1857’de yanarak can veren 129 fabrika işçisi kadın adına Birleşmiş Milletler örgütü bu günü “Kadınlar Günü” olarak tüm dünyaya armağan etti.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde, özellikle Kadın Haklarında “insan olmak ve insanca yaşamak” kayıt altına alındı. İstanbul Sözleşmesi, özgürlükler, iş koşulları, işçi-işveren ilişkileri, eğitim-öğretim, aile sorunları, yaşam koşulları en küçük ayrıntısına kadar saptandı.

Köle tacirlerinin ses yankıları Esir Hanın duvarlarından daha gitmemişken, Atatürk 1934’te, pek çok Avrupa ülkesinden önce kadına “seçme ve seçilmeyle birlikte insan olma haklarını” verdi.

İnsan olmak eğitimden-öğretimden, yetişmekten, çağın koşullarını yaratan kültürü almaktan geçer. Köleliği-cariyeliği kaldırmayan bir dinin mensupları olarak kadınlarımızı okullara rağmen çağın kadınlık kültürüyle donatamadık, çalıştırdık ama ekonomik bağımsızlığını veremedik. Kadına “düşünme, sorun çözme, sorunlarla boğuşma, bildiklerini, duyumsadıklarını, kendini ifade etme, olaylara tepki gösterme hakkını veremedik; Atatürk’e rağmen siyasette, ticarette, kültürde, sanatta, hukukta, bilimde erkeklerle birlikte yarıya yakın bir yoğunlukta göremedik; “haklarının” sahipliğinde, “ben de varım” diyen sesini, çığlığını meydanlarda duyamadık. Bunca yıl geçmiş olmasına karşın benim kadınım, hala özgür birey” olamadı, saç-baş, kılık kıyafet olarak düşünülüp değerlendiriliyor, coplanıyor, biber gazı sıkılıyor, gözaltına alınıyor.

Her yıl yüzlercesi öldürülüyor. Her gün binlercesi dayak yiyor, şiddet görüyor, darp ediliyor. Morarmış göz ve yüzle çekilmiş boy boy fotoğrafları gazetelerde çıkıyor. Ardından “eşim değil mi, döver de, sever de” açıklamasını yapıyor, şikayetçi olmuyor, haklarını aramıyor. Her ay yüzlercesi tacize ve tecavüze uğruyor, basının üçüncü sayfa haberlerini dolduruyor. Diyanet kadınlara “küsmeyin, darılmayın, kocanızın gönlünü alın” diye öğütler verirken, erkeklere “kadınlarınızı hoş tutun, baş tacı edin” aklını vermiyor, erkeklerin yaptıklarını, yanlış bile olsa “doğru” kabul ediyor.

1984’ten beri çocuklar-gençler “siyaseten terörizme kurban” ediliyor. “Oy kaybederim” korkusu, kaygısı ve endişesiyle, “terörizme” kesin çözüm bulunmuyor. “Vatan savunması, devletin ve milletin bekası” diyerek gençleri ateşin içine atıyorlar. Dünyada hiçbir ülkede, benim ülkemdeki kadar genç terörizmden ölmüyor. Otuz altı yıldır terörle ilan edilen savaş sürdürülüyor, bitirilmiyor.

Amerikalı anneler ve halk Vietnam savaşı bilançosuna isyan ettiler. Bıçak kemiğe dayandı. On yılda altmış bine yakın Amerika askeri öldü. Bir milyondan fazla Vietnamlı savaşçı, iki milyon civarında da sivil insan hayatını kaybetti. Milyonlarca Amerikalı ana sokakları, meydanları doldurdu. Ricırt Niksın’dan savaşın durdurulmasını istedi. 1973’te Amerika, Vietnam’dan tarihi yenilgisini alarak çekildi. “Amerikalı çocukların binlerce kilometre uzakta ne işi vardı?” İnsanın ciğeri yanınca her işte bu sorgulamayı yapıyor: “Çanakkale’de binlerce kilometre uzaktan gelen Anzaklar ne arıyordu?”

Emperyalizm böyle bir şeydi. İnsanın değeri yoktu. Onlar güçlüydü ve dünya onlara göre dönmeliydi. İngiltere sömürgelerinden topladığı insanları Türklerin önüne sürüyordu.

Suriye’de Rusya’nın ne işi vardı, Amerika niçin gelmişti? Türkiye’ye de ne diyor: “Sen yeter ki savaş, ben sana mühimmat veririm.” Türkiye’ye yaptırım uygulayan, parası ödenmiş savaş uçaklarını göndermeyen Amerika’ya inanılır, güvenilir mi? “Sen öl, savaş ve belini doğrultma.” 1877-1878 Osmanlı Rus Harbinden bu yana Osmanlı ayağa kalkabildi mi? Hele Balkan bozgunu ile tamamen tarih oldu. Birinci Savaşla Almanya ile ayağa kalkmaya, ölüyü

diriltmeye çalıştılar, Mondros ve Sevr’le Anadolu da elimizden gidecek oldu. Yaşamak tarihinden ders alanların hakkıdır. Türk ve dünya annelerinin kadınlar gününü kutluyorum.

Barış ve esenlik dileklerimle, sevgiyle kalınız…