Bir dost bir video gönderdi. / 1932’de Dünya Güzellik Yarışması’nın perde arkasını açıklıyor. Kaynak olarak Emekli Öğretmen Halil Turhan’ı gösteriyor. Halil Turhan, Keriman Halis’in kısa yaşam öyküsünü, babasını anlatıyor. Yarışmayı düzenleyen Cumhuriyet Gazetesi’nin haber görüntüleriyle, Kaeriman Halis’in kısa askılı elbisesi içinde hanım hanımcık gülümseyişini gösteriyor, ama videoda, suçladığı, aşağıladığı sütyenli ve mayolu görüntüsü yok.

Halil Turhan, “o günlerin (günün-gecenin demiyor) canlı şahidi olarak” geçiyor videoda. “Canlı şahit” diye tanımlandığına göre “yarışmada olduğunu” mu düşünelim, yoksa “o günleri, yarışmayı Türkiye’de gazetelerden takip ettiğini” mi anlayalım? Bu, açık ve net olarak belli değil. Belli olmayan bir şey daha var: Güzellik yarışmasını düzenleyen Cumhuriyet’ten “yarışma haberi” görüntüleri verilirken, Dünya Güzellik Yarışması Jüri Başkanına atfedilen konuşma, Avrupa’da bir gazetede, bir dergide, bir radyoda nasıl verilmemiş, böyle büyük bir Hıristiyan zaferi(!) bu yayın organlarında nasıl yer almamış, düşünemiyorum bile(?)!

Gelelim videodaki konuşmaya: “Bugün(1932 Dünya Güzellik Yarışması’nın yapıldığı gün)Avrupa’nın, Hıristiyanların zaferini kutluyoruz. Altı yüz senedir dünya üzerinde hakimiyeti olan Osmanlı artık bitmiştir(bitiren Sevr ve Mondros’tur). Müslüman kadınların temsilcisi Türk güzeli Keriman Halis mayo ile aramızdadır. Bu kızı zaferimizin tacı kabul edeceğiz, onu kraliçe seçeceğiz. Ondan daha güzeli varmış, yokmuş önemli değil. Bu sene Hıristiyanların zaferini kutluyoruz. Bir zamanlar Fransa’da oynanan dansa müdahale eden Kanuni’nin torunu mayo ve sütyen ile önümüzdedir; kendini bizlere beğendirmektedir. Biz de, bize uyan bu kızı beğendik. Müslümanların geleceğinin böyle olması temennisiyle Türk güzelini Dünya Güzeli olarak seçiyoruz. Fakat kadehlerimizi Avrupa’nın zaferi için kaldıracağız.”

Bir sorumlunun değil Avrupa’da dünyanın herhangi bir ülkesinde böyle bir konuşma yapması en hafifinden uluslararası sıkandaldır. Atatürk’ün böyle bir sıkandala sesinin çıkarmaması mümkün mü?

Şöyle bir arkaya yaslanınız. Derin bir nefes alınız. Osmanlı’nın altı yüz yirmi yıllık saltanatını düşününüz. Ve şu sorunun yanıtını arayınız: Osmanlı neden battı, batırıldı? Gerçekten “dinden uzaklaşıldığı için” mi, yoksa “gelişmelere, değişikliklere, ilerlemelere uyamadığı, ayakta duramadığı için mi? Yoksa Keriman Halis gibi bazı muzırların sütyen ve mayosu yüzünden mi? Öyle ya, Emeviler, Abbasiler, Endülüslüler de ya dinden uzaklaştıkları için, ya da kadınları, kızları sütyen ve mayo giyerek güzellik yarışmalarına katıldıkları için battılar(?).

Osmanlı 1699’dan sonra kazandığı kısmi zaferlerin dışında yaptığı tüm savaşlarda yenildi. Üretmeden, fetihlerle yaptığı “talan, yağmalama” ve aldığı “ganimetlerle zenginleşen Osmanlı’nın bu kaynakları kurudu. Bir türlü akla, bilime, teknolojiye, sanayileşmeye yönelemedi. Bugün olduğu gibi “dün” de savunma ve savaş silahlarını yapamıyor ve düşmanlarından alıyor. Parasını peşin ödediği savaş gemilerini İngilizler vermediği gibi, bedelini alınmış F-35’leri de ABD vermiyor.

Osmanlı, tarihinin en büyük yenilgisini 93 Harbi olarak adlandırılan 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda aldı. Padişah, “Ulu Hakan Hazretleri” II. Abdülhamit Han idi. Tarihinin en büyük bozgununu Balkan Savaşı’nda yaşadı. Avrupa’daki, Afrika’daki, Asya’daki tüm topraklarını kaybetti. Türkleri Mondros ve Sevr’le parçaladıkları Anadolu’ya sıkıştırdılar. Bunları yapan Avrupalılardı ve kazandıkları “zafer” değil miydi? Meğer onlar için en büyük zafer Keriman Halis’in sütyenli ve mayolu haliymiş.

Ah bu kafa! / İşin özüyle değil, kabuğuyla uğraşıyor. İnsanın aklıyla, beyniyle, bilgisi, becerisi, düşüncesiyle, bilim, teknoloji, sanayiyle-fabrikayla değil, kılığı, kıyafeti, elbisesi, saçı, başıyla ilgileniyor.

1699’dan bu yana olan başarısızlıkların ve batışın nedeni bulundu: Keriman Halis’in “sütyeni ve mayosu”... “Allah akıl fikir versin” diyeceğim, ama beyinsizlere Allah ne yapsın!

Barış ve esenlik dileklerimle sevgiyle kalınız…