Köpekler ulurdu geceleri. Korkudan buz gibi rüzgarlar geçerdi yüreğimden; ürperirdim, korkardım, kimseciklere söyleyemezdim: “Köpek uluması ölüm getirir” derlerdi. Bu hurafe çıkmayan kurşun gibi dururdu beynimin içinde. Ben çocuk, büyümekte olan bir filizdim; ölümleri görmek, yaşamak ve alışmak, asla beceremediğim, içime sindiremediğim bir işti. Nasıl inanmazdım hurafelere, herkesin ağzında onlar vardı. Korkularımla, karanlıkta baş başa kalır, tor top olur, büzüşürdüm yorganın altında. O anda anamın sarıp sarmalamasını, “korkma uşağım” deyip beni kucağına almasını ne kadar çok isterdim.

Düşlerim kabusa dönüşürdü. Bağırmak isterdim sesim çıkmazdı, koşmak uzaklaşmak, kaçmak isterdim, kıpırdayamazdım. Kurtulmak için yarlardan, ağaçlardan uçardım, derelerden geçerdim. Bir şeycikler olmaz, tüm kabusları kazasız belasız atlatırdım. Anama anlattığımda “çocuklar melektir” derdi. Melekler suçsuz günahsız, masummuş. Benim de öyle olmamı istiyordu anam. Günahlar üzere kurulu, günahlarla dolu bir toplumda günahsız olmak mümkün müydü? Çocuklar büyürlerken kirlenirlerdi.

Karanlık görünmezdi, bilinmezdi; her türlü cini, periyi, oburu, şeytanı içinde barındırırdı. Kimi zaman vadiden gelen ve insanın önünü ansızın çıkan çakal, porsuk, domuz da insanları korkuturdu. Karanlık korkulandı. Gece kısa mesafelere bile gidip gelemez, mezar olan bir yerden geçemezdik; korkudan ödümüz patlardı. Hangi taşın, hangi dönemecin, hangi ağacın ardından ne çıkacağını kestiremezdik. Hele o zifiri karanlıkta “çıt” çıksa, “bir ses” gelse tüylerimiz diken diken olur, tenimize batardı. Toplum da karanlık gibi güvenilmezdi. Kimin nasıl, ne şekilde hareket edeceği kestirilmez, ne hinlik, ne cinlik yapacağı anlaşılmazdı.

Karanlıklar tekin değildi. Pusular karanlığa kurulurdu. Kimi pusuya düşen yanlış insan “kim vurdu” ya giderdi. Katili herkes bilir, ama jandarma, adliye bulup çıkaramazdı. Suçlu elini kolunu sallayarak dolaşırdı. Bakardınız bir gün, bir yerlerde onun da “kurşunlandı” haberi gelirdi. Korku ve acı sarmalından insanlar bir türlü kurtulamazlardı. Hele çocuklar ruhen ve bedenen yıkılırlardı. Büyüyünce onlar da babaları, amcaları, halaları, teyzeleri gibi olurlardı.

Çocukluğumuz azar, hakaret, bağırma, aşağılama, küfür ve dayakla geçti. Eğitim dayaksız olmazdı. Dayak bedene verilen bir Ortaçağ cezasıydı. Hatta karısını, çocuğunu dövmeyen baba “erkekten” sayılmazdı. Evlenecek genç erkeklere büyüklerin ilk öğütleri “kedinin bacağını ayırmakla” işe başlayıp “karının gözünü” korkutmak olurdu. “Erkekler ağlamaz” dı. Böyle bir ortamda kadınların da erkek çocukların da ağlamaları ayıplanırdı. Cenazeler de bile “gelinlerin sesi” duyulsun istenmezdi. Korkunç bir denetim ve baskı altında olan kadınlar, kızlar ve çocuklar, çoğu zaman utançlarından insanların duymayacağı köşeleri, ya da mereğin arkasını kendilerine güvenli yer seçer, gizliden gizliye karanlığa ağlarlardı.

Bizim köylerde evler dağınıktır. Herkesin evi genelde arazisinin başındadır. Ama birbirine yakın evler de vardır. İnsanlar birbirlerinin gözü önünde yaşarlar hayatlarını. Pek yalnız kalamazlar, pek de gizlileri saklıları olmazdı. Yalnız kalmak için kısa bir süreliğine de olsa karanlığa sığınır, dertlerini, sıkıntılarını karanlıkla paylaşırlardı. Gece, pek çoğunun sırrını koynunda saklardı, ama yine de kimilerine tanıklık edilirdi. Akrabam ve en yakın komşum olan kadının kocasından yediği dayak yüzünden ağlayışını ömrüm oldukça unutmayacağım.

Günün yorgunluğu ile evlerde konuşmalar, gürültüler, patırtılar, çekişler, dövüşler olurken, kapının dışı sessizliğe bürünürdü. Bülbüllerin, karatavukların sesleri doldururdu ortalığı. Olmaz yere dayak yiyenler, onurları zedelenenler, genç yaşta veremden, pusudan dul kalanlar, kocası gurbete gidenler, kaynanasından, kaynatasından, kayınından, eltisinden bir söze, bir harekete içerleyenler, gözyaşlarıyla incesazdan ağıtlarla karanlığa sığınırlardı…

İşte o anlarda köpek ulumaları bir hançer gibi karanlığı yarar da yüreğime saplanırdı.

Elektiriğin uzandığı, karanlığın aydınlığa döndüğü köylerde, kuytularda, köşelerde bugün cin de yok, peri de yok, köpek ulumaları da; salt iki ayaklı şeytanlar var ortalıkta dolanan.

Sağlık ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız…