Bir yağmurlu gecede ayrıldık Beşikdüzü’nden. BEŞDER yazısını sıkı sıkıya önüne bağladığımız otobüs sabah sekize kadar yol alacaktı. Atatürk’ün, Mehmet Akif’in, Şerife Bacı’nın Kastamonu’suna gidiyorduk. / Yol boyu kağnı gıcırtıları, yol boyu Kurtuluş tartışmaları, ihanetler beynimizden gitmedi. O Kastamonu ki, “İSTİKLAL” in kalbinin attığı yerdi; İnebolu-Ankara silah taşıma hattının “Taşköprü” süydü.

Otobüsümüz son molasını günün ilk ışıklarıyla birlikte bir benzin istasyonunda verdi. Isı bir hayli düşüktü, içten içe üşüyorduk; belli ki, yayla havası… Kimimiz ihtiyaç gideriyor, kimimiz kan dolaşımı rahatlasın, bacaklar hareket etsin diye ha bire sık adımlarla yürüyorduk. Tuvalet parası için istasyon görevlisinin uzattığı tabak, dışarıdaki soğuktan daha çok üşüttü bizi.

Vadiler arasından geçerken sağdan ve soldan akıp giden çam ormanları beni son derece mutlu etti. Çama karşı özel bir tutkum var. Her ağacı severim, ama çama sevgim daha bir başkadır. Bir baştan bir başa Kastamonu’yu geçerken vadinin her iki yamacının çam ormanlarıyla kaplı oluşu, Kastamonu’yu daha çok sevmeme neden oldu.

Kaptanımız Hikmet, kentin çıkışındaki öğretmenevi ek tesislerinin olduğu Doğa Parkına götürdü bizi. Kente ve çevreye hakim, Ilgaz dağlarını seyredebilecek yükseklikte bir yer, uzun süreden beri inşa edilen ve bitirilemeyen bir tesis. Güneş zoraki vuruyordu. Yılın ilk karı Ilgaz dağının iki tepesine sanki bizim için düşmüştü. Kahvaltıdan sonra kenti, müzelerden başlayarak gezecektik. Rehberimiz ve hemşerimiz Coşkun Bey bizi yalnız bırakmadı. Daha sonra vali Yaşar Karadeniz’i ziyaret edecektik. Bir zamanlar Beşikdüzü’nün kaymakamlığını yapmıştı. Sevilen, sayılan, değerli bir insandı, “merhaba” diyecektik.

Kastamonu, yirmi yıl öncesinden Vali Enis Yeter’le başlayan, Vali Mustafa Kara ile devam eden ve daha sonraki valilerle sürdürülen bir yenilenme ve turizme hazır olma gayretleri içinde olan çok canlı, hareketli bir ilimiz. Tarihe ait ne kadar bina, eser, kalıntı varsa, cami, medrese, külliye, han, çeşme, konak, kale, saat kulesi, köprü, M.Ö. yıllara ait anıt evler… onarıldı. Sokaklar, caddeler, meydanlar ve kentin içinden akan dere yeni bir bakış açısıyla düzenlendi. Kent kültür ve din turizmine hazır hale getirildi.

Selçuklulardan, Candaroğulları’ndan kalan eserler, Osmanoğulları’nın eserleri, evliya türbeleri kentin en büyük zenginlikleridir. Konakları, köprüleri, hele Selçuklulardan kalma, “geçme tekniği” ile yapılan ahşap cami tek sözcükle bir “anıttı.”

Üniversitesi, sunta fabrikaları, Atatürk’ün kılık, kıyafet, şapka devrimini açıklayışından sonra konuk edildiği Daday’daki Ev, Arkeoloji Müzesi, Kültür Evi, Şapka Müzesi, Şerife Bacı (Kurtuluş Savaşı) Anıtı, heykelleri, sarımsağı, at çiftliği, elma ağaçları, çekme helvası, sucuğu, pastırması… Tümü bir yana pırıl pırıl çam kokulu, tertemiz, bol oksijenli havası, sessiz, sakin oluşu, mutlu yaşamak için yeter de artar bile.

Adım başı, Kurtuluş Savaşının nabız atışlarını, mermi taşırken, bir kış günü, hırkasını “ıslanmasın” diye top mermisine ve çocuğuna saran ve kendisi donarak ölen Şerife Bacı’nın nasıl bir anlam yoğunluğu taşıdığını hissediyor, Nasrullah Camisinde vaaz veren Mehmet Akif’i dinliyor, Hakimiyet-i Milliye’de “korkma, sönmez” diye başlayan ve ilk kez yayımlanan İstiklal Marşını okuyorsunuz. Küre ve Ilgaz dağları vadisini iniltileri, gacır-gucur sesleriyle dolduran, mermi taşıyan kağnı katarlarının, bitmez tükenmez akışını seyrediyorsunuz ve Kastamonu’nun neden en çok şehit veren il oluşunu düşünüyorsunuz.

Zamanımız çok sınırlı olduğu için iki kayak pistini, Küre Dağları ve Ilgaz Dağı Milli Parklarını, dünyanın en derin ikinci kanyonu Valla’yı, dünyanın en büyük dördüncü mağarası Ilgarin’i, İncekaya Kanyonu’nu ve Ilıca Şelalesi’ni göremeden dönmek zorunda kaldık. Alış-veriş yaparak ve sarımsak alarak Kurtuluş kokan Kastamonu’ya veda ettik.

Bu geziyi düzenleyen Beşder (Beşikdüzü Öğretmen Okulu Mezunları Derneği) Başkanı Ali ve Selçuk Kahyalara ve yönetim Kurulu üyelerine, bizi yalnız bırakmayan Coşkun Beye, yemeği ve yataklarını çok beğendiğimiz Öğretmenevi çalışanlarına teşekkürü bir borç bilirim.

Daha nice gezilerde buluşmak umuduyla, barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız…