inankalyoncu061 @ hotmail.com

Yaz geldiğinde gözünde hasret tüten, yüreğinde sevda yatan Karadeniz insanı yaşayabilmek için gittikleri şehirlerden geri dönmek için düşerler yollara.

Tatil onlar için bahanedir aslında…

Asıl amaç, memleket hasretini gidermektir…

Belki de, dağlarda nara atarak türkü söylemektir, çocuklarına, köyünü, tabancası ile nişana attığı yerleri, inek otlattığı yaylımları, ismini kazıdığı ağaçları, büyüdüğü yeri göstermektir…

Haa bir de, bu mevsimde yaşlıların yüreğini ayrı bir heyecan sarar. Çünkü gelecek olan evladının, çocuğunun, torununun yolunu gözlerler.

Güzel olduğu kadar da zor bir coğrafyadır Karadeniz…

Sırf, turistik gezi için bizim buralara gelip de bu tablo misali güzelliklere uzaktan bakanlar bu zorlukları göremezler. Onun için de burada yaşayanları bahtiyar insanlar olarak sayarlar. Tabiri caizse içi seni, dışı beni yakar…  

Bu zor ve bir o kadar da hoyrat coğrafya karşısında ayakta durmak hiç de kolay değildir.  Hele bir de burada yaşayan kadın olursa… Bu zor coğrafya kadın için ‘çile’ demektir. Kadın tarlada ve bahçede çalışır, inek besler, sırtında ormandan odun getirir.  Bu da yetmez, evin yemeğini, çamaşırını ve bulaşığını çekip çevirir. Bu bölgede kadının eğlenmeye ayıracak zamanı yoktur. Eğlence onun hayat kitabında yazmayan bir kavramdır. En büyük eğlencesi gittiği bir düğünde ya oynadığı horondur ya da izlediği…

Karadeniz’de kadın olmanın zorlukları coğrafi şartlarla ilgili değildir sadece…

Karadeniz erkeğinin keyfine düşkünlüğü de bu yörede yaşayan kadınların zorluklarının bir başka acı yüzüdür. Başka bölgelerde erkeklerin yaptığı birçok işi Karadeniz’de kadınlar yapar. Erkekler dışarıda para kazanır, bunun dışında ev ve bahçe işlerine karışmazlar.

Karadeniz’de ailenin bütün yükü ve sorumluluğu kadının üzerindedir. Evi onlar döndürmek zorundadır. Evin erkeği belli bir işte çalışmıyorsa sabahtan akşama kadar kahvehanelerde zamanını geçirir, akşam da öylece eve gelir. Hesap sorması gereken kadın olduğu halde, gün boyu kahvehanede oyun oynayarak vaktini boşa geçiren erkek, eve gelir gelmez hesap sormaya başlar. Yemeği önüne biraz geç gelmişse hemen çıkışır gün boyu çalışıp çırpınan eşine…

Bizim buralarda, Karadeniz’e paralel inen sıra dağlar kadınların azmine engel olamaz. Şehir kadınları düz yolda yürümekte zorlanırken, bu engelli coğrafyanın kadınları hiçbir engel tanımaz. Karadeniz kadını bu cennet gibi coğrafyada cehennem hayatı yaşar da yine de şikayetçi olmaz.  

Bizim buralarda ekili alanlar az olduğu için, ailelerin karnını doyurmaz, geçimini öyle kolay sağlayamaz. Onun için erkeklerin çoğu gurbettedir. Eşini ya yılda bir görür, ya o kadar da göremez. Kadınlar eşlerinin, çocuklar ise babalarının yolunu gözler aylarca…

Karadeniz kadını kışın köyde, yazın yaylada dur durak bilmeden çalışır. Eğer hava sisli ve çiseli ise kadınlar için orman günüdür. Hava güzel ve güneşli ise, kadınlar ellerine aldıkları tırpan ile çayır kesmeye koyulur. Yayla güneşinin altında, alınlarından akan boncuk boncuk ter, ana sütü kadar mukaddestir.

Bizim buralarda kadınların üzerine güneş doğmaz…

Karanlık ağarmaya başladığı vakitlerde kalkar sabah namazını kılarlar.

Güne besmeleyle, dualarla ve bereketle başlarlar.

Ve bir daha da tan ağarıncaya kadar yatmazlar.

Ahırda inekler, evde çocuklar, dışarıda işler onları bekler.

Bizim buralarda kadınların işleri asla bitmez.