tonyahaber @ hotmail.com

Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete!

Hem de var gücümüzle gidiyoruz.

Ekonomide gidiyoruz.

İç politikada gidiyoruz.

Dış politikada gidiyoruz.

Eğitimde gidiyoruz.

Basında gidiyoruz…

Gidiyoruz da gidiyoruz.

Yıl 1992… Ege’de Kararlık 92 deniz tatbikatı yapılıyor. Tatbikatın normal seyri bitti. Akşam saatleri... Muavenet muhribinin köprü üstüne iki güdümlü mermi iniyor ve burayı havaya uçuruyor. Beş Türk denizcisi şehit oluyor, 21 de yaralı… Mermiler ABD gemisinden geliyor. Köprü üstünün Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil ettiğini biliyor musunuz?

Yenilir yutulur bir olay değildi; yuttuk!…

Yıl 2003…

Kuzey Irak’ın Süleymaniye kentinde Türk Özel Kuvvetlerine ait on bir askerin başına çuval geçirildi. Elleri plastik kelepçe ile bağlandı. ABD’ye nota verilmesi seslendirildi.

“Ne notası veriyorsun, müzik notası mı?” dendi.

Çuval olayını da yuttuk!...

ABD ile kriz yaşamaya devam ediyoruz.

Sayalım:

PKK terör eylemlerine ABD’nin silah desteği sağlaması… İstihbarat krizi…

Zarrab krizi…

Halkbank krizi…

Vize krizi…

Fetö krizi…

Cumhurbaşkanı korumalarının yargılanması krizi…

S-400 krizi…

NATO toplantısında Türk Bakanlarının üzerinin aranması krizi…

Michael Flynn’e verilen lobicilik paraları krizi…

Daha geçmişe bakalım:

1962 Küba Füze Krizi…

1964 Kıbrıs sorunu ve Johnson mektubu krizi…

1971 Haşhaş ekiminin yasaklanması ve 1974’te ekimin yeniden başlatılması krizi…

1974 Kıbrıs çıkartmasının ardından ekonomik ambargo krizi…

  1. Filo, İncirlik, Kürecik…

Ayrıntılar daha çok…

Darbelerin ardında ABD’nin olduğu iddiaları. “Bizim çocuklar başardı.” kriptosu...

Daha neler neler!…

Geldik bugüne:

Rahip Pastör Andrew Brunson krizi nedeniyle ABD Hazine Bakanlığı, iki Türk Bakan hakkında yaptırım kararı alıyor.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün malvarlıkları donduruluyor.

Yetmedi…

ABD’nin açıklamasında, iki Bakan için, “Ciddi insan hakları ihlallerine karıştığı kurumların lideri olarak yaptırım kapsamına alınmışlardır.” ifadesi kullanılıyor.

Bu iki bakan, insan hakları ihlalleri ile suçlanıyor. Yine her iki bakanın iştiraki olan ticari yapılar ile ilişkide olan şirketlere de yaptırım öngörülüyor.

Vay benim kel başım!...

Yoklukla, açlıkla, uykusuzlukla yiten canlar pahasına ulusal bağımsızlığı kazanılan Türkiye Cumhuriyeti devleti ne hale gelmiş!…

Bir de Bakanlar, yaptıkları açıklamalarda ABD’de mal varlıklarının almadığını söyleyecek kadar olayı hafife alıyor.

Sizin şahsi malınızdan bize ne beyler!...

Siz, TC’nin temsil edildiği makamı işgal ediyorsunuz.

Sorun, iki bakanın mal varlığı değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin onur sorunudur.

Yoksa, Dolar’ın artışına karşı Temel’in, “Benim Dolar borcum yok ya!” demesi kadar sığ kalıyorsunuz…

Buraya nasıl geldik?

Yazının başından beri sıralanan krizlerin karşılığında yeterli tavrı tutturamazsanız, son krizi de yutarsınız.

Bir yandan da “stratejik ortak” teraneleriyle mikrofon karşısında, ekranlarda boy atarsınız.

Boğaz’ın serin sularına demirleyen 6. Filo’daki ABD askerlerini denize döken yurtseverlere taşlarla, sopalarla saldıranları, toplum unutsa da tarih unutmuyor.

Kafayı değiştirmeden krizleri aşmak mümkün değil.

NATO’ya girebilmek için Kore’ye asker göndermeye razı olmak yerine; Birleşmiş Milletlere girelim önerisine, DAVET ETSİNLER, DÜŞÜNÜRÜZ!... diyen kafa gerekiyor…