Bilmiyorum okudunuz mu? İki Japon bilim insanı Makoto Aso ve İkuo Amano’nun yazdığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınlarının 664. “Japon Eğitim Sisteminin Kültür Kaynakları” adlı kitabını. 1986’da basılmış. Atatürk’ün yaptıklarının ne kadar yerinde olduğunu bir kez daha anlama olanağı veriyor. Eksiklerini giderme, olgunlaştırma yerine yozlaştırmayı yeğlediler.

“Mucize” sözcüğüne takıntımız var sanki. Olura, olmaza pek çok yerde kullanmaya bayılıyoruz bu sözcüğü. İnsanın bilgi, beceri, başarı sınırları konusunda yeterli deneyimimiz olmadığı ya da aklımız ermediği, düşünce çapımız yetmediği için mi “bu bir mucizedir” deyip geçiştirmeye çalışıyoruz? Örneğin: Almanya, İkinci Dünya Savaşında yerle bir oldu. Milyonlarca insanı öldü, binlercesi ülkesinden zorunlu göç etti, gitti. Savaşta yıkılmadık bir kenti, köyü, kasabası, fabrikası, atılmadık bir köprüsü, yolu, limanı, havaalanı kalmadı. Nasıl oldu da on beş yılda güçlü bir ekonomi, güçlü bir sanayi ve çok değerli bir para yaratabildi? Nasıl oldu da okullarını, üniversitelerini, fabrikalarını, tiyatrolarını, hastanelerini, kentlerini, kasabalarını eskisinden daha güzel ve yetkin olarak kurabildi? Nasıl oldu da bölünmüş, parçalanmış, “duvarla ayrılmış” ülkesini bütünleştirebildi? “Mucize” dediğimiz bu başarıyı nasıl oldu da gösterebildi? / işte bunları anlayamıyoruz, “mucize” diyoruz, her şeyi Tanrı’dan bekliyoruz.

İkinci Dünya Savaşında Amerika, hiçbir cephede Japonya’yı yenemedi. Pörl Harbır üssünde yediği baskın ile donanması felç oldu. Hiroşima ve Nagazagi’ye attığı atom bombalarıyla ancak Japonları durdurabildi, üç yüz bine yakın insanını öldürerek teslim alabildi. 1970’li yıllarda aynı Japonya, “yüzen fuarı” ile gerçekleştirdiği sanayi devrimi ürünlerini dünya pazarlarına çıkarırken Fıransa’ya da uğradı. Karşılayan General Dögol’ün yanında duran ufak tefek adamın kim olduğunu soran gazetecilere, Japon Başbakanı Eisaku Sato’yu, “kim olacak canım, tıransistörlü radyo satıcısı” diye tanıttı. Karikatüristlere bile bu yanıt malzeme oldu. O tıransistör ki, elektıronikte devrim yaratacak küçücük bir parçaydı. Savaştan sonra yirmi beş yıl içerisinde Japon sanayisi, ekonomisi dünyanın ikinci büyük devi oldu.

Almanların beceri ve başarısına nasıl “mucize” demişsek, Japonların “büyüme, kalkınma, ilerleme ve gelişmelerine de “mucize” dedik. Aslında mucize ile ilgisi yoktu. Her iki ülkenin ortak paydası “akıl, bilim, teknoloji, sanayi idi.” Bunu görmezden gelerek “teslimden sonra Amerika mandacılığına giren Japonya’nın atılımını” sınırsız sömürgen Amerika’nın “yardımına” bağladık. Şunu bir türlü görmedik, göremedik, görmek de istemedik: “Mucize” derken anlatmak istediğimiz, “öyle şeylere aklımız ermez, her şey Tanrı’dan, iyilik de, kötülük de, başarı da, başarısızlık da” deyip işin içinden sıyrılmak kolaycılığına kaçtık. Kalkınmayı “dine” bağladık, dine de “bühtan” eyledik. Oysa göklerden beklediğimiz mucizeyi önce Almanlar, sonra Japonlar gerçekleştirdi, şimdi de 1949’da bağımsızlığını kazanan Çin gerçekleştiriyor. Bu ülkelerin ortak tarafları “din” değil, “akılcılık, laiklik, bilim, teknoloji, sanayi” ve arka pılandaki ana kaynakları da müthiş bir “eğitim, öğretim görmüş, yetişmiş kaliteli, nitelikli çiftçi, işçi, işveren ve yetkin devlet yöneticileri” olan insanlarıdır.

Çoğumuzun “Japon milliyetçiliğine ve kimonosuna bağladığı “Japon mucizesi”, 1872’de, Meiji Döneminde başlayan düzenli, disiplinli eğitim seferberliğinin getirdiği okullardır. İlkokuldan üniversiteye kadar toplumun her kesimini içine alan “sistem”, “Japon duygu, düşünce ve inancıyla, Japon dili, edebiyatı ve kültürüyle” açtığı “binlerce ilkokul, ortaokul, öğretmen okulu, sağlık okulları, tarım, ticaret, zanaat, sanayi okulları ve mühendisliklerle” “akılcı, laik ve modern anlayışla yetiştirdikleri insanlardır. Onlarla toplumu hazırladılar”; atılımdan atılıma koştular. Her sorumlu “eğitim sistemindeki eksiklikleri” tamamlayarak, evrensel kalitede insan yetiştirdiler. “Eğitimde, tarımda, ticarette, sanayide ve düşüncede, Japon özgünlüğünü yarattılar, dünyaya Japon damgasını vurdular.”

Japonya’da “din mi” dediniz? Şintoizm ve Budizm, çok az sayıda da Hıristiyan var.

Barış ve esenlik dileklerimle sevgiyle kalınız.