Erkeğin kadına, kadının erkeğe “soyun, üremenin ve insanlığı devamı için” ihtiyaçları vardır. Bu “ihtiyaç” hem kadının, hem de erkeğin vücudunda, hoş görünebilmek için, organlarla, bezelerle, hormon ve kokularla çekim alanı yaratırlar. Benzer özellikler kimi hayvanlarda da vardır.

İhtiyaçlar karşılıklı olarak saygı ile başlayan, sevgiyle, anlayışla, hoşgörüyle, değer verme, değer bilmeyle süren, birbirlerinin haklarına sahip çıkan, koruyan bir sarmalın içinde insanileşirler. Bunları içselleştirmek erkeklik, kadınlık ve insanlık kültürünü alıp hazmetmeye bağlıdır. İçgüdülerle hareket eden hayvanlarda “bu kültür” yoktur ve bu kültür binlerce yıldan “buyana yaratılan insanlığın ortak malıdır.” “Birde” insanlığı, insanlıkta “biri” görebilmek evrensel kültürün ana kaynağıdır. Bu yüzden insan “evrenin kendisidir.”

“Doğuştanlığa” bağlı kalarak gerekli kültür alınmadan, “bilgi, düşünce hazımsızlığının yaşandığı” bir ortamda, “kör inanç ve hurafelerle” ne kadın, ne de erkek olunabilir. “Kadın ve erkek olarak doğulmaz.” İçinde yaşanılan toplumdan alınan bilgi, düşünce, kültür, davranış gibi kazanımlarla erkek olunur, kadın olunur. Eskiler söylüyordu: “Her beline peştamal bağlayan kadın, her başına şapka koyan erkek olsaydı, dünya kadın ve erkekle dolardı.” Ayna karşısındaki “kadınlık ve erkeklik kültürünü” almamışsa, süslenme, püslenme ile ne kadın olunur, ne de erkek.

“Kadınlık ve erkeklik” insanlığın ortak kültürüdür, ortak değeridir. Hiçbirinin bir diğerine üstünlüğü yoktur. Karşılıklı olarak sahip çıkılacak ve korunacak hakları vardır. Bu haklar birbirini tamamlar. Herkesin bu haklara yürekten saygı göstermesi gerekir. Ekonomi, özgürlüklerin temelidir. Ekonomik hakları elinden alınan kadın, ne kadar özgür bırakılırsa bırakılsın anneye, babaya, kocaya, kardeşlere; halaya-teyzeye, amcaya-dayıya muhtaçlıktan kurtulamayacaktır. Boynu bükük, kendisi ezik kalacaktır. Ayakları üzerinde duramayacak, yere sağlam basamayacak, “muhtaçlıktan” doğan bir tür köleliğin-cariyeliğin içinde yaşamını sürdürecektir; ağzını açamayacak, ömrü ağlama duvarına dönecek, gözyaşlarından derelere köprüler kurulacaktır. Herkes acınası bir ruh halinin içinde ona yaklaşacaktır; merhamet duyguları sömürülecektir. Bu da insanlık açısından çok aşağılayıcı bir durumdur.

İçinde yaşadığımız toplumda milyonlarca kadının ekonomik hakları, özgürlükleri, davranışları “erkekler tarafından gasp edilmiştir. Her hakkı, her özgürlüğü, her davranışı bağımsız değil, “erkeğe görelik” taşır. Erkeğin oluşturduğu şablonun içerisinde dağıttığı rollerde kadın “ikinci yaratıktır.” Çoğu yerde de “insandan sayılmaz”; hayvan gibi alınıp satılır.

Üniversite bitirmiş olmasına karşın, kadınlık kültürünü alamayan milyonlarca kadın, parasına el süremediği gibi, ağzını açıp kocasına karşı bir talepte de bulunamıyor. Evlendiği kız için elini zayıflatan bir erkek olmadığı gibi, evlendiği erkeği için işini, ekmeğini, özgürlüğünü terk eden milyonlarca kız var. Bunlar “gönüllü kölelerdir.” Özgürlüklerinden ve haklarından nasibini alamayan bu kızlar, “para yeme ve rahatlık için” kocalarının gölgesinde yaşamaya dünden razı oluyorlar.

Ekonomik özgürlüklerinden yoksun kadının zayıf taraflarından yararlanarak, “sayemde ekmek yiyorsun” demek bir soytarılıktır; bu soytarılık, ahlakı ve toplumları çürüten mikrop gibi bir anlayıştır. Karın doyuran “mülkiyet duygusunun da sahibidir.” Her türlü ahlaksızlığı yaşayabilir, her türlü haksızlığı, adaletsizliği yapma hakkını kendinde görebilir. Daha da ileri giderek takdir ettiği cezaları kadına infaz edebilir.

Tüm bunları irdeleyip anlamadığımız sürece, her yıl eski, hukuken boşanmış kocaları tarafından yüzlerce kadın sokak ortasında, ya kurşunlanarak, ya da sayısız bıçak darbeleriyle gözlerimizin önünde öldürülecek ve hiçbir şey yapılamayacak; devlet, polis,

yasalar aciz kalacak… Toplum olarak o kadınları hiçbir zaman anlayamayacağımız gibi, erkekleri kurtarmak ve aklamak için de “kadınların yanlışları üzerinden” bahaneler üreteceğiz. Oysa “hiçbir yanlışlık ölümden büyük, yaşamaktan yüce değildir.”

Her yıl yüzlerce kadın, çocuk tacize ve tecavüze uğruyor, öldürülüyor. Ve devlet ve yasalar, yargıçlar, polisler VE SİYASİLER VE TOPLUM VE TOLUMSAL DEĞERLER NEDEN KADINLARA VE ÇOCUKLARA YAPILAN BU ÇİRKİNLİKLERİ, İĞRENÇLİKLERİ ÖNLEYEMİYOR? Teoride ve pıratikte, anayasa ve yasalarla tüm toplum ve dünya bu davaya sahip çıkmadıkça, “cennet anaların ayakları altındadır” deyip yalan konuşmasınlar.

Kadınlar gününü kutluyor, barış ve esenlikler diliyorum…