tonyahaber @ hotmail.com

24 Haziran’da Türkiye yeni yönünü belirleyecek.

Daha seçime 1 yıl 6 ay 2 hafta 2 gün kala seçim kararı alındı.

Erken seçim mi?

Erken seçim diyen de var, baskın seçim de…

Hızlandırılmış seçim diyen de var, panik seçim de!...

Adı ne olursa olsun 24 Haziran’da vatandaş sandıkta kararını verecek.

Yaklaşık iki ay zorlu bir yarışa sahne olacak Türkiye.

Biz, biraz geriye bakalım. Son on beş yılda neler oldu, neler yaşadık, neler gördük…

Eleştiri değil; sadece saptamalar yapmaya çalışacağım.

Değişik zamanlarda, en az on kez, “erken seçim istemek vatana ihanettir” diyenleri yazmayacağım.

Köşede asılan saatin 17,25’e ayarlandığını yazmayacağım.

ABD’de tutuklu Zarrab’ın “hayırsever işadamı” olduğundan söz etmeyeceğim.

Devletin iliklerine kadar sızan FETÖ’nün, terör örgütü olduğunun 15 yıl sonra fark edildiğini anlatmayacağım.

Ergenekon’un savcısı olduğunu söyleyenlerin FETÖ’nün siyasetteki elemanlarını neden temizlemediğini sormayacağım.

Dört Bakan’ın yurtdışına neden çıkamadığını yazmayacağım.

Milletin a’sına koyan müteahhitlerden hiç söz etmeyeceğim.

Çocuk tecavüzleri için, “Bir kereden bir şey olmaz.” diyenleri anımsatmayacağım.

Kadına şiddetin son yedi yılda, yüzde 1400 arttığını da yazmayacağım.

Tulumbanın suyunu kimin bitirdiğini sormayacağım.

Yüzde 49,5 oy alarak başbakan olan Ahmet Davutoğlu’nun bir gecede görevden alınmasının ne kadar demokratik olduğunu tartışmayacağım.

İstifa ettirilen büyükşehir belediye başkanlarından neden hesap sorulmadığını, istifa ettirilenlerin yerine seçim yapılırken başka belediyelere neden kayyım atandığını da sormayacağım.

İşvereni koruyan yasal düzenlemeler Meclis’ten jet hızıyla geçerken her seçim öncesi söz verilmesine rağmen güvenceli iş, neden rafa kaldırıldı diye sormayacağım.

Habur’da çadır mahkemeleri kurulmasını hatırlatmayacağım.

Ankara’da, Diyarbakır’da, Suruç’ta patlayan bombaları, yaşamını kaybedenleri, IŞİD militanlarını yazmayacağım.

IŞİD militanları için “Onlar öfkeli gençlerdir.” diyenlerin kim olduğunu da sormayacağım. Altı Milli Eğitim Bakanının görev yaptığı süre boyunca, ‘’kindar ve dindar’’ bir nesil yetiştirmeye uğraştıklarını anlatmayacağım.

Kuzey Irak’ta askerlerin başına çuval geçirenleri, Ankara’da kırmızı halılarda kimin yürüttüğünü sormayacağım.

Şam’da, Emevi Camisi’nde namaz kılacağız diyenleri hatırlatmayacağım.

“Kardeşim Esat”tan, “Katil Eset”e nasıl gelindiğini sormayacağım.

“Yolsuzluk ve yoksullukla mücadele edeceğim” diye işbaşına gelenlerin aynı çukura düştüklerini yazmayacağım.

“Sıfır sorun” politikasından “sıfır komşu” sonucuna neden gelindiğini sormayacağım.

Miraç Gecesinde Müslümanların tepesine gökten bomba yağdıranları “İnsanlığın vicdanı” olarak nitelendirenleri sorgulamayacağım.

“Stratejik derinliğin” ne kadar “yufkalık” olduğundan söz etmeyeceğim.

Öcalan’ı “Dünyanın geleceğini çok iyi okuyor.” diye övenleri de anlatmayacağım.

“Gülen bize yol gösteriyor… Bitsin bu hasret!” diyenleri sorgulamayacağım.

Rus uçağının düşürülmesi emrini ben verdim diye yarışanların, sonra işi FETÖ’cülere yıkmasını da anımsatmayacağım.

“Kozmik Oda”ya girilmesi emrini kimin verdiğini sormayacağım.

Kutlu Doğum Haftası’nı unutanların Peygamberin doğumunu da unuttuklarını hatırlatmayacağım.

Diyarbakır’da Şivan Perver ile “Megri Megri” söyleyen, Türkiye’de Barzani’nin bayrağını göklere çektiren, parti kongresinde Barzani için “Türkiye seninle gurur duyuyor!” sloganı attıran, Salih Müslim’in kırmızı halılarda yürümesini sağlayan, her türlü milliyetçiliği ayaklar altında aldığını söyleyen….

Anlaşılan o ki, Kasım 2019 seçimlerine kadar klarnetçi ile idare etmek zor…

Öyleyse haydi 24 Haziran’a!...