Gençliğimin gül kokulu Çaycuması, bu Mayıs ayında da güller açtı. 6-7 Mayıs’ta, ilki geçen yıl yapılan “Çaycuma Buluşması” bu yıl daha çok katlımla gerçekleşti, Çaycuma, yetiştirdiği ve gurbete saldığı çocuklarıyla kucaklaştı. Belki bunun Almanya organizasyonu bile düşünülebilir!

İkincisi ise benim büyük bir merakla ve istekle beklediğim “Ekonomik ve Ekolojik Sürdürülebilirlik Açısından Filyos Vadisi Sempozyumu” idi. ZOKEV’in 20-21 Mayıs günlerinde Çaycuma’da düzenlediği ve başını çektiği bu önemli sempozyuma Tema Zonguldak İl Temsilciliği ve Zonguldak Çevre Koruma Derneği de omuz vermişti. İlk gün Zonguldak’a emek veren dostlarımla kucaklaştık. BEÜ’den evsahibi saydığımız değerli bilim adamlarımızın yanında, ülkemizin değişik üniversitelerinden kopup gelen çok değerli bilim insanları ile tanıştık. Hepsine kucak dolusu sevgi ve selamlarımı sunuyorum. Zokev’in çok değerli ve benim için ayrıca sevgili çocukları Zafer Kalafat, Kürşat Coşgun ve Ahmet Öztürk’ü de sevgi ile kucaklıyorum. Hem bölgemiz için çok çok önemli bulduğum bir konuyu gündeme taşıdılar hem de İl merkezinden çıkarak bu konuyu Vadi’nin merkezindeki Çaycuma’da tartışmaya açtılar. Sempozyumla ilgili çalışmaları daha sonra irdelemeğe çalışacağım.

*****

ZOKEV Başkanı Zafer Kalafat, “Ülkemiz in en değerli ekosistemlerinden birinde geliştirilen ve bölgemizin en büyük kamu yatırımı olan ‘Filyos Vadisi Projesi’nde kentin ortak aklını üretmek, Vadi ekolojisinin korunarak kalkınmanın nasıl sağlanabileceğini tartışmak üzere düzenlediğimiz ‘Ekolojik ve Ekonomik Sürdürebilirlik Açısından Filyos Projesi’ adlı sempozyuma onur vermenizi dilerim” çağrısı yapınca ben de Devrek’ten iki gün boyunca Çaycuma’ya uçarak gittim geldim.

Bu konu benim de yaman ilgimi çekmekteydi. Ki “Kömürde Açan Çiçek” adlı kitabımın 302-303-304 sayfalarında hem Filyos Vadisi Projesi hem de Bakka konusunda gerekli bilgileri sunmuştum. Bu kitabın yazım işi 2004 Ekim ayında bitmişti. Ama “Filyos Vadisi Masalları” bitmemişti. Geçmişte; “Zonguldak’ın sorunu var mı” başlıklı yazımızda bir kaç hafta önce şunları yazmışız: ”Filyos Vadisi Projesi” ise “Binbir Gece Masalları”nı geçmiştir çoktan. Bu proje benim bildiğim 1960’lı yıllardan beri var. 80’li yılların başlarında rahmetli Veysel Atasoy tarafından indirilmişti tozlu raflardan. Kimbilir kaç milletvekili bu bitmez tükenmez pastayı kemirerek oy topladı milletten bilinmez. 1960’tan bu yana 45-50 yıllık macera. Bir reklam cümlesi ne diyordu: ”Dök dök ye!” demişiz bir yazımızda.

Bir başka yazımızda da bir öneri geliştirmişiz: “Vadi merkezindeki Çaycuma Belediye Başkanı’nın çağrısıyla önce Vadi boyu ve çevresindeki belediyeler bir araya gelmeli, belki de bir Filyos Vadisi Projesi Genel Kurulu oluşturmalılar. Bu genel kurula, Zonguldak Valiliği, çevre kaymakamlar, başta Zonguldak ve ilçeler TSO, Esnaf kuruluşları temsilcileri, Bakka Ajansı, siyasi partiler, demokratik kitle örgütü temsilcileri de katılabilmeli. Bartın-Karabük temsilcileri de toplantıda yer almalılar.

Amaç şudur; Filyos Vadisi Projesine bölge halkının bizatihi kendisinin sahip çıkmasını sağlamak. Bu nedenle halkın kendi oluşturduğu kurullar yoluyla yapılan işleri izlemesini, özellikle de Ankara ile iletişimin ve eşgüdümün birleştirilmesi ile işlerin yürütülmesini sağlamak olmalıdır. Çünkü bu güne değin bu konu milletvekillerinin -özellikle iktidar partisi milletvekilleri- işi olarak görülmüş, onların himmetine bırakılmıştır. Onlar da her seçim döneminde bu işin çokça propagandasını, bir miktar da uygulamasını yapmışlardır. Zira kırk elli yılda alınan yol da meydandadır. “ dedikten sonra bir sekretarya ve çalışma komisyonları kurulmasını önermişiz.

*****

Çünkü her seçim döneminde yerel Tv’de bir politikacımız açar bir haritayı koyardı gözümüzün önüne. Filyos Çayı düzgün bir hat içinde Karadeniz’e doğru akıyor, önüne kocaman liman, çevresine fabrikalar kurulacağı anlatılıyor. Bu anlatımla akşam bacalar uzayacak, sabah herkes işbaşı yapacak, kimse ekmeksiz susuz kalmayacak” sanırdınız. İkinci kezinde de bakar ve dinlerken “Yahu bu çılgın ırmak nasıl böyle mışıl mışıl akacak” sorusu kafamızda dank edince,”hele şunu bir araştıralım” demişiz.

Görmüşüz ki proje kapsamında 7 adet baraj, 8 sel tutucu kapan, 6 hidroelektrik santrali, seddeleme çalışmaları ve arazi sulama tesisleri vardır. Köprübaşı’nda temelini eski Enerji Bakanı Zeki Çakan’ın attığı baraj faaliyete geçti. Yenice ırmağı üzerinde Kayadibi’nde bir, Devrek Çayı üzerinde Çaydeğirmeni beldesinde bir adet olmak üzere özel sektöre ait iki HES bulunuyor. Filyos Limanı ise 13 adet iskelesi olan 25 ton/yıl kapasiteli olacaktır. Son yıllarda iktidarın “kuracağız” dediği 13 adet termik santralı da çevre halkının çeşitli eylemlerle karşı çıkmasına rağmen eli kulağında deniliyor.

*****

Ben, Zonguldak’ı ve çevreyi ekonomik olarak güçlendireceği anlayışıyla proje adıyla tarif edilen bu çalışmaların hemen bitirilmesini istiyordum. Birkaç yıl önce iktidarın en yetkili ağzı Filyos Vadisi projesi için “İki yılda bitiririz” demişti. Ama yine bitmemişti. Bir-iki yıl oluyor Prof.Dr.Mustafa Sözen ve arkadaşlarının vadi üzerindeki çalışmalarını rastlantıyla okudum, yayınladığı kitabı inceledim. Bir yandan HES ve Termik santral kavgası başlamıştı. Bunları yakından izlemeğe başladım ve çevremizin tahrip edilmemesi için karşı çıkanların yanında yer aldım. Son olarak da bu sempozyumla anladım ki Zonguldak’ın altındaki kömür kadar, üstündeki toprağı da çok değerliydi. Ayrıca toprak sadece bizim değildi, doğada ve ırmaklarda yaşayan canlılar için de yaşamsal derecede önemliydi.

Biz çocuklarımıza ne bırakacaktık?. Anne-babalardan yasal miras hakları vardı. Ama toplumsal olarak; yaşadığı hava bozulmuşsa, toprağı tahrip edilmişse, ırmakları HES için satılmışsa, ormanları yok ediliyorsa, çocuklarımıza “saraylar” bıraksak ne olacaktı? Onların ve bu yörede yaşayan tüm canlıların doğal yaşam hakları yok ediliyordu.

O zaman düzenlenen bu tür toplantılarla, bilim adamlarımızı dinleyerek, bilgilerimizi çoğaltarak, bilgiyle, hukukla güçlenerek, soluk aldığımız havamıza, toprağımızın altına üstüne, ormanlarımıza, ırmaklarımıza, hayvanlarımıza, doğal yaşamımıza, bir araya gelerek, örgütlenerek, kentimizin ortak aklını oluşturarak, topluca sahip çıkmamız gerekiyor. Bu görev hepimizindir.