Keban yolu üzerinde bulunan Çırçır Şelalesini gezdik. Üzerinde hiçbir yeşillik bulunmayan bir dağın dibinden, on binlerce ton ağırlığı yok sayarak, içindeki basınçla gün yüzüne çıkan muhteşem bir su. Yüz binlerce insanı barındıran bir kentin ihtiyacını karşılayacak miktarda ve kalitedeymiş. Dut kurusu, pestil, yakılarak yapılan ahşap tablolar, pirinç tanelerinden oluşturulan kolyeler satılıyordu köpük köpük akan şelalenin etrafında.

Yanı başındaki ilçeden adını alan Cumhuriyet’in anıtlarından Keban Baraj Bendinin çok yakınından geçtik. Kilometrelerce oluşan baraj gölünü Kemaliye’ye kadar takip ettik. Türkiye ve dünya ile yirmi dört köyün bağlantısını kuran Başpınar Köprüsü Keban suları altında kalınca, yirmi küsur yıldır devletin yapmadığını Recep Yazıcıoğlu denen alışılmışın dışında, aykırı bir vali “devlet-millet el ele” kampanyası ile Başpınar köprüsünü yaptırdı. Bu köprü Ayşe Kulin’in de kitabının “teması” ve çekilen dizinin adı oldu. Onu da gördük.

Baraj gölünü izleyen yol, iki aracın geçişini sağlayamayacak kadar dar. Gölden uzaklaşırken ya da yaklaşırken yol korku, endişe, ürküntü, kimi yerlerinde de dehşet veriyordu. Elazığ- Kemaliye yolu berbattı, Kemaliye’den Erzincan’a geçen yol ise güzel...

Yol boyu kafamda uyanan sorulara yanıt aradım durdum. Çoğu çinko ile örtülü ve kaplı evlerden oluşan köylerde ekili-dikili alanlar göremedim. Öyle ya ne yer, ne içer, ne eker, ne biçer benim insanlarım; ne üretir, ne satarlar? Sorunun yanıtını Kemaliye’de aldım: “Dut, ceviz, pekmez ve kadınların ürettikleri elişleri…” Bunlar insanların geçimi için yeterli miydi? Pek çok yer insanlarını bakmadığı gibi Kemaliye’nin toprağı da insanlarını bakmıyordu. Okumak, gurbet ve turizm Kemaliyelilerin kaderi oldu, az miktarda da Karasu’daki balık…

Kemaliye’nin hemen yanı başında bir direğe çakılmış, görünmesi kolay ahşap bir tabela üzerine bir şiirin bir dörtlüğü yazılmış: “Orda bir köy var uzakta / O köy bizim köyümüzdür /Gezmesek de tozmasak da / O köy bizim köyümüzdür.” Ahmet Kutsi Tecer’in baba ocağı Apçağa Köyü. Doğu Perinçek’in babasının köyü. Munzur Dağı’nın eteklerinde yer almış. Tüm otantik özellikleriyle korunmuş, A. K. Tecer Kültür Evi etnografik eşyalarla zenginleştirilmiş, Prof. Dr. Metin Sözen okuma odasıyla, yerel fırınıyla turizme açılmış. Yetiştirdiği insanlarıyla Apçağa Köyü (Çağlayan Su)Türk kültür, düşünce ve bilim hayatına damgasını vurmuş.

Eğin adı, Kurtuluş Savaşı’nda gösterdikleri yararlıklardan ve kahramanlıklardan ötürü Mustafa Kemal’in adına izafeten Kemaliye’ye dönüştürülmüş. Munzur Dağı’nın hemen Karasu’ya inen eteğinde, İpekyolu üzerinde kurulmuş. Eskiden ipek ve pamuk dokuma tezgahları varmış, kırizler almış götürmüş bunları. Yaşamak için okumaktan, turizmden, gurbete gitmekten başka çareleri kalmamış Kemaliyelilerin.

Tarihi dokusu bozulmadan onarılan evleri, sokakları, caddeleriyle, pırıl pırıl, tertemiz küçük bir kent. Her yönden kendini turizme adadı. Otelin önünde otobüsümüzü davul-zurna ile karşılama inceliğini gösterdiler, akşama da sıra gecesi dinlettiler.

Bir Yüksek Okul ve bünyesinde Kemaliyeli ünlü Biyolog Prof. Dr. Ali Demirsoy’un bin bir emekle hazırladığı Doğa Tarihi Müzesi çok etkileyiciydi. Kentin yanı başındaki dağın altından çıkan ve Kadı Gölü diye adlandırılan çok zengin bir su... Hemen paralelinde yine yerden kaynayıp çıkan ikinci küçük bir su daha var. Köpük köpük akan bu sular yaz sıcaklığında kenti serinlettiği gibi turistlerin de hayli ilgisini çekmektedir. Suların etrafı meyvelik ve üzüm bağlarıyla donatılmış. Karasu üzerindeki dünyanın ikinci büyük Karanlık Kanyonu’nda da tekne ile bir tur atarak yemyeşil Kemaliye’ye veda ettik.

Kemaliyeli kadınlara özgü bir “Mani Yolu” var. Erkeklerini “gurbete gönderip” yollarını gözleyen, acılarını, özlemlerini, sevgilerini manilerle dile getiren kadınlar, bu yolda yüreklerinin yangılarını serinletirler. Her direkte bir levha, her levhanın iki tarafında da mani

yazılıdır: “Apçağa dağında kar yiyemedim / Her olur olmaza yar diyemedim / Azrail gelmiş ki canımı ala / Yarimden hasretim al diyemedim.” Gözleri yollarda eşlerini beklerler.

Mani Yolundaki laleler, ters laleler açmış, güller tomurcuğa durmuş, bahara hazırlanmıştı.

Kutsal vatan toprağına yapacağımız yeni gezilerde buluşmak üzere sevgiyle, esen kalınız…