Çamlık deresi ve Kurbağalı dere arasında bir düzlük vardı. Yer yer bataklık, dikenlik, yer yer de çimenlikti. Çokça da sivrisinek ve kurbağanın mekanıydı. Halk, sığır, koyun, eşek, katır ve at otlatırdı orada.

“Beşikdüzü Köy Enstitüsü” kararı alındığında, yıkılan “beş yıllık” ilkokula açılmıştı. Çamlık Düzünü, başta Hürrem Arman olmak üzere, öğretmenler, öğrenciler ve ustalarla olağanüstü bir çabayla ıslah ederek derslikler, işlikler, atölyeler yaparak kasaba görünümlü bir okula kavuşturdular. Ağaçlar, çiçekler diktiler. Yollar, idare binaları, yatakhaneler, lojmanlar, ahırlar yaptılar. Bugün hala ayakta kalan ağaçları, binaları, damı çökmüş atölyeleri var.

Ülkemde yönetim kararları, “akla, bilime göre” değil, “günlük siyasete” göre alır ve uygular.

Beşikdüzü Köy Enstitüsü böyle bir kararla tarihe gömüldü; yerine açılan Kız Öğretmen Okulu böyle bir kararla kapandı; Kız Öğretmen Lisesi, Kız Öğretmen Anadolu Lisesi böyle bir karara kurban giderek şimdi yerini Beşikdüzü Fen lisesine bıraktı.

Osmanlı’nın nüfus kaydına almayacak kadar yok saydığı, insan yerine koymadığı kadınlarımız, kızlarımız, erkek çocuklarımızla birlikte bu okullarda yetiştirilerek hem öğretmen oldular, hem de çağdaş bilgi, düşünce ve becerilerle donanarak güçlü kişilikler kazanıp ülkenin dört bir yanına ışık, aydınlık, bilgi taşıdılar, Cumhuriyeti götürdüler.

Beşikdüzü Kız Öğretmen Okulu mezunları geliştirdikleri dostluklarla, arkadaşlıklarla aralarındaki bağları koparmadılar. / Köy Enstitülü nesiller tükenmek üzere. / Belki bir elin parmakları kadar kaldılar. / Zaman değirmeni ha bire öğütüyor insanları. / Bu yok oluşu yüreklerde, gönüllerde duymamak için Beşikdüzü Kız Öğretmen Okulu mezunu bir avuç insan, bir araya gelerek, önceden beri var olan dernekleriyle daha sık görüşmek, geziler, yemekler düzenlemek ve bir arada bulunmak için çırpınıyorlar. Ömürlerini güzelliklerle doldurmak istiyorlar.

Gezilerde tarihi, kültürel ve turistik zenginlikleri önde olan yerler tercih ediliyor. Bursa’ya bu amaçla bir gezi düzenlendi. Ordu’ya yemeğe gidildi. Sinop’a bir gezi yapıldı ve dahaları da ardından gelecek. Biz de Sinop gezisine katıldık. Öğretmen ve Polis evinde konakladık.

Sinop’un Hamsilos Fiyordunu, Ak Limanını, İnce Burnunu gezdik. Tekne turu yaptık. Kaleye çıktık, Sinop’u seyrettik. Tarihi Sinop Hapishanesi’ne “girdik.” Zindanları rutubetli, karanlık ve korkunçtu.

Her devirde, yönetimler aydınlardan hoşlanmadılar. Ya öldürdüler, ya sürgünden sürgüne gönderdiler, ya da göz hapsinde tuttular. Özellikle “onurlarını, direnişlerini, güçlerini” kırmak ve süründürmek için koşulları en ağır hapishanelere, zindanlara attılar. Sinop Hapishanesinde de aydınlar yatmış, cezalarını çekmişler, ama Sabahattin Ali, kaçırılma senaryosu ile öldürülmekten kendini kurtaramamıştı. Bugün bile öldürülüşü hala sırdır.

Sinop Hapishanesinde yaşadıklarını, duyduklarını okuduğumuz şiirleriyle yüreğimize ve sırtımıza çok ağır bir yük olarak bıraktı. Aradan 68 yıl geçmiş olmasına karşın benim ülkemde hala aydınlar tutuklanıyor, öldürülüyor ve giderek zaman çirkinleşiyor.

Sabahattin Ali’nin öldürülmesi içimizi daralttı ve üzerimizden silindir gibi geçti.

“Mutluluğun şehri” dediler Sinop için. / Her yerde Karadeniz “kuzeydir”, ama Sinop’ta güney… İki yakası deniz olan bir yerde insanlar mutsuz olabilir mi? Tırafik ışıkları, tırafik korkuları bile yok.

Sinoplu Diyojen elinde gündüz feneriyle, “adam olup olmadığımıza” bakıyor. Gölge etmiyorduk ama “gölge etme, başka ihsan istemem” demişti İskender’e, sanki bize de der gibiydi. Yuvarladığı fıçısının üstündeydi, Karadeniz’i seyrediyordu.

Gerze’ye, 19 Mayıs’a-öğretmenleri Yusuf Bey’e uğradık. Sevgiyi, saygıyı, vefayı, dostluğu, insan severliği gördük gözyaşlarında. Samsun’a, Mustafa Kemal Atatürk’e, “İlk Adım” anıtına, Bandırma Vapuruna, karşısındaki heykele selam durduk. Kurtuluş Savaşını ve havasını soluduk, hala yaptıklarını anlayamadığımız o yüce, mütevazı insanları rahmetle andık.

Otobüste anlatılan fıkralar, şiirler, anılar, anekdotlar gezinin görkemli cilasıydı. “Daha nice gezilere” dileğiyle birbirimizden ayrıldık.

Sağlıkla, güzellikle kalınız…