yapılmıyor ama hapishaneler yapılıyor. Beş yılda 153 hapishane…

On beş yılda hükümet, “üretim toplumu” yerine “tüketim toplumu” yarattı. Hayvancılık, tütün, pamuk üretimi tamamen, şeker pancarı büyük ölçüde, tahıl da kısmen üretilmiyor. Örneğin buğday ekim alanları 94 milyon dönümden 77 milyon dönüme düşerken üretim 22 milyon ton oldu ve 4 milyon ton buğday da dışarıdan satın aldık. Türkiye tüm üretimlerde geri düşerken, (45 milyon olduğumuz zaman büyük ve küçükbaş hayvan sayımız 84 milyondu; 75 milyon olduk, hayvan sayımız 30 milyona indi)iktidarın hakkını teslim etmek gerekir: Suçlu üretiminde sınırları o denli zorladı ki, mevcut hapishaneler yetmedi, beş yılda tamı tamına 153 hapishane üretmeye karar verdi.

On beş yılda o kadar çok suçlu üretildi ki, “Cumhuriyetin hapishaneleri” doldu, suçlular şartlı salıverildiler. İktidarları boyunca suçluların yanı sıra yalan ürettiler, iftira ürettiler, düşman ürettiler, kin, nefret ürettiler, toplumu ayrıştırdılar. Şimdi de “birlikten-beraberlikten”, hukuktan, adaletten söz ediyorlar. Hukuku-adaleti FETÖ’ye ben teslim etmedim. “Taraf olmayanlar bertaraf olur” sözünü ben söylemedim. Acaba hangi yüzle Allah’ın huzuruna doğruluyorlar?

Kabul etmek gerekir ki, iktidar hırsızlık ekonomisinde-neoliberalizim-de bir numara. Halktan yana görünüyor, ama halkı hırsızlara “talanla, ganimetle” yağmalatıyor.

Kitabı, bilgiyi, düşünceyi, eğitimi-öğretimi, insan olmayı anlatabilmek için en çok kullandığımız, “bir kütüphane, bin hapishane kapatır” sözüydü. Övmemiz, baş tacı etmemiz gereken kitap-kütüphane değilmiş, cehaletmiş cehalet… Biz yanlış anlatmışız(!)

“Bilen insan düşünür, düşünen insan sorumluluk duyar, sorumluluk duyan insan empati yapar ve suç işlemez. Dolayısıyla hapishaneye ihtiyaç kalmaz.” Böyle biliyor, böyle düşünüyor, böyle inanıyor ve böyle anlatıyorduk öğrencilerimize. “Çoğu zaman insanları iyiliklere de kötülüklere de yönelten arkadaşlarıdır. Eğer kitap dost olur, arkadaş olursa, hiçbir zaman kötülüklere yönlendirmez insanları. Öğrenen, bilen, düşünen ve empati yapan insanlar zengin dünyaları içerisinde suça da, suçluya da yer vermezler.”  Bu yüzden suçluların ve hapishanelerin azalması, kapanması gerekirken ha bire suçlu ve hapishane üretiyoruz.

Hala inanıyorum: Kütüphaneler, tiyatrolar açsak, sanat-sıpor etkinlikleri ve şölenleriyle toplumu-gençliği uyarsak, bilime ve kütüphanelere yönlendirsek, kitapevleri yerine köfteci, dönerci, burgerci açmasak, midemizi düşündüğümüz kadar beyinsel açlığımızı da düşünsek ve cehalete pirim vermesek, baş tacı etmesek… evrensel sevgiden, saygıdan, insana değer vermekten söz etsek... ne dersiniz?

ÜNESKO “Okuma-Yazma Günü” dolayısıyla yaptığı araştırmada “Türkiye’de çoğunluğu kadın olmak üzere, 7(yedi)milyon okuryazar olmayan insan var” diyor. Bu rakam onlarca Avrupa ülkesinin nüfusundan daha çok… Bunlarla birlikte yaşıyoruz. Aynı havayı soluyor, aynı suyu içiyoruz, ama dünyaya, hayata, insanlara aynı gözlerle bakmıyoruz.

Hapishanelerden önce yapmamız gereken şeyler yok mudur dersiniz?

Barış ve esenlik dileklerimle…