1977 yılı sonları olmalı.  Kasım ayı mıydı? Bir gece konukluktan gelmiştik, eşim ve çocuklarım yatmıştı. Ben de ceketimi çıkarmış son sigaramı tellendirmiştim. Gece yarısını çoktan geçmiştik. O sırada aşağıda, evin önünde iki taksi durmuştu. Taksiyle gelenleri görmüyordum ama seslerini oturduğum koltuktan duyabiliyordum. Bizim binaya girdiler. O sırada içime bir kuşku düştü, “Babama bir şey oldu, hastaneye getirdiler, bunlar da beni almağa geldiler!”. Kulak kesilmiş sesleri dinliyordum. Merdivenleri çıkıyorlar. Az sonra ayak sesleri benim kapımın önünde durdu. Kafamda yığınla soru.  Kısa bir-iki konuşmadan sonra kapının ziline bastılar.

Kapıyı açtım ki üç-dört polis karşımda. İçimden, “Oh be, babama  bir şey olmamış demek ki!”  diye geçmişti. Polislere, “Buyurun!”, dedim. Komser, “Bizimle Emniyet’e kadar geleceksiniz” dedi. Komsere, “Neden geleceğim?” diye sordum. “Derneğiniz bombalandı, ifade vermeniz gerekiyor” diye yanıtladı. Şaşkınlıkla, “Nasıl olur yahu?” derken ceketimi giydim, kapıya yöneldim. Birden eşim yatak odasından fırlayıp kolumu tuttu, “Hayır, gitme!” diye. “Yahu gider, gelirim, bir şey olmaz” dedim.  Ama beni dinlemiyor, kolumu da bırakmıyor. Güç-bela ikna edebildim ve polislerle evden çıktım.

DERNEK SAVAŞ ALANI GİBİYDİ

Emniyet Müdürlüğü, eski Fark Dersanesinin olduğu binadaydı. Polisler beni Siyasi Şube Müdürünün (Barış Bey mi idi?) odasına mı  götürdüler?. Müdür, “Buyurun, oturun.” dedi ve nezaket gösterip çay bile söyledi. Sonra da, “TÖBDER binanız bombalanmış, başkan olduğunuz için sizi bu sebeple çağırdık. Bu konuda ne diyorsunuz, şüphelendiğiniz birileri var mı?”dedi. Ben de “Konuyu, polislerin evime geldiğinde öğrendiğimi, olayı şiddetle ve nefretle kınadığımı”, belirttim. Müdür, “Kimler yapmış olabilir, herhangi birinden şikayetçi misiniz?” diye sordu. Ben de, “Türkiye’de bu tür olayları hangi karanlık güçler tezgahlıyorlarsa,   onlardan şikayetçiyim.” diye yanıtladım.

Müdür Bey, sorgu faslı bittikten sonra, “Derneğinizi görmek ister misiniz?” diye sordu. “Ben oraya bu saatte tek başıma gitmem. İki polis verirseniz, giderim”, dedim. Saat 03.00 civarı gibiydi. Müdür Bey’e çay için teşekkür ettikten sonra iki memurla Yeni Cami arkasındaki, şimdiki Özel İdare binasının olduğu yerdeki Töbder binasına geldik. Kapı baca açık, ışıklar yanıyor. Dernek içi savaş alanı gibi. Masalar sandalyeler savrulmuş, birbine girmiş. Patlamanın şiddetinden bütün camlar kırılıp dökülmüş. Küçük giriş kapısı yan tarafındaki küçük pencere de kırılmış, pencere altındaki masanın yanında ahşap zemin üstünde ise çapı 40-50 santim genişliğinde bir oyuk var. Arka taraftaki bahçede ise bir bekçi beklemekte. Bekçiye “Aman dikkat ediver” dedim ve oradan polislerle ayrıldık.  Sonra bir taksiyle eve gittim. Eve girdim ki, eşim hala ayakta ve beni bekliyor.

  KORKUTMAK MI İSTEDİLER?

                 Nereden baksan karanlık bir gece. Bu bombalama işini yapanlar/yaptıranlar bizi ürkütmek, korkutmak, bize gözdağı vererek susturmak mı istemişlerdi?  Bombalama gece yapıldığına göre herhalde öyle olmalıydı. Biz bu gün de yarın da yaralarımızı sararız, okullarımızda da asli görevimizi aksatmadan yaparız. Ama korkmayız, sinmeyiz. TÖBDER’li öğretmenin onurlu demokrasi mücadelesinde de asla geri  durmayız.

Birtakım karanlık güçlerce ülkemizde her gün birkaç yer sağ-sol demeden bombalanıyor, kurşunla taranıyordu. Ülkemizin gencecik, aydınlık yüzlü insanları kalleş pusularda, karanlık ellerce kurşunlanıyor, katlediliyordu. Bu bir kader değildi ama, bazı karanlık güçler bu işi iyi tezgahlıyorlardı ilgililerin gözleri önünde.

VALİ  TÖBDER’DE İNCELEME YAPTI

Sabah erkenden derneğe gittim. Lokal Amirimiz M.Özkan  Oral başta olmak üzere duyanlar da dernekteydi. Arkadaşlarla ayaküstü bir durum değerlendirmesi yaptık.  Biraz daha çoğalınca, “Haydi arkadaşlar temizliğe!” dedik ve hepimiz işe koyulduk. Tanıdık bir camcı bulup getirildi, ölçüler alındı.  Saat 11.00 civarında Vali Bey’in geleceği duyuruldu. Temizliğe ara verdik.

Vali Nevzat Ayaz’ı hep birlikte kapıda karşıladık. Sanırım Türkiye’de ilk kez bir Vali, bir Töbder şubesinin kapısını açıyordu. Tahminimizin üstüde bir kalabalıkla gelmişti. Vali Bey’in gelişi bir “İnceleme” idi. Zonguldak’a Vali olarak atanmadan önce Emniyet Genel Müdür Yardımcısı olduğunu öğrenmiştim. Vali Bey göreve başladığında “Hoşgeldiniz ziyareti”ne CHP İlçe Başkanı Av. Ali Osman Odabaş ile birlikte gitmiştik. Samimi bir görüşme olmuştu. O gün bir iş için CHP’ye uğradığımda Av. Ali Osman Bey’in, Valiyi ziyaret edeceğini öğrenince, geri dönmek istemiştim. O ise, “Haydi birlikte gidelim” demişti. Tereddüt ettiğimi görünce de, “Yahu iyi olur, haydi!” diye beni rahatlatmıştı.

BURASI İÇERİDEN BOMBALANMIŞ!

Vali Bey, bizlere “geçmiş olsun” dedikten sonra bombanın atıldığı yere yöneldi. Polisler de bombanın atıldığı yerde inceleme yapıyorlardı. Polisin biri “Burası içeriden bombalanmış Sayın Valim” deyince biz adeta şok olduk, kaldık.  Polise göre, biz kendi kendimizi bombalamıştık!. Bu ne demek oluyordu şimdi? Vali Bey, eğildi, çömeldi, bombanın düşüp parçaladığı ahşap zemindeki oyuğu inceledi. Polise, “Oğlum, bu bomba içeriden atılsa şu kıymıkların böyle durması gerekirdi, ama kıymıklar aşağı dönük duruyor. Bu da dışarıdan bombalandığını gösterir. Bak, yukarıdaki küçük pencere camı da kırık zaten, oradan doğru atıldığı da belli, deneyin bakalım”  dedi. Hemen bir polis, komşu Sıtma Savaş Müdürlüğü bahçesine atladı. Yumruk büyüklüğünde bir taşı, gazeteye sıkıca sardı, “Atıyorum” diye bağırdı. Attı, taş kırık pencere camından geçti, masaya düştü, sıçradı, bombanın açtığı boşluğa düştü. Aynı işlemi bir daha yaptılar, sonuç yine aynıydı.

Vali Bey ve birlikte gelenlere çay ikramı yaptık, kabul ettiler. Dernek lokalini incelediler. Zaten bina Özel İdare Müdürlüğü’ne aitti. Yani sahibi de Valilik idi. Biz kiracıydık. O sırada  bir subay ve sivilin kapısı açık olan yönetim odasına baktıklarını gördüm. Benim masamın arkasında, devlet dairelerindekilerden farklı, çerçeveli güzel ve büyücek bir Atatürk fotoğrafı vardı. İkisinin de ilgisini çekmiş olmalıydı.  “Hımm, vay be!” der gibi dudaklarını hafif bükerek kafalarını salladıklarını anımsıyorum. Gelen grup içinde sağa sola bakınan resmi ve sivil polisler ve diğer ilgililer de vardı. Vali Bey, bize dönüp “Tekrar geçmiş olsun” dedikten sonra birlikte geldiği grupla dernekten ayrıldı.

CHP: TÖBDER’İN YANINDAYIZ

Biz tekrar temizlik işine döndük. Salonu yeniden düzenledik. Öğleden sonra Milletvekili Av. Avni  Gürsoy, CHP İl  ve İlçe yönetim  kurulu üyeleri birlikte “geçmiş olsun” ziyaretine geldiler. Çoğu tanıdık isimler olduğu için sıcak ve samimi bir söyleşi oldu. CHP ilgilileri “Töbder’e yapılan bombalı saldırıyı şiddetle kınadıklarını, yanımızda olduklarını” belirttiler. Bize moral ve güç verdiler.

Bütün gün olayı duyan demokratik kitle örgütü temsicileri, demokrat kişiler, gruplar derneğimizi ziyaret ederek, “geçmiş olsun” dileklerinde bulundular. Bu arada ben gelenle gidenle ilgilenirken, ara boşluklarda sert bir basın açıklaması da hazırlamıştım. Başta Uyanış olmak üzere bütün yerel ve ulusal gazete temsilcilerine ulaştırdım. Bu açıklama yarınki gün Zonguldak gazetelerinde ve Cumhuriyet’te yer alırken, çok kısa da olsa Hürriyet’te bile yer bulmuştu.

BU  TUZAKLARA DÜŞMEYİZ

Akşam üstü, kapıları kapatarak arkadaşlarla bir toplantı yaptık.  Kimi arkadaşlarımız “Hemen sokağa  inerek gerekli cevabı vermemizi” istiyorlardı. En kolayı buydu. Oysa akıllı ve sağduyulu olma zamanıydı. Onlara şunları söyledim; “Belki de bu bombalama,  bizi hesapsız kitapsız sokağa  dökmek için yapılmış da olabilir. Biz bu tür tuzaklara düşmeyiz”.

Arkadaşlara basın açıklamasını okudum,  “Biz gerekli cevabımızı sözle-yazıyla cümle aleme duyurduk.  Korkmadığımızı, gerektiğinde  alanlara da çıkabileceğimizi” belirttik. “Emniyet gerekli araştırmaları yapıyordur.  Hepimiz buradayız ve ayaktayız. Herkes rahat ve huzur içinde evine gitsin”. Bu konuşmadan sonra  öğretmen arkadaşlar evlerine gitmek üzere dernekten ayrıldılar.