68 Kuşağının idealizmi, “din gibi” inandıkları ideolojilerinin arkasını görmeden, “kimler var orada, kimler yok, kim kimi yönetiyor, oynatıyor, kullanıyor”, bilmeden, öğrenmeden, araştırmaya fırsat bulamadan, “yetersiz siyasetçilerin” ötesinde, “vatanın ve milletin sorunlarına çözüm yolları arayan, öneren ve bu uğurda seve seve canlarını vermek yürekliliğini gösteren” gençlerin dünya görüşüydü.

Üzerlerinden 12 Mart bir hışımla geçerken, tankların paletlerinde ezilircesine yok edilmelerine karşın asla boyun büküp teslim olmamış, 12 Eylül’e gelene kadar kitap okumaktan, öğrenmekten asla uzaklaşmamışlardı. 12 Eylül tıpkı 12 Mart gibi-kim nereye çekerse çeksin-, gençliğe, kitaba, bilgiye ve düşünceye-felsefeye yapılan bir sindirme, boyun büktürme ve gençliği teslim alma “operasyonu” idi. Siyasiler ne denli bir cehaletin içerisindeyseler, askerler de aynı körlüğün içindeydiler. Amerika’nın kullanımına geldiler, görmediler ve istediklerini yaptılar.

68’den 12 Eylül’e kadar gelen gençlik okuyan, araştıran, bilimi kendine kılavuz seçen ve öğrenmek için yanıp tutuşan bir gençlikti. Ülkeyi yönetenlerin ve bürokratların üzerinde yoğun bilgi, düşünce ve kültür birikimleri vardı. Edebiyatı, sanatı, felsefeyi seviyor, yaşıyor, Türk ve dünya müziğiyle dostluk kuruyorlardı.

12 Mart ve 12 Eylül, “doğru, dürüst, namuslu, ahlaklı, devletine, milletine, yasalara, cumhuriyete, laikliğe, adalete, demokrasiye sahip çıkacak misyonu taşıyacak, kaliteli, nitelikli devlet adamlarını Türk politik hayatından kovmuş, meydanı şarlatanlara bırakmıştı. Onlarca genci darağacında sallandırmış, öldürmüş; yüz binlercesini de tutuklamıştı.

Türkiye’deki darbeler, ihtilaller Amerikan pırojeleridir, tıpkı Büyük Ortadoğu Pırojesinde olduğu gibi. Aptallar daima akıllılar tarafından kullanılır; Türkiye ve tüm İslam ülkelerinin kullanıldığı gibi… Hiç kimse kendinin çok akıllı olduğunu zannetmesin. Akıllı olmak Amerikan yörüngesinden çıkmak demektir. “Elin şeyine güvenilerek gerdeğe girilmez.” Eğer bu millet Amerikan pırojesine “evet” derse, BOP Eşbaşkanlığından Türkiye Başkanlığına geçişi yaşatacaklar bize. On yıl 61 Anayasasını, on yıl 12 Mart Anayasasını, 34 yıl 82 Anayasasını değiştirmek için zamanını ve enerjisini harcayan bu millet “kalkınmaya, çağdaşlaşmaya, ilerlemeye” ne vakit zaman bulacaktır?

12 Eylül’e gelene kadar gençlik “aç kurt” gibi saldırıyordu kitaba: Okuyordu, okutuyordu, tartışıyordu. Aklını, beynini, bilgisini, kültürünü, yüreğini kullanıyordu. Bilimsel olmayan, bilime uymayan “hiçbir düşünceye, hiçbir bilgiye” itibar etmiyordu. Hele emperyal görüş ve düşüncelere yer vermediği gibi, emperyalizmin karşısında yer alarak savaşımını sürdürüyordu. Bugünkü gençliğin büyük bir kısmı Amerikan emperyalizminin yanında yer almayı dindarlık ve vatanseverlik sayıyor. Tıpkı yüzyılın başında atalarının yaptığı gibi… Diğerleri de zamanını elindeki telefonla “cafelerde” geçiriyor. Hiçbirinin elinde kitap yok.

 Sokaklarda, caddelerde “yeme yerleri” olarak açılan mekanlar, o yıllarda kitapçılardı. İnsanlar midesinin değil, beyninin bilgiye olan açlığını gidermek için buldukları “üç kuruşu da” kitaba yatırıyorlardı. O zamanlar gençlik dini de biliyordu, dili de… Gençlik komünizmi de biliyordu, sosyalizmi de, faşizmi de biliyordu, demokrasiyi de, Atatürkçülüğü de biliyordu, sosyal demokratlığı da, özgürlüğü de biliyordu, insan haklarını da, liberalizmi de… Ama asla köleliğe, yalakalığa, birilerine kul olmaya değer verip itibar göstermiyordu. “Tam bağımsızlık” için, insanlık ve onurlu yaşamak için, inandığı değerler uğruna darağacında can vermek bile olsa sonucu gözünü kırpmadan ölümüne savaşıyordu.

Emperyal güçlerin ve işbirlikçilerin böyle bir gençliği yok etmekten başka çıkış yolları yoktu. Onun için öldürdüler: Polisi saldılar öldürdüler, askeri saldılar, öldürdüler, yargıçları-savcıları

kullandılar öldürdüler. Şimdi de aynı yolu izleyerek anayasayı ve rejimi değiştirmek için dört koldan saldırıyorlar. Soran, sorgulayan gençliğin yerine “köle gibi kullanılacak, sürüden ayrılmayacak, sözlerinden dışarıya çıkmayacak, çobanlıklarına ‘eyvallah’ diyecek, itaatkar, ısmarlama bir gençlik getirecekler ve buna da “inanmış, dindar gençlik” diyecekler. Aklı, bilimi kullanmayacak, soru sormayacak, efendisinin sözünden çıkmayacak, bağımsızlıktan, özgürlükten, insan haklarından haberi olmayacak… Yani köle olacak bir gençlik.

Aslında değiştirecek oldukları “cumhuriyettir, tam bağımsız, özgür, laik ve demokratik, güçlü Türkiye’dir.” Onun yerine kuracakları Türkiye direnen, karşı koyan bir Türkiye değil, “istedikleri gibi kullanacakları bir Türkiye’dir.” Ve Türkiye, halkıyla birlikte oraya doğru evriliyor. İnşallah yanılırım.

Barış ve esenlik dileklerimle…